Ahmet Fehim'in Hatıralarında Erken Dönem Tiyatromuz
Barış Saydam - İnceleme August 02, 2015

"1926’da jübilesini yapan Ahmet Fehim Efendi, 2 Ağustos 1930 yılında, İstanbul’da vefat eder. Türk tiyatrosunda böylece bir devir de sona ermiş olur. Ahmet Fehim Efendi’nin ölüm yıldönümünde bizler de üstadı onun anılarında 1900’lerin başında İstanbul’da tiyatro ortamını betimlediği bölümle bir kez daha hatırlatmak istedik."

 

Erken dönem tiyatro ve sinema alanında faaliyetlerde bulunan Ahmet Fehim Efendi, 1856 yılında İstanbul’un Üsküdar semtinde doğar. Babası dönemin ünlü hattatlarından Abdülkadir Efendi’dir. Tophane Sanayi Okulu’ndan mezun olduktan sonra, İdare-i Mahsusa Fabrikası’nda tornacı olarak çalışır. Güzel Sanatlar Okulu’nda atölye şefliği yapar. 1877 yılında, Gedikpaşa Tiyatrosu’nda İki Sağır oyunuyla ilk defa sahneye çıkar. Fasulyeciyan’ın topluluğu ile Anadolu’da turnelere katılır. Bursa valisi Ahmet Vefik Paşa’nın isteğiyle Bursa’da tiyatro oyunları sergiler. Vefik Paşa’nın görevinden azledilmesinden sonra bir dönem Filibe’de oyunlar oynar. Tiyatrolar dolup taşmaktadır. Özellikle Moliére’den uyarlanan oyunların başarısı Ahmet Fehim’in de performansıyla birlikte dilden dile dolaşır.

 

İstanbul’a dönüşünde, Güllü Agop Gedikpaşa’daki tiyatrosunu bırakmıştır. Yeniden Gedikpaşa Tiyatrosu’nda görev alır. Sonra Minakyan Efendi’nin Osmanlı Dram Tiyatrosu’nda çalışır. İkinci Meşrutiyet ilan edildikten sonra Fehim Efendi ve Arkadaşları Komedi Topluluğu’nu kurarak Anadolu’da turnelere çıkar. 1914’te Darülbedayi’nin komedi bölümünde öğretmenlik yapar.

 

1919 yılında Malul Gaziler Cemiyeti adına, daha önce tiyatroda sahnelediği Mürebbiye isimli eseri sinemaya uyarlar. O dönemde Müslüman kadınların oyunculuk yapması yasak olduğundan, filmde Beyaz Rus kadınlar rol alır. Nijat Özön’ün “işgale sessiz karşı koyma” olarak nitelendirdiği film, işgal kuvvetlerince yasaklanır. İlk sansürlenen Türk filmi olarak sinema tarihimize geçer. Aynı yıl Darülbedayi’de sahnelenen Binnaz oyununu beyazperdeye taşır. Film, büyük bir ticari başarı yakalar ve yurtdışında da gösterilir.

 

1926’da jübilesini yapan Ahmet Fehim Efendi, 2 Ağustos 1930 yılında, İstanbul’da felç ve “mühlik bir mesane darlığı” (İ. Galip Arcan’ın ifadesiyle) neticesinde vefat eder. Türk tiyatrosunda böylece bir devir de sona ermiş olur. Ahmet Fehim Efendi’nin ölüm yıldönümünde bizler de üstadı onun anılarında İstanbul’da erken dönem tiyatro ortamını betimlediği bölümle bir kez daha hatırlatmak istedik.

 

 

 

“Sultan Mecid zamanında Beyoğlu’nda, şimdi Tokatlıyan’ın bulunduğu yerde (Ermenice ismi Aravelyan, yani Şark), Tiyatro sokağında Naum ve Ekler sinemasının bulunduğu yerde de Verdi tiyatroları vardı. Bu tiyatroları dıştan, bina itibariyle hatırlarım. Fakat çocukluğumuzda onlara san’at zevkiyle bakmak, içerisine girmek hiç aklıma gelmemişti. Gelemezdi de…

 

Bu tiyatrolar büyük Beyoğlu yangınında yanıp kül olmuştur. Tepebaşı Kışlık Tiyatrosu yangından sonra, Tünel’in ilk senelerinde yapılmıştır. Tiyatronun yapılışı biraz gariptir. O tarihte Beyoğlu Belediye Dairesi Müdürü olan Bulak Bey, Tünel kumpanyası ile pazarlığa girişir ve çıkacak toprakların araba başına Belediyece az bir ücret almak şartiyle Tepebaşı çukurluğuna dökülmesine müsaade eder. Bulak Bey, aldığı parayı hiçbir şeye sarfetmeden saklar… Günün birinde birçok çingeneyi getirir, Tepebaşı arsasına yerleştirir. Tenekeden, çerden çöpten kulübeler yapmalarına ruhsat verir. Fakat karşıdaki konak sahipleri, aristokrat ecnebiler bu rezaletlere tahammül edemez, Bulak Bey’e şikâyete giderler. O da cevap verir: ‘Para verin size orasını bahçe, tiyatro yapayım.’ Konak sahipleri çaresiz para toplarlar. Bulak Bey de tünelden alınmış para ile toplanan parayı birleştirir. Böylece Tepebaşı Kışlık Tiyatrosu ile bahçesini yaptırır.

 

Aravelyan tiyatrosunda Ermenice oyun oynayan Hekimyan, Seropyan, Altınderi, Arapyan, Zağakyan, Araksi Çilingiryan, erkeklerden de meşhur Minağyan, Ekşiyan, Büyük Benliyan, Fasulyeciyan, Nalyan, Güllü Agop, Ristuni, Triyans’dan oluşan bir trup vardı. Naum ve Verdi tiyatrosuna İtalyan opera ve Fransız kumpanyaları gelirdi. Naum tiyatrosunda büyük masraflarla verilen muhteşem temsilleri Sultan Mecid hiç kaçırmak istemezmiş. Hattâ tiyatronun açıklarını yardımlarıyla kapattığı olurmuş.

 

(…)Aravelyan trupu Ermeni yazarlarının eserlerini ve bir iki tercümeyi de ufak bir topluluk karşısında, ancak beş altı sene temsil edebilmiş. Nihayet dağılmış… Bu arada Güllü Agop, Türkçe oyun oynanmasını düşünür ve Naum tiyatrosunda İtalyan yazarı Goldoni’nin Don Gregoryo piyesi ile bir perdelik Odun Kılıç komedisini oynatır… Türk lisanı üzerine ilk piyes budur. Oyun gecesi, Avrupa görmüş, tiyatroya merakı ve vukufu olan Ali Bey de bulunmuş. Fakat tercümeyi bozuk bulmuş… Güllü Agop’u locasına çağırarak demiş ki: ‘Bu tarz iyi değil. Gelin biz size eserler hazırlayalım… Fakat temsilleri burada vermek doğru değildir… Çevre kozmopolit… Gedikpaşa’da Suliye cambazhanesinde devam ederiz…’

 

Bu cambazhane, Sultan Mecid’in takdirine mazhar olmuş ‘Suliye’ Sirme Kumpanyası için kerestesi Bahriye tarafından hediye edilerek inşa edilmiştir. Muattal olan bu Çirkola tiyatro haline sokulmuş ve Şemseddin Sami, Fehmi Şahap, Ali Beylerden bir edebî hey’et teşkil edilmiş. Nihayet temsillere, düzeltilmiş olan Don Gregoryo piyesiyle başlanmış. Burada Şemseddin Sami’nin Seyid Yahya, Besa ve Gave eserleriyle, sonradan edebî hey’ete dahil olan Namık Kemal’in Vatan’ı, aynı zamanda büyük ve önemli garp eserleri oynanmıştır.

 

Fakat bu aralık truptan ayrılan Nalyan, Leblebici Horhor Ağa adında bir operet yapıyor ve Çuhaciyan ile besteliyor. Temsillere Beyoğlu’nda başlıyorlar.

 

Güllü Agop, halkın fazlasıyla ilgisini çeken bu yeni çığıra karşı dayanabilmek için işi operetçiliğe dökerek Fransa’dan Nalpi, İtalyan Foçi isminde iki rejisörle İtalyan orkestra şefi Romano’yu getirir. Kuvvetli bir koro kurarsak garp operetlerinden Madam Ango, Gipojlé Girojla, Bel Elen vesâireyi sahneye koymaya başlar.

 

Fakat iş bununla kalmaz. Güllü Agop’a, İstanbul cihetinde hem de Beyazıt’ta, askeri misafirhanede meydan okuyan ikinci bir operet grubu ortaya çıkar. Bu ikinci grup Hovsep Yazıciyan’ın yazdığı ve İtalyan müzisyenin bestelediği Arifin Hilesi ve Çin Çiçeği’ni oynamaya başlar. Grubun içinde tenor Acemyan, primadonna Şazik gibi iki kuvvetli eleman vardı.

 

Güllü Agop topluluğunda iyi bir tenor, fakat hiç de iyi bir aktör olmayan Mihran Kuyumciyan, Küçük Karakaş, Büyük Karakaş, Siranuş, Asenik, Kuvari Şirinyan gibi mühim şahsiyetler bulunmakla beraber öteki iki topluluğa karşı koyamıyordu. Nihayet Güllü Agop, kumpanyasını dağıtacak gibi olmuş… 93 Muharebesi başlamış ve aktörlerinin mühim bir kısmı Rus cephesinde oyun oynamak için kaçmış…”

 

Ahmet Fehim Bey’in Hâtıraları, Haz. Hafi Kadri Alpman, İstanbul: Tercüman Yayınları, 1977, s. 21-25.