Şehnaz Dilan: 'Ben Mesleği Çok Sevdim'
Barış Saydam - Söyleşi August 26, 2015

İzmir’de futbol oynayan ve ileride başarılı bir sporcu olmayı düşleyen Şehnaz Dilan’ın hikâyesi bir külkedisi masalından çok uzaktır. Güzelliğiyle 80’li ve 90’lı yıllarda Türkiye’nin peşinden koştuğu ünlü yıldızın hayatının her anı mücadeleyle geçer

İzmir’de futbol oynayan ve ileride başarılı bir sporcu olmayı düşleyen Şehnaz Dilan’ın hikâyesi bir külkedisi masalından çok uzaktır. Güzelliğiyle 80’li ve 90’lı yıllarda Türkiye’nin peşinden koştuğu ünlü yıldızın hayatının her anı mücadeleyle geçer. Futbolcuktan mankenliğe, oyunculuktan şarkıcılığa uzanan hayat hikâyesinin gerisinde mücadeleyi hiç bırakmayan bir kadın vardır. Ertem Eğilmez, Zeki Ökten, Bilge Olgaç ve Şahin Gök gibi yönetmenlerle çalışan, Yeşilçam’ın yetiştirdiği son önemli oyunculardan Şehnaz Dilan, 90’lı yıllarda Hülya Avşar’la birlikte televizyon ve sinema dünyasının en çok aranan oyuncusudur. 2000’li yıllara gelindiğinde sağlık problemleri de oyuncunun peşini bırakmaz. Son olarak geçtiğimiz haftalarda vizyona giren Oğuz Gözen’in Yağmurlu Gecede Gülperi filminde oynar. Yeniden beyazperdede yer alacağının müjdesini verir. Yüzden fazla film ve dizide rol alan Şehnaz Dilan’la hem kariyerini ve rol aldığı filmleri hem de mesleğine olan bağlılığını konuştuk.

 

Sinemaya başlamadan önce İzmir Filizspor’da futbol oynuyorsunuz. İsterseniz konuşmaya öncelikle gençlik döneminizden başlayalım.

 

İzmir’de, 1979’da futbola başladım. Amcam İzmir’de spordan sorumlu bölge müdürüydü. 83 yılının sonlarına doğru, annem vefat edene kadar futbol oynadım. Annem vefat etmeden önce birkaç kere de podyuma çıktım. Günde dört saat idman yapıyorduk. O arada yüzmeye de gittim, voleybol oynadım, bisiklet yarışlarına katıldım ama en çok futbolu sevdim. Çok ünlü bir sporcu olmak istiyordum. Bütün bunlar amcamın sayesinde oldu. Sonra birkaç kere daha podyuma çıktım. Annem vefat ettikten sonra halamın yanına İstanbul’a geldim. Yavaş yavaş mankenlik yapmaya başladım. En büyük reklâmı da Fransızlar Türkiye’ye geldiği zaman yaptım. Reklâmlarında oynatmak için Türkiye’nin en güzel vücutlu kadınını arıyorlardı. Benim de o dönemde futbol oynadığım için vücut ölçülerim 90-60-89’du. Mankenlere göre kaslı bir vücudum vardı. Bir anda parlamama en büyük etken onların beni seçmesi oldu. Sonra da zaten film teklifi geldi.

 

İlk film teklifi kimden geldi, hatırlıyor musunuz?

 

Kızlar Sınıfı filmi için kız arıyorlardı, beni seçtiler. Ondan sonra İlyas Salman’la beş film daha çektim. Mankenliği bıraktım ve sinemaya ağırlık verdim.

 

Filmlerde oynamadan önce hiç sinemacı olmak gibi bir idealiniz var mıydı?

 

Oyuncu olmak benim hiç aklımda yoktu. Teklif gelince olur dedim. Bu mesleği sevdim. Sabah beşte altıda kalkıyordum, gece yarılarına kadar çalıştığım oluyordu. Zor işleri seviyordum. Para hiçbir zaman kazanmadık. Ben mesleği çok sevdim. Tanınmak için bu mesleği seçmedim.

 

İlk başta İlyas Salman’lı filmlerde oynuyorsunuz, sonra da İbrahim Tatlıses’le bir seri başlıyor. Bu filmlerin sizin için bir basamak olduğunu düşünüyor musunuz?

 

Bunların arasında hatalar da yaptım. Bir Orhan Gencebay’la, Adile Naşit’le oynayabilirdim. Ferdi de (Tayfur) öyle. Şarkılı türkülü filmlerde oynamayı çok istemedim. Daha çok sosyal içerikli filmleri tercih ettim. Bir mesaj vermek istedim.

 

Sinemada karar kıldığınızda ailenizin tepkisi nasıl oldu?

