Beyaz Perdemizin En Popüler Yıldızı: Neriman Köksal
Söyleşi 15 Ağustos 2015

"İyi film mevzuunda prodüktörlerinde mühim rolü var. Prodüktörlerin maddi düşünceler dolayısıyla yersiz müdahaleleri iyi film yapılmasına mani oluyor. Bunun tamamen aksi de oluyor. Bazı prodüktörler iyi film yapmak için çırpınırken, bu sefer rejisörler uydurma sahnelerle filmi berbat ediyorlar."

Artist Dergisi, 22 Eylül 1960

 

Bugün memleketimizin en uzak köşelerinde dahi film yıldızlarından bahis açıldımı ilk akla gelenler arasında muhakkak Neriman Köksal’da vardır. Popüler yıldızımızın, evinde, objektifimizle tesbit edilmiş iki güzel pozunu görüyorsunuz.

 

Beyaz Perdemizin En Popüler Yıldızı: NERİMAN KÖKSAL

Feriköy’ün 15-20 sene evvelini bilenler, şimdi kocaman apartmanların doldurduğu yeşil sahalar üzerinde, erkek arkadaşları ile beraber top oynayan sıhhatli, neşeli, erkek arkadaşlarını hemen her sıçrayışta alt eden afacan bir kız çocuğunu da hatırlıyacaklardır. Pek uzak sayılmıyan o günleri yaşamış olanlar, bu afacan, kuvvetli ve sıhhatli kız çocuğunun günün birinde sinemamızın en popüler yıldızlarından Neriman Köksal olacağını asla düşünemezlerdi.

 

İşte pek uzak sayılmıyan o günlerin ele avuca sığmaz Neriman’ı, şimdi büyük yıldız Neriman Köksal, seyircilerinin en çok sevdiği ismi ile “Fosforlu Cevriye” oldu.

 

Foto muhabiri arkadaşımla Nişantaşında Hacı Emin Efendinin sokağına saptığımız zaman, bana dönerek:“Şimdi hatırladım… Yüz metre kadar ilerdeki apartmanda oturuyor. geçen sene fotoğrafını çekmek için gelmiştim.” dedi. Biraz ilerledikten sonra “işte burası” diye eliyle üç katlı bir apartmanı gösterdi.

 

Neriman Köksal bu apartmanın üçüncü katında oturuyor. Keskin Apartmanı. Zili çaldık. Karşımıza Uzun boylu, sarı saçları omuzlarından aşağıya dökülmüş, dolgun vücutlu, güler yüzlü bir hanım karşıladı. Siz de tanıdınız herhalde, Neriman Köksal’ın kendisiydi bu…

 

Oturma odasına geçtik. Hoş geldiniz dedikten sonra:“Biraz daha gelmeseydiniz, bir arkadaşımın evine gidecektim.”

 

Saatime baktım. 13.30 da geleceğimizi söylemiş olduğumuz halde 20 dakika geç kalmıştık. Bu kadar bir zaman beklemek zor gelmişti.

 

İzah ettik:

“ – Cağaloğlu ile burası epey uzun mesafe, Sonra vesait meselesi…”

Mecmuadan ve yazılardan konuşurken Milli boksörlerimizden Vural İnan girdi odaya. Köksalın kız kardeşi ile evli… Gayet Kibar efendi bir genç. Ringin bu yırtıcı delikanlısı ile şimdi karşımda oturan bu efendi genç arasında bir irtibat kuramıyordum.

 

Biraz sonra kapıdan esmer bir hanım göründü. Neriman Köksal arkadaşım diye takdim etti. Esmer hanım zoraki bir tebessümle mukabele ettikten sonra, hemen Neriman Köksal’a dönerek:

“– Kuzum vakit geçiyor, hadi çabuk işini bitir de gidelim” Foto muhabiri arkadaşımızla birbirimize bakıştık. Ne demek oluyordu? İşini bitir de gidelim. İşi bitirmek bu Neriman Köksal’dan ziyade bizi ilgilendiren bir mesele idi, görüşmeğe biz gitmiştik, o gelmemişti. Sualler bitince işte bitmiş olacaktı. Sonra Madem bu kadar acele işler vardı, neden müsait zaman olarak bu saati seçmişlerdi. Neyse biz esmer hanımı kendi kibarlık anlayışı ile baş başa bırakıp Neriman Köksala dönelim.

 

Köksal meseleyi izah etmek zorunda kaldı:

“– Efendim bu gün her şey birden bastırdı. Bizimkini bu gün İzmire yolcu edeceğiz. Sonra arkadaşımla bir yere kadar gideceğiz. Bir taraftan resim çektirirken bir taraftan da siz suallerinizi sorsanız?”

 

Başka türlü hareket etmenin imkânı yoktu. Resimler çekilirken bende bir taraftan suallerimi sormaya başladım. Kalem elimde not alırken “nasıl böyle iyi mi?” diye bir laf işitiyorum. Başımı kaldırıp bakınca bunun benimle ilgili olmayıp, foto arkadaşıma pozun şekli hakkında sorulmuş bir sual olduğunu anlıyorum. Bu karışık hava içinden, işte böyle karışık bir röportaj çıkıverdi ortaya…

 

Neriman Köksal 1929 yılında Rami’de doğmuştu, oradan Feriköy’e göç etmişler. Çocukluk yılları bu semtte erkek çocuklar gibi top oynamakla, uçurtma uçurtmakla, yaramazlıkla geçmiş. 20 yaşında iken, 1949 yılında, sinemaya intisap ederek Refik Halit Karay’ın Çete isimli romanın filminde Rus Prensesi rolünü oynamış. Bu hadiseyi şöyle anlatıyor:

 

“– Bir gün Ayazpaşa’dan Taksime doğru ilerliyordum. İsminin Çetin Kkaramanbey olduğunu söyliyen genç bir adam yanıma yaklaşarak filmde oynamak isteyip istemediğimi sordu. Ben de hemen kabul ettim ve bu suretle sinemaya ilk adımımı atmış oldum.”

 

Bu mesleğe karşı evvelce içinizde bir arzu var mıydı?

 

“– Sinema artisti olmayı hiç düşünmüyordum. İçimde de sinemaya karşı en ufak bir istek yoktu. Tesadüflerin neticesinde, ani olarak, kendimi bu muhitin içinde buldum.”

 

Köksal, konuşurken sıksık, kaşlarını kaldırarak “ne biliyim… Nasıl Söyleyim…” gibi kelimeleri kullanıyordu. Güler yüzlü ve neşeli bir kadın. Hadiselere ehemmiyet vermez, umursamaz bir hali var. Hayatı daima nikbinlik perdesi arkasından görmeye alışmış. Ciddi meseleler üzerinde kafa yormayı fuzuli addeden ekolün mensuplarından…

 

Şimdiye kadar çevirdiğiniz filmler?

“– Tam 65 tane film çevirdim. Bunların isimlerini bir bir hatırlamama imkan yok. Ama en beğendiklerimi sayabilirim size.”

 

 Evet, onları sayın.

“– Fosforlu Cevriye, Kızımın Başına Gelenler, İstanbul Canavarı, Hürriyet Şarkısı, Devlerin Öfkesi, Şahane Kadın ve Kara Belâ.”

 

Köksal filmleri saymasını henüz bitirmiştiki kapının zili uzun uzun çaldı. Koşarak kapıya gitti. Biraz sonra salona saçları dökülmüş dolgun yanaklı, güler yüzlü bir adam girdi. Memleketimizin tanınmış rejisörlerinden Nevzat Pesen gelmişti. Biraz sonra İzmire hareket edecekti. Ayak üstü bir iki kelime konuştuktan sonra, bavulunu alıp gitti.

 

Hangi rejisörleri beğenirsiniz?

“– Hepsini beğenirim. Bilhassa Nevzat Pesen. Lütfi Akad ve… neydi ismi hatırlıyamadım, durun bakiyim. İşte hep böyle olur istediğim zaman uçup gider aklımdan. İsmini unuttuğumu duysa ne der kim bilir?”

Foto muhabiri arkadaşımıza ayrı bir kıyafetle poz vermek için elbisesini değiştirmek üzere gittiği iç odadan:

“Hatırladım, Aydın Arakon, Aydın Arakon, en beğendiğim rejisörlerden biridir o” diye bağırıyordu.

 

Değişik bir elbise ile salona geldi. Koltuklardan birine oturdu. Bacak bacak üstüne atarak poz verdi. Elbisenin yakası oldukça kapalı idi. Bacaklarının görünmemesi için eteklerini mümkün olduğu kadar çekerek:

“– Üst tarafı kapalı, bacaklarını neden açmış derler. Onun için iyisimi her tarafı kapatmalı” dedi ve kapattı…

 

Neriman Köksal hemen hemen en çok film yapan yıldızlarımızdan biri idi. Ayrıca simamıza uzun müddetten beri emeği geçmiş bir sanatkârdı. Sinema konusunda, sinemamızın gelişmesi yolunda güzel şeyler söyliceğini tahmin ederek sordum:

Sinema hakkında düşünceleriniz?

“– Gün geçtikçe ilerliyoruz. İleri bir seviyeye ulaşmış sayılırız. Daha çok ilerlememiz için imkanlarımız olmalı. Mesela filmlerimizi dışarıya satabilmeliyiz. Buradan temin edeceğimiz paralarla iyi filmler yaparız. Daha iyi ve modern imkanlar temin etmiş oluruz.”

 

Cevap enteresandı. Bir çok sanatkârlarımızın aksine, Neriman Köksal, önce film ihraç etmeyi, ondan sonrada film yapmayı düşünüyor.

Devam etti:

“– Bu gün İtalyan filmleri her tarafta beğeniliyor. Bizim filmlerin onlardan aşağı kalır tarafları yok. Bir Gina’ları bir Sofia’ları var… Baldırını bacaklarını gösteren filmler çeviriyor, onunla öğünüyorlar. Onlar kadar imkan bizde de olsa çok daha iyi filmler yapabiliriz. İyi film mevzuunda prodüktörlerinde mühim rolu var. Prodüktörlerin maddi düşünceler dolayısıyla yersiz müdahaleleri iyi film yapılmasına mani oluyor. Tabii her prodüktör böyle değil… Bunun tamamen aksi de oluyor. Bazı prodüktörler iyi film yapmak için çırpınırken, bu sefer rejisörler uydurma sahnelerle filmi berbat ediyorlar.

 

Film çevrilirken bir sürü hatalar görüldüğü halde bunları düzeltmek yoluna gitmezler. Bir sahnenin çekilmesi bittikten sonra, burasını beğenmedik derler sonra yenisini çekmeden olduğu gibi bırakırlar. Biz sanatkarlar kendi başımıza bir şeyler yapmağa gayret ediyoruz. Bu çalışma ile bundan fazlasını beklemek haksızlık olur. Biz sanatkarların bir çok dertleri vardır. Bunların halledilmesi lâzım. Her şeyden evvel bir sendikamız olmalıdır. Bir artistin menejeri bulunmalıdır. Menejerler bizim namımıza film şirketleri ile temasta bulunmalıdırlar. Film yıldızlarının yazıhane yazıhane dolaşması doğru değildir. Ama şimdi bütün bunları kendimiz yapıyoruz. Bu meseleler halledilirse daha iyi bir seviyeye ulaşabiliriz.”

 

Bir kadın yıldızda ne gibi vasıflar ararsınız?

Uzun saçlarını arkaya doğru atarak:

“– Bu konuda bir ayrım yapmak lâzım. Karakter rollerine çıkanlarda güzellik unsurunun pek ehemmiyeti yoktur. Bunun misallerine bütün dünyada tesadüf edilir. Bu istisna haricinde bir kadın yıldızın evvela muntazam bir vucüt, hoşa giden bir yüz güzelliğine ve bilhassa bana göre uzun ve güzel saçlara ihtiyacı vardır.

 

Köksal’ın saçlarına baktım. Uzun güzel saçları, güzel yüzünün etrafını, divan edebiyatı şairlerine beyitler yazdıracak kadar itinalı bir şekilde sarıyordu. Sarıya kaçan bir kumrallıkta uzun dalgalı saçlar…

 

Saçlarınızın esas rengi böyle midir?

“– Hayır, açık kumraldır. Benim bir berberim var. Mimoza berberi Nurettin. Hep ona boyatırım. Görenlerin hepsi bayılıyor bu saç rengine.”

 

Saçlarına fazla düşkün olduğu belli oluyordu.

İyi bir yıldızın vasıflarını sayıyordunuz. Devam edelim.

“– Evet nerde kalmıştık. Tamam. Güzel uzun saçları olmalı, sonra iyi, uysal olmalı, benim gibi ev işlerini de anlamalı. Bilhassa bizim yıldızların ev işlerinden anlamaları lâzım. Aşçı, hizmetçi tutacak kadar kazanmıyoruz. Hem dışarıda filmlerde çalışıyor, hem evde işlerimiz kendimiz görüyoruz.”

 

Köksal iki işi bir arada görüyordu. Benim suallerimi cevaplandırıyor, Foto Kâmil’in arzusunu yerine getirmek için elbise değiştiriyor, salonun şurasında burasında poz verip duruyordu.

 

Tiyatroda oynamağı düşünüyor musunuz?

“– Hayır hiç aklımdan geçirmedim. Her gece 9 dan 12 ye kadar evimi terkedemem. Çalışma şartları zor. Geçen gün Münir Özkul, yeni açacağı Aksaray tiyatrosunda oynamam için, bir teklifte bulundu. Tiyatronun ilk oynıyacağı Sevgili Gölge adlı eserde, başrolu vermek istedi. Kabul etmedim. Perdede oynamak daha zevklidir, daha kazançlıdır ve daha rahattır. Tiyatro daha zor, hem rol ezberlemek var, hem seyirci önünde hata yapmadan oynamak lâzım. Sinemada bir hata yaparsanız, sahne yeniden çekilir ve seyirci hiçbir zaman işin farkına varmaz. Ama tiyatroda böyle mi?”

 

Köksal kitap okumaktan fazla hoşlanmıyor. Eğlenmeyi ve eğlenceyi seven bir san’atkâr. Bunun neticesi en çok müzikten, danstan, içkiden hoşlanıyor.

“– Hem Türk musikisini hem batı müziğini severim. Alaturka şarkılardan bu günlerde en çok ‘Aylar geçiyor sen bana hala geleceksin’ ve ‘Gönlüm yaralı bilmiyorum yar bana ne oldu?’ Alafrangadan en çok Nat King Cole’u severim. ‘Ruby and Pearl’ şarkısına bayılıyorum.”

 

Köksal, denizi, ata binmeyi, tenis oynamayı, bunlardan daha fazla da samimi arkadaşları ile içki içmeyi seviyor:

“– Arkadaşlarımla toplanıp içki içmek en çok sevdiğim şeylerden biridir. Çok güzel içki masası hazırlarım. Davetlim olduğu günler sabahtan önlüğümü giyer mutfağa girerim. Bütün mezeleri elimle hazırlar, sofraya bir bir dizerim. Akşam misafirlerim gelince her şey yerli yerindedir. İkide bir kalkıp şunu bunu getirmek yok. İçkiler yanı başımızda günün tadını çıkarmağa bakarız.”

 

Hangi içkiyi seversiniz?

Sinemamızın Fosforlu Cevriyesine bu suali sormakta hata ettiğimi daha kelimeler ağzımdan çıkar çıkmaz anlamıştım. Bu dinamik güzel kadının hangi içkiyi sevdiğini tahmin etmem lâzımdı:

“– Rakıyı, yeni rakıyı, diye cevap verdi.”

 

Çok gülen çok yaşarmış derler, ben bu sözün daha başka şekilde söylenilenini beğeniyorum. Çok eğlenen eğlenmesini iyi bilen çok yaşarmış… Gülmek için, neşeli olmak için, dertli, üzüntülü olmamak lâzımdır. Üzüntüyü gideren en iyi çare bence eğlenmektir. Neriman Köksal uzun yaşıyacak ve daima genç kalacak bir kadın… Eğlenmekten ve neşeli olmaktan başka düşüncesi yok gibi geldi bana…

 

Filmlerinizde ne kadar ücret alıyorsunuz?

“– 12.500 ile 15.000 lira arasında. Teklif edilen rollerin hepsini kabul etmem. Kendime uygun bulduklarımı seçerim. Bu sene iki film çevirdim. Biri Devlerin Öfkesi, diğeri Şahane Kadın. İkisini de çok beğeniyorum.

 

En beğendiğiniz üç film sayar mısınız?

“– Yabancılardan Parisli Kız, Öğleden Sonra Aşk ve Üç Sevgili…”

 

Hayatınızın en büyük heyecanı?

“– İlk filmimi çevirirken duydum.”

 

Gördüğünüz yabancı filmlerdeki hangi rolü oynamak istersiniz?

“– Gilda Filminde Rita Haywort’un rolünü.”

 

Yurt dışına çıkmak, seyahat etmek istermisiniz?

“– Böyle bir zevkim yok. Yabancı memleketleri göreceğim diye bir arzu duymadım hiç bir zaman. Paramı boş yere oralarda harcamam. Bu gençliğin birde ilerisi var. O günleri düşünerek hareket etmem lâzım. Şimdilik niyetim Şişli taraflarında bir ev satın almak. Seneye inşallah bir evim olacak.”

 

Köksal’ın evinin içi rengarenk çiçeklerle süslenmiş. Duvarların üzerinde sarmaşıklar bir birleriyle kucaklaşmışlar. Hayatın hep sevilen taraflarını seçmesini bile bir sanatkâr. Foto arkadaşım sordu:

Evvelki ziyaretimde bu kadar değildi bunlar. Herhalde yenilerini satın aldınız?

“– Hayır yenisini satın almadım. Gördüklerinizdir bunlar. Çiçekleri çok severim. Canım gibi bakıyorum onlara. Yeşil, iç acıcı renktir. Daima yeşili görmek isterim.”

 

Esmer hanımın acele etmesine rağmen bir buçuk saate yakın bir zaman Neriman Köksal’la konuşmak imkânını bulduk. Fazla oturarak yeniden bir “Hadi Neriman Geç kalıyoruz” hitabına maruz kalmamak için, ayrılmak üzere ayağa kalktık. Neriman Köksal, milli Boksörümüz Vural İnan’la birlikte kapıya kadar uğurladı bizi.

 

Geldiğimiz yollardan geriye dönüyorduk. Foto Kamille konuşmamız hep Neriman Köksal hakkındaydı. Filmlerde seyrettiğimiz Neriman, ayniyle karşımızda idi. Yapmacıksız, açık sözlü, neşeli, güler yüzlü, hayatı pembe gözlüklerle seyretmek kudretini gösterecek kadar iyimser bir kadın…

 

Not: Söyleşide yer alan yazım ve imla hataları metnin aslına sadık kalınarak aktarılmıştır.