Atina’da “Erken Sinema” Buluşması
Peyami Çelikcan - Yorum September 15, 2015

Uluslararası akademik etkinliklerin arttığı erken sinema alanında yeni bir uluslararası konferans daha hayata geçti. "Balkanlar’da ve Yakın Doğu’da Erken Sinema Uluslararası Konferansı” 5-7 Haziran tarihleri arasında Atina’da gerçekleştirildi. 

Sinemanın farklı coğrafyalarda ortaya çıkış şekli ve sinema ile seyirci arasında oluşan ilişki oldukça heyecan verici hikâyeler içeriyor. Bunları keşfedip ortaya çıkarmak ve farklı ülke hikâyeleriyle diyalog geliştirmek giderek kolaylaşıyor ve tabii yaygınlaşıyor da.

 

Dijitalleşme, hiç de öngörülmeyen bir şekilde, sinemanın erken dönemlerini yeniden keşfetmemize imkân sağladı. Film müzelerinde ve arşivlerinde itina ile korunan fakat yaygın bir kullanıma giremeyen her tür film, dijitalleştirme sayesinde kendileriyle kurulacak her tür diyaloğa açık hâle geldi, geliyor. Bu nedenle sinemanın ilk dönemlerine ilişkin araştırmalar çoğalırken, erken sinema filmlerinin gösterim imkânları da hızla gelişiyor. Sessiz filmlerin restore edilerek görüntü kalitelerinin yükseltilmesi ve dijital kopyalarının gösterim kolaylığı, film festivalleri içinde erken sinema filmlerine özel programlar düzenlenmesine imkân sağlıyor.

 

Bu kapsamda, ülkemizde de önemli ilk adımlar atılmaya başlandı. 2014 yılında ilk kez Kino İstanbul, İstanbul Modern, Hollanda Eye Film Museum ve İstanbul Şehir Üniversitesi tarafından “İstanbul Sessiz Sinema Günleri” etkinliği düzenlendi. Bu etkinlik kapsamında, yine ilk defa, Avrupalı sinemacılar tarafından Osmanlı topraklarında çekilen filmlerin bir araya getirildiği “Osmanlı’dan Sinema Manzaraları” programı gerçekleştirildi. Aynı program, Gezici Film Festivali’nde de yer aldı.

 

Uluslararası akademik etkinliklerin de arttığı erken sinema alanında, yeni bir uluslararası konferans daha hayata geçti. Hellenic Open University ve Filmicon Dergisi’nin ev sahipliğinde, University of Athens, Greek Film Archieve, İstanbul Şehir Üniversitesi ve Aristotle University of Thessaloniki tarafından desteklenen “Balkanlar’da ve Yakın Doğu’da Erken Sinema Uluslararası Konferansı” 5-7 Haziran tarihleri arasında Atina’da gerçekleştirildi. Erken sinema çalışmalarına ilişkin sorunların toplam on iki oturumda tartışıldığı uluslararası konferansta, on yedi adet film de gösterildi. Filmler, Aristotle University of Thesssaloniki University öğrencilerinin oluşturduğu, 8HM2/3 adlı müzik grubunun canlı performansıyla seyredildi. Filmlerin bir kısmı daha önce İstanbul’da gerçekleştirilen “Osmanlı’dan Sinema Manzaraları” programında da gösterilmişti.

 

Erken sinemacıları Atina’da buluşturan konferansın en dikkat çekici yönlerinden biri çağrılı konuşmacılarıydı. Ana teması “Balkanlar ve Yakın Doğu” olan konferansın çağrılı konuşmacıları bu temaya uygun olarak özenle seçilmişti. Balkan sineması konusunda ülkemizde ve dünyada bir otorite olarak tanınan Dina Iordanova, İran ve Orta Doğu sinemasında öncü çalışmalarıyla bilinen Hamid Naficy ve Mısır sinemasındaki uzmanlığıyla tanınan Viole Shafik konferansta yaptıkları konuşmalarla çok önemli bir kavramsal ve kuramsal çerçeve oluşturdular. Çağrılı konuşmacıların konuşmalarına geçmeden önce, oturumlarda sunulan bildirilerin genel bir değerlendirmesini yapmak daha doğru olacaktır.