 

Ailem kabul etmedi. Önce bana butik açmayı teklif ettiler. Sinemayı bırak dediler. Ben hiçbirisini istemiyorum, film çekeceğim dedim ve çektim. Ben sinemayı çok sevdim, o yüzden kocamı bile boşadım.

 

Ertem Eğilmez’in yönettiği Âşık Oldum filminde Şener Şen’le başrol oynadınız. O teklif nasıl geldi?

 

Ertem Bey beni aradı. Gittim. Saçını topla dedi, topladım. Sal dedi, saldım. Gözlerini ger dedi, gerdim. Sonra sana estetik yaptırmayacağım, böyle istiyorum seni dedi. O sette bağırdığı zaman hep ağlıyordum. Set ortamını çok da bilmiyordum. Ona küfür çok yakışıyordu ama ben çok tazeydim o dönemde. Bir de sinemadan bir tek ben vardım, geri kalan hepsi tiyatrocuydu. En ufak benim, en çok bana bağırıyor deyip ağlıyordum. Filmi çekerken ata bindim. At aldı beni götürdü. Ertem Bey dedi ki, durdur atı. Ben de bu araba değil ki, nasıl durdurayım dedim. İçimden de ‘Allah kahretsin öleceğim galiba’ diyorum. At beni bir götürdü, hayvanın başında indim. Saçlarını yolmuşum. Sonra filmi bitirdik. Ama ben Ertem Bey’den çok korktum tabii.

 

Sonra Ertem Eğilmez Arabesk filminde de sizin oynamanızı istiyor ama siz rolü reddediyorsunuz.

 

Arabesk filmi için beni aradılar. Ertem Bey film çekecek, yanına git diyorlar. Ben de gitmem diyorum. Keşke gitseydim. Çok pişmanım. İşte genç kızlığa geçiş ya da ergenlik diyeyim, korku mu diyeyim, ne diyeyim yani pişmanım.:

 

Ertesi yıl Zeki Ökten’in yönettiği Yoksul’da Kemal Sunal’la oynadınız. Zeki Ökten ve Kemal Sunal’la çalışmak nasıldı?

 

Zeki Ökten çok sabırlı bir yönetmendi. Kemal Sunal’la bir sahnemiz vardı. İçimden, “Şehnaz başrol oynuyorsun, gülme” diyorum. Kemal de şarkı söylüyor. Beni gülme tuttu. İki tost, bir çay diyeceğim. Tam da yüz yüzeyiz. O benim lafımı söylemez mi. Adamın suratına bir güldüm. Sonra da özür dilerim Kemal Bey, kendimi tutamadım, şimdi geçecek derken en sonunda Zeki hoca dedi ki: "Şehnaz’ın krizi geldi, yarım saat mola."

 

Çalıştığınız önemli yönetmenlerden biri de Bilge Olgaç. Onunla ilgili düşünceleriniz neler?

 

Bilge Olgaç’la Gömlek’i çektik. Zaten o filmi çektikten sonra vefat etti. Beraber bir de TRT’ye dizi çekecektik. O konuda çok şanssızım. Bazen çekim yaparken, Şehnazcığım bir prova daha derdi. O bir iki derken, ben anlardım, o rolü beğenmediğini. Ama rolün nasıl yapılacağını göstermezdi. Kafasındaki oyunu bulana kadar tekrarlardık. Filmde bir dayak sahnesi vardı. Köyde babalar kızlarını nasıl döverler? Ben babamdan dayak yemediğim için bilmiyorum. Dedim bir kere de çekelim. Vallahi o tekmeler nereden geldi nereye gitti anlayamadım, pata küte girişti. Bir kere de çektik o sahneyi.

 

Bu üç yönetmenin filmlerinde çalışan biri olarak, üç yönetmenin film çekim tekniklerini nasıl yorumluyorsunuz?

 

Ertem Eğilmez dudak hizana kadar bakardı. Mesela hafif gül, biraz daha, bu kadar güleceksin derdi. Santim santim seni incelerdi. Saçlarını böyle topla, burnunu böyle kaldıracaksın gibi… Yani hem oyun hem de güzellik hastasıydı. Azarlama huyları yoktu, sakinlerdi. Bazı yönetmenler var öyle, sette sürekli bağırıp çağırırlar. Herhalde evde eşleriyle kavga ediyorlar, onun sinirini sette çıkarıyorlar. Bize değil ama setteki emekçilere. Ben asla setimde böyle şeylere izin vermedim. Olduğu zaman da iki kere üç kere müdahale ettim. Bana kızıyor gidiyor ona bağırıyor.

 

Ali Özgentürk’ten de size teklif geliyor.

 

Ali Özgentürk’ten Çıplak diye bir film teklifi geldi. Sonradan da yurtdışında ödül aldı. O zamanın parasıyla elli milyon lira teklif ettiler. Etiler’de kirada oturuyordum ve çok kötü durumdaydım. Akademide çıplak poz veren kadınların hikâyesiydi. Düşündüm. Ben çocuğum doğmadan önce erotik pozlar vermiştim ama onları geride bırakmıştım. Çok düşündüm, üç kere konuştuk. Kabul etmedim. İyi mi yaptım, iyi yaptım.

 

Bir dönem şarkıcılık da yapıyorsunuz.

 

Eşimden boşandığım dönemde, 1993’ten sonra şarkıcılığa başladım. İbrahim Tatlıses ve Oya Aydoğan’la. Müslüm’le (Gürses) çok çalıştım. Tek başıma solistlik yaptım. Bunları yapmak zorundaydım. Çünkü çocuklarıma bakmak zorundaydım.

 

Şahin Gök’ün çektiği Eskici ve Oğulları’nda ödül de alıyorsunuz ama yine ücret olarak size geri dönüşü olmuyor bunların.

 

Evet. Büyük imkânsızlıklar içinde o filmi çektik. Sonra o filmle ödül de aldım. Ama ödül beni doyuruyor mu? Doyurmuyor. Zamanında Turgut Özal beni Ankara’ya çağırdı. Çalışmam gerekiyor o dönem, parasızım. Oraya gitsem ne olacak? Yani gitsem ne değişecek. Gitmedim. Film çektim. Gidemediğim için üzüldüm ama benim karnımı mı doyuracaktı. Sinemadan hiçbir zaman doğru dürüst para kazanmadım. Şener Şen’le film çektiğim zaman, Nişantaşı’nda yerin altında oturuyordum. Evde fareler dolaşıyordu. Bir tane koltuk yoktu evde. Hakkımızı hiçbir zaman vermediler. Telif hakları yasası hiç çıkmadı. Koruma olmadı. Emeklilik paramı babam ödedi. O olmasa şimdi nasıl ödeyecektim onu. Hiç kimse kızmasın, gücenmesin. Hakkımızı vermediler. Hâlâ da vermiyorlar. On altı, on yedi yaşında sinemaya girdim. Otuz sene olmuş. Bu işi biz çocuklarımıza bir gelecek bırakalım diye yaptık.

 

Bu dönemde şarkıcılık yaparken bir yandan da muhafazakâr filmlerde oynuyorsunuz. Bu bir çelişki oluşturmuyor muydu?

 

O işte pavyonda çalıştığım dönemdi. Ben şarkımı söyleyip iniyordum sahneden. Nasıl bir yerde çalıştığımı bilmiyordum. Bir gazete haberiyle öğrendim. Çekim yapmak için geldiler. Programdan sonra çekim yaptılar. Ertesi gün manşetten haber yapmışlar: “Şehnaz pavyona düştü” diye. Ben de patronu aradım. Doğru söyleyin dedim. Sonra herkes kaçtıktan sonra anladım. Patronuma çok kızdım. Söyleseydik çalışmazdın dedi. Doğru, söyleseydi çalışmazdım. Para kazandın mı diyeceksin, hayır. Benim altımda çıkan kadınlar gitti ev aldı. Sonra gece kulüplerini bıraktım. Beş yıldızlı otellerde solist olarak çalıştım.

 

2000’li yıllarda çektiğiniz film sayısı düşüyor, bunun sebepleri neler?

 

2000’de benim kızım dünyaya geldi. Ameliyat çok ağır geçti. Sekiz dokuz ay kalkamadım. İki buçuk sene de onu emzirdim. Yurtdışına gidip çalıştım. Çok iyi para kazandım. Bu sefer de ailemden biri gelip beni dolandırdı. O evi alma, bu evi al dedi. O ev parasını da aldı benden.

 

Gani Şavata’nın Saddam’ın Askerleri filmini de sanıyorum yarım bıraktınız?

 

O filmde seti bırakıp gittim. Filmde bir atın ölümü vardı. Dedim ki, bu atı öldüreceksiniz ve içinizden biri de buna dur demiyor. Gidiyorum dedim ve seti bıraktım. Sonra da atı öldürmüşler galiba. Sürükleye sürükleye hayvan öldürülür mü film için?

 

Hastalığınızdan sonra ilk defa Oğuz Gözen’in Yağmurlu Gecede Gülperi filmiyle sinemaya geri dönüş yaptınız. Bu filme nasıl dâhil oldunuz?

 

Oğuz Gözen’le birlikte Vadullah Taş’tan böyle bir teklif geldi. Oğuz hocayla birlikte iyi ki de çekmişiz. Çünkü sette çok iyi insanlar tanıdım. Vadullah Taş’ın özellikle yüzü çok iyi. Şener Şen nasıl kırkından sonra yıldız olduysa, onda da öyle bir potansiyel var. 

 

Fotoğraf: Cemil Akgül