'Yozgat Blues'da Yeni Türkiye Resmi Çizdim'
: Barış SaydamFebruary 10, 2015

 

 

Barış Saydam

 

Bilim ve Sanat Vakfı’nda Sanat Araştırmaları Merkezi ve Türk Sineması Araştırmaları’nın ortaklaşa düzenlediği, “Hayal-i Ziruh’tan Sinemaya” başlıklı söyleşi dizisinin ikinci konuğu Mahmut Fazıl Coşkun’du. Etkinlik, yönetmenin son filmi Yozgat Blues’un gösterimi ile başladı. Sonrasında Coşkun ile bir sohbet gerçekleştirildi.

 

Filmin senaryosunu oluşturma ve yurtdışındaki fonlara başvurma sürecini anlatarak söze başlayan Coşkun, bu süreçte yaşadığı deneyimleri dinleyicilerle paylaştı. Özellikle filmin fikrî altyapısının oluşma sürecinde, bir pazar hâline gelen workshop ve fonların tehlikesine dikkat çekti. Son dönem Türk sinemasında sıkça rastladığımız, kimliksiz ve kişiliksiz “festival filmlerini” düşündüğümüzde, yönetmenin tespiti önemli. İlk filmlerini çeken pek çok yönetmenin kendi filmlerine olan güvensizlikleriyle pazar şartları birleşince, ister istemez tektipleşme ve pazara yönelik bir yapım ortaya çıkarma tehlikesi de baş gösteriyor. Bu açıdan Coşkun’un kendi kişisel deneyimlerini yansıtması ve özellikle o çarkın içerisindeki dinamikleri ifade etmesi sinemayla pratikte de ilgilenecek dinleyiciler açısından faydalıydı.

 

Sohbetin bir diğer önemli başlığı da Yozgat Blues’daki karakterlerin taşra ile olan ilişkisiydi. 1990 sonrası Türk sinemasının yeniden taşrayı keşfederek, karakterlerinin varoluşlarını ve çatışma unsurlarını taşra üzerinden ifade etme anlamındaki çabası muhakkak. Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu gibi kendi döneminin öncü yönetmenleri haricinde yeni jenerasyondan Seyfi Teoman, Belma Baş, Pelin Esmer ve Kaan Müjdeci gibi yönetmenlerin de taşraya dönüşleri esasında Türkiye’nin yaşadığı varoluşsal krizle de ilişkili kuşkusuz. Doğu ile Batı ve daha lokal anlamda merkez ile taşra ikiliği bu filmlerin de derinlerinde yatan temel motivasyon kaynakları. Mahmut Fazıl Coşkun da Yozgat Blues’un esas meselelerinden birinin bu olduğundan bahsetti. Filmdeki Yozgat’ın aslında gerçek Yozgat olmadığını, sıradan bir taşradan ibaret kaldığını, bunun da taşranın genelini ifade etmek için bilinçli bir şekilde tercih edildiğini söyledi.

 

Yozgat Blues’da Yavuz karakterinin İstanbul’dan Yozgat’a gitmesi ile Semih Kaplanoğlu’nun Yusuf karakterinin İstanbul’dan doğduğu kasabaya dönmesi arasında büyük bir fark var. Kaplanoğlu’nun karakteri için taşra bir şekilde varoluşu tanımlayan, aidiyeti, çocukluktaki mutluluk ve huzur mekânını hatırlatan bir ev, bir yuva iken, Yozgat Blues’da taşra karakterin içindeki boşluğu daha da net bir şekilde ortaya koyan bir metafor olarak karşımıza çıkıyor. Yusuf taşraya dönerek kendi geçmişiyle yüzleşip yeniden kendi varoluşunu anlamlandırırken, Yavuz ise taşranın boşluğu, çoraklığı ve merkeze (ve bir biçimde sanata) olan yüzeysel ilgisiyle kendi içindeki boşlukla yüzleşiyor. Mahmut Fazıl Coşkun merkez/taşra karşıtlığı ve günümüzde bir dönüşüm içerisine giren taşranın mevcut anlamının değişime uğraması üzerinden Yeni Türkiye resmi çizdiğini ifade etti. Bahsettiği Türkiye’ye dair detaylar vermesi sohbetin belki de en dikkate değer yanıydı. Başta Yavuz olmak üzere filmdeki diğer karakterlerin de temel motivasyonlarının oluştuğu nokta da burasıydı. Bu açıdan sohbetin verimli geçtiğini ve yönetmenin temel referans kaynaklarını dinleyicilere aktardığını söylemek mümkün.

 

Fotoğraf: Cemil Akgül