 

 

Erken Yunan Sineması

 

Konferans oturumları içinde dikkat çekenlerden ilki, “Erken Yunan Sineması’na Yaklaşımlar” başlıklı oturumdu. Bu oturum, Yunan sinemasının ilk dönemi konusunda aydınlatıcı bilgiler sundu. Konu Yunan sineması olsa da, sinemanın ulusötesi yapısı, herkesi ilgilendirebilecek konu ve sorunlar gündeme getirdi. Nick Poulakis Erken Yunan Sinemasında Müzik” başlıklı bildirisinde, 1938 yılında Yunan-Mısır ortak yapımı olarak çekilen The Refugee Girl/Mülteci Kız filmi örneğinde müzik kullanımını ele aldı. Örnek filmin Yunan-Mısır ortak yapımı ve Mısırlı bir yönetmen Togo Mizrahi tarafından çekilmiş olması bu bildiriyi daha da ilginç kıldı.

 

Bu oturumdaki ilginç bildirilerden bir başkası ise,  Mary Kapi tarafından sunulan Yunan-Türk Filmi O Kakos Dromos (Yanlış Yol): Tiyatro’dan Sinema’ya Başarısız Bir Geçiş Örneği” adlı bildiri oldu. Kapi’nin bildirisi, yönetmenliğini Muhsin Ertuğrul’un yaptığı, İstanbul’da çekilen ve başrollerinde Yunan tiyatrosunun yıldızlarından Kyveli ve Marika Kotopouli’nin yer aldığı bir filmi temel alması sebebiyle ayrıca önem kazandı. Sadece birkaç dakikalık bir parçası korunabilen söz konusu filmi, tiyatrodan sinemaya geçiş sürecinde oyuncuların adaptasyonu açısından inceleyen Kapi, oyuncuların yeni aracın gerekliliklerini bilmeden eski aracın özelliklerini aktarmaya çalıştıklarını belirtti.

 

Erken Sinema ve Balkanlar

 

Dina IordanovaBölgesel sinemalar üzerine odaklanan oturumlardan bir diğeri ise “Erken Sinema ve Balkanlar: Kuram ve Tarih” başlıklı oturum idi. Bu oturumda, Balkanlar’daki ilk film çalışmalarını konu edinen Irini Stathi ve Peter Kardjilov’ın bildirileri dışında, Leonidas Liambeys’in “Balkanlar’da Savaş ve Barış Belgeselini Yapmak” adlı bildirisi de ilginçti.

 

Belgesel filmin aynı zamanda yapımcısı olan Liambeys, Andreas Apostolides, Rea Apostolides ve Yuri Averof’un yönetmenliğini yaptığı 2014 yapımı belgeselde, Birinci Dünya Savaşı’nın sebep olduğu gelişmeleri Balkanlar’da yaşayan insanların bakış açılarıyla ve farklı ülkelerden uzmanların değerlendirmeleriyle ele alıyor. Türkiye’den de aralarında Fikret Adenir (Sabancı Üniversitesi); Ayhan Aktar (İstanbul-Bilgi Üniversitesi) ve Edhem Eldem’in (Boğaziçi Üniversitesi) bulunduğu uzmanların görüşleri yer alıyor.

 

Kolonyal Sinema

 

Erken Sinema konferansında bölge odaklı iki oturum daha vardı: Sırbistan ve Adalar.  Bu oturumlar içinden, Adalar’daki erken sinema dönemini ele alan “Kolonyal Sinema ve Yunan Adaları” başlıklı oturum hayli ilginçti. Andreas Guidi’nin “Rodos Adası’nda İtalyan Sineması ve Faşist Propaganda” başlıklı bildirisinin dışında, iki ayrı bildiri de Kıbrıs Adası ile ilgiliydi.

 

Christina Kouppi “Kıbrıs’ta Sinemanın Kökenleri: İngiliz Yönetiminde Çekilen Üç Film” başlıklı bildirisi, filmlerde nasıl bir Kıbrıs ve Kıbrıslı sunulduğunu ya da sunulmadığını çarpıcı bir biçimde ele aldı. Jonathan Stubbs da Kıbrıs (1929) filmi özelinde aynı sorunu ele aldığı bildirisinde, Kıbrıs’ın söz konusu filmde, İngiliz İmparatorluğu’nun vitrini olarak temsil edildiğini gösterdi.

 

Erken Sinemada Modernleşme

 

Atina’da düzenlenen Erken Sinema Konferansı’nda, erken sinemaya ilişkin oldukça geniş bir yelpazede yer alan çeşitli sorunlar da tartışıldı. Bunlar içinde, “Erken Sinemada Şehir Modernleşmesi” başlıklı oturum İstanbul, Atina ve Tahran örneğinde çok verimli bir tartışma ve karşılaştırma imkânı sürdü. Çağan Duran “Erken Türk Sinemasında Beyaz Ruslar” konulu bildirisinde İstanbul’a göç eden Ruslar’ın sinemamız üzerindeki etkisini modernleşme bağlamında ele aldı.

 

Golbarg Rekabtalaei ise “Şehri Sinemada Haritalamak: Erken Sinema ve Tahran’ın Uzamsal İmgelemi” konulu bir bildiri sundu. Rekabtalaei, çok farklı etnik ve dini topluluklarla kozmopolit ve modern bir merkez haline gelen Tahran’ın filmlerdeki temsilini tartıştı. Aynı oturumda, Manolis Arkolakis ise benzer bir tartışmayı Atina üzerinden yaptı. “Yaşayan Resimler ve Atina’da Modern Hayatın Oluşumu” başlıklı bildirisinde Arkolakis, hızlı endüstrileşme ve sosyal hareketlilik ile modernleşen Atina’da, film seyretme deneyiminin serbest zaman faaliyeti olarak nasıl yer edindiğini ele aldı.

 

Bu oturumun ilginç bildirilerinden bir diğeri ise, Nezih Erdoğan’ın erken sinema kazaları üzerine odaklanan bildirisiydi. Önemli bir mazereti nedeniyle konferansa katılamayan Erdoğan’ın erken sinema filmlerinin seyir keyfini bozan, güvenliği tehdit eden boyutlarına dikkat çeken araştırmasını dinleme fırsatı bulamasak da, okuma şansı bulabileceğiz.

 

Elizabeth Thompson' Sunum Yapıyor

 

Erken Sinemada Ulus

 

Erken Sinema Konferansı’nın en ilginç oturumlarından birisi de “Ulusal’ı İzlemek” başlıklı oturumdu. Bu oturumda erken sinemada ulus temsili ve ulus kimliği filmler ve filmleri çekenler üzerinden tartışıldı. Panayiota Konstantinakou’nun “Erken 20. Yüzyıl Yunan Yaşayan Tabloları (Tableaux Vivants): Ulus’u Sahnelemek” bildirisi oldukça farklı bir örnek olay üzerinden ulus temsilini tartıştı. Avrupa’da 19. yüzyılda yaygınlaşan ve Yunanistan’da 20. yüzyılın başında gelişen Yaşayan Tablolar, bir grup insanın belli bir konu çerçevesinde tiyatral bir tarzda konuşmadan poz vermesi esasına dayalı bir anlatım biçimidir. Dolayısıyla tiyatro kadar, resim ve fotoğraf ile de ortak özellikleri vardır. Konstantinakou bildirisinde, üst sınıfların antike’den modernite’ye sürekliliği olan bir ulus kimliği oluşturma çabasının bir ürünü olan tabloların analizini yaptı. Yaşayan Tablolar’ın üst sınıfların bir manifestosu olduğunu belirtti.

 

Elizabeth Thompson da, “Erken Arab Sinemasında, İmparatorluk Sınırı İçinde Toplumsal Cinsiyet” başlıklı bir bildiri sundu. Thompson sunumunda Kahire, Beyrut ve Şam örneğinden hareketle Osmanlı İmparatorluğu ve sonrasında kolonyal farklılığın ulus ve kadın temsilini nasıl etkilediğini tartıştı. Deborah A. Starr ise Togo Mizrahi’nin İskenderiye’de çektiği filmleri konu ettiği bildirisinde, Two Delegates (1934) ve The Watchman (1936) filmlerini analiz etti.

 

“Ulus’u İzlemek oturumunun son bildirisi ise Manaki Kardeşler ve Sigmund Weinberg üzerine idi. Marian Tutui’nin sunduğu bildiride, Balkanlar’ın bu iki öncü sinemacısı üzerine gerçekler ve spekülasyonlar üzerinde duruldu. Tutui bildirisinde, Manaki Kardeşler’in Belgrad ve Bükreş’te bulunan iki filmi üzerinde durdu. Bir de Sultan Mehmed Reşad’ın Manastır Ziyareti filminin Bükreş’teki gösterimine ilişkin yeni bir ilânı açıkladı. Weinberg’in ise kökeniyle ilgili olarak Türk belgelerinde Romanyalı olduğunun belirtildiği ve bu konuda araştırma yapılması gerekliliği üzerinde durdu. Özellikle İstanbul Romanya Başkonsolosluğu arşivini adres olarak göstermesi dikkat çekti.

 

Erken Sinemada Öteki

 

Erken Sinema Konferansı’nın bir başka oturumunda “Sinemada Öteki” konusu tartışıldı. Benim de aralarında bulunduğum panelistler, erken sinema filmlerinde öteki olarak Doğu’nun sunumunu ele aldı. Vasiliki Tsitopoulou’nun Sultan’ın Portresi: 1920’lerde Sinema ve Osmanlı Tebaaları” adlı bildirisi Sultan II. Abdülhamit’i konu edinen Jalma la double (1928) adlı film ekseninde sinema ve Osmanlı tebaaları konusunu inceliyor. Tsitopoulou, filmin Ermeni kökenli eski Osmanlı vatandaşı yapımcısı Louis Nalpas ve oyuncuları Hugues Bagratide ve Acho Chakatouny hakkında Abdülhamit’in ailesi tarafından açılan davanın evraklarını incelemiş. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıldığı ve yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu bir dönemde, Osmanlı hanedanı ile sinemacılar arasındaki bu hukuk mücadelesi oldukça ilgi çekici bir olay.

 

Sinemada Öteki oturumunda bir başka bildiri ise Mısır sinemasıyla ilgiliydi. “Erken Mısır Sinemasında Doğu: Öz-İmge ve Diğerleri Tarafından Algılanması” başlıklı bildiriyi sunan Henriette Bornkamm, 1930’larda ortaya çıkan Alman sürgünleriyle Avrupa ülkelerine, Amerika’ya göç eden Alman sinemacılar dışında, Mısır’a göç edenlerin de var olduğuna ve bunların Mısır sinemasının parlak bir dönem yaşamasına katkıda bulunduğuna dikkat çekti. Alman sinemacıların Mısır’daki faaliyetlerinin yok sayıldığını belirten Bornkamm, bu dönemde Mısır’da çekilen filmlerde temsil edilen Mısır’ın Mısırlılar ve Avrupalılar tarafından nasıl algılandığını tartıştı.

 

Andronika Martonova ise az bilinen bir başka erken sinema gerçeğine dikkat çekti. “Bulgar Perdesinde Asya ve Asya Sineması” başlıklı bildirisinde Uzakdoğu filmlerinin Bulgar sinemalarında yaygın gösterim imkânı bulduğunu ve bu nedenle Japon, Çin, Kore sinemalarının seyirci arasında popülerleştiğini anlattı. Siyasi ve ekonomik koşulların yönlendirmesiyle Bulgaristan’da bir dönem Asya sinemasının parlaması yine sinemanın ulus-ötesi özelliğini vurgulayan önemli bir örnek oldu.

 

Bu oturumda ben de, “Avrupalı Sinemacıların Osmanlı Dünyasına Sinematik Bakışları” konulu bir bildiri sundum. Yazınn girişinde belirttiğim “Osmanlı’dan Sinema Manzaraları” adlı gösterim programında yer alan kurmaca-dışı filmleri incelediğim sunumumda, Avrupalı sinemacıların nasıl bir Osmanlı/Doğu/Orient yansıttıklarını örnekler üzerinden anlattım. Özellikle seyahat filmleri üzerinden modernlik öncesi şehir manzarası unsurları olarak mezarlıklar, kadınlar, geleneksel üretim ve tüketimin merkezi pazar yerlerine dair oluşturulan imgeleri analiz ettim.

 

Erken Sinema Konferansı’nın ilginç oturumlarından bir diğeri “Görsellik, Sinematik Algı ve Metinlerarasılık” başlığını taşıyordu. Bu oturumda Türkiye’den iki araştırmacının bildirisi de yer alıyordu. Bunlardan ilki Serkan Şavk’ın Eremyan Çelebi Kömürcüyan’ın Osmanlı İstanbul’una ilişkin seyahatnamesinin analizine dayanan bildirisiydi. Şavk’ın oldukça farklı ve yenilikçi bildