“Yeşilçam Filmleri Biraz da Eski İstanbul’u Görmek İçin İzleniyor”
Haber: Betül Durdu06 Nisan 2015

Betül Durdu

 

Akbank Sanat’ta 2 Nisan 2015 Perşembe günü düzenlenen “Filmlerdeki İstanbul” başlıklı etkinlikte fotoğrafçı ve yazar Merih Akoğul, Türk sinemasının usta oyuncuları Ediz Hun ve İzzet Günay ile koleksiyoner Şerif Antepli’yi ağırladı.

 

Başrollerini oynadıkları Ediz Hun’un Tehlikeli Adımlar (1967) ve İzzet Günay’ın Vesikalı Yârim (1968) filmlerinden bazı sahnelerin gösterimiyle başlayan söyleşide, Yeşilçam sinemasının vazgeçilmez mekânı İstanbul şehri üzerine konuşuldu.

 

Ediz Hun ve İzzet Günay; seyircilere sinemaya ilk adım attıkları yılları, türlü imkânsızlıklarla nasıl mücadele ettiklerini anlattı. Ediz Hun, İzzet Günay gibi tiyatro kökenli olmadığı ve öncesinde hiçbir oyunculuk eğitimi almadığı için sinemaya başladığı yıllarda daha çok zorlanır. İlk filmi Genç Kızlar ile 1963’te Yeşilçam dünyasına giren Hun, 1975’te sex furyası filmlerinde yer almayı reddettiği için setlerden ayrılmak zorunda kalır. Türk sinemasında sex furyasının başlaması ile sadece Ediz Hun değil pek çok kıymetli aktör-aktris de sinemadan uzaklaşır. İstanbul daha çok bu furyadan önce filmlerde mekân niteliğini kazanır. Ediz Hun, eski İstanbul görüntülerinin sadece filmlerde kaldığını ve bu görüntülerde var olan şehrin yok olduğunu, yani mekânın anlamını kaybetmeye başladığına değindi.

 

Yeşilçam sinemasının fonunda İstanbul’un yer almasıyla ilgili olarak İzzet Günay da şehrin bütün köşelerini film çekmek için kullandıklarını ancak İstanbul’un hiçbir zaman dört başı mamur bir belgeselinin çekilmediğine değindi. Yeşilçam sineması aynı zamanda tarihsel bir belge niteliği de taşır. İzzet Günay’a göre film karelerinde oyuncuların arkasında kalan çok güzel bir İstanbul vardır ve seyirciler yalnız kendilerini değil o güzel İstanbul’u görmek için de hala bu filmleri izlemektedir.

 

Yeşilçam’ın maddi yetersizlikler sebebiyle birçok teknik eksiklerinin de konuşulduğu söyleşide Günay’ın vurgusu önemli: “O zamanın şartları altında yapılan en iyi şey buydu. Tabi ki bizim de günahlarımız olmuştur ama biz o günahları prodüktörlere aktardığımız zaman onlar da halkın böyle istediğini söylüyorlardı. Halkın boyunu hiç yukarıya taşımadık, hep aynı tuttuk. Bugün televizyon da aynı düzeyde, bir nevi Yeşilçam’ın yerini aldı. Halkı yukarı taşımıyor maalesef, aşağıya çekiyorlar.”

 

Şimdiye kadar pek çok sergide sinema pulu koleksiyonunu paylaşan koleksiyoner Şerif Antepli ise koleksiyonculuğun özellikle sinema tarihinin oluşmasındaki katkılarını anlattı. Koleksiyoncuk kişisel bir meraktan ibaret değil aynı zamanda kültürün de geleceğe aktarılması. Antepli’nin sözlerinden yola çıkan Ediz Hun ve İzzet Günay da bu gün ortadan kaybolmuş Türk filmlerinin varlığına değinerek, günümüze ulaşanların da çoğunun koleksiyonerler sayesinde izleyebildiğimizi hatırlattı. Samimi bir sohbet havasında gerçekleşen söyleşi seyircilerin soruları ve ardından katılımcılara takdim edilen teşekkür hediyeleri ile nihayete erdi.

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.