Sinema Hakkında Notlar - 4 -
Cevdet Reşid - Belge August 23, 2015
1921'de Yarın dergisinde Cevdet Reşid'in yazdığı yazıların dördüncüsünde yazarın serzenişlerinin yanı sıra çözüm önerileri mevcuttur: "Biz ne zaman Avrupa ve Amerika komisyonlarına film satabilirsek o zaman sinema âleminde yaşayabiliriz."

 

 

Üç Silahşorlar gibi uzun filmler müteaddid[1] programlarda gösterilebilirler. Hâlbuki filmlerin merkez sıkletini[2] hadd-i vustâ[3] itibarıyla 1800 metreye sığabilen mevzular teşkil eder.

 

Vaz-ı sahne[4] eden zât[5] bir filmin ruhudur demiştik bu ruhun bulunduğu bedenin kan damarları artistler, azası da operatördür.

 

Şimdi en ameli bir şekilde bunları görmek için şöyle bir fantezi yapmaklığıma müsaade ediniz.

 

Film döndüreceğiz. Kanaatimiz var ki adapté[6] iktibas edilmiş filmler daha yüksek sıfatla meydana geliyor. Sinemada ayrı, ayrı birer chef d’oeuvre[7] şaheser olabilecek hatırımıza gelen iki eseri intihâbda[8] hiç tereddüt etmeyelim. “Handan” ve “Salon Köşelerinde” memleketimizde pek çok kimseler sinemacılığa heves ettiler. Bu teşebbüsleri pek çok takdir ederim. Yalnız hepsi mukadder olan akıbete uğramasalardı.

 

Memleketimizdeki sinema “ekran”ları değil bir sinema şirketini beslemeyi hatta bir filmin bile masrafını örtecek kadar çok değildir.

 

Biz ne zaman Avrupa ve Amerika komisyonlarına film satabilirsek o zaman sinema âleminde yaşayabiliriz.

 

Garbın sermayeleri milyonlara çıkan müesseselerine rekabeti hatırımıza getirmeyelim çünkü biz parayı bulsak bile sanat züğürdüyüz.

 

Fikrimce kendi vesâitimizle bu işe başlamak bir hatadır. Emin olalım ki ne Darülbedayi sahnesinde alkışladığımız güzide aktörlerimiz ne de Beyoğlu caddelerinde ve barlarda sinemalarda gördükleri evzâʻ[9] ve etvâra[10] uzanan heveskârlarımız bizi garb “ekran”larında temsil edebilirler. Sinema artisti olmak için ayrıca bir sanat terbiyesine ihtiyaç vardır. Her ne kadar Fransa’da Joubé[11] Jube gibi Sévrin Mars[12] Sevren Mars gibi sahne artistleri pelikül üzerinde de büyük bir muvaffakıyet temin ediyorlarsa da bunlar birer istisnadır. Sonra unutmamalıdır ki Jube bir Cabotin[13] değil bütün ruhuyla sanatkâr, sanattan yüksek bir sanatkârdır. Hem de emin olunuz hatta Jube bile hayatında bir defadan ziyade metür ansenlerin[14] şu itâbına[15] uğramıştır:

 

Fakat azizim… Hayır... Kendinizi sahnede zannetmeyiniz.

 

Hiç unutmam. Mösyö “Lui Dellük”ün[16] la fumée noire siyah dumanı döndürülürken komedi Fransız artistlerinden Madam Ève Francis[17] bir telefon sahnesini on dakika tekrar etmiş metür ansenin tekdirleri[18] altında sanatkâr izzet-i nefsi ezilerek âdeta ağlayacak bir hâle gelmişti.

 

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

 

[Latinize: Samime İnceoğlu ve Ayşe Yılmaz]

 

[1] Müteaddid: Birçok.

[2] Sıklet: Ağırlık.

[3] Hadd-i vustâ: Orta sınır.

[4] Vaz-ı sahne: Sahneleme.

[5] Zât: Kişi.

[6] Adapté: Uyarlanmış, iktibas edilmiş.

[7] Chef d’oeuvre: Şaheser.

[8] İntihâb: Seçme.

[9] Evzâʻ: Haller, durumlar.

[10] Etvâr: Tavırlar.

[11] Romuald Joubé: 1876-1949 tarihleri arasında yaşamış Fransız aktör.

[12] Séverin-Mars: 1873-1921 tarihleri arasında yaşamış asıl ismi Armand Jean de Malafayde olan Fransız aktör.

[13] Cabotin: Kötü oyuncu, komedyacı.

[14] Metteur en scène: Sahneye koyan, yönetmen.

[15] İtâb: Azar, paylama.

[16] Louis Delluc: 1890-1924 tarihleri arasında yaşamış Fransız empresyonist yönetmen, senarist ve eleştirmen.

[17] Èva Louise François: 1886-1980 tarihleri arasında yaşamış Belçikalı aktris.

[18] Tekdir: Azar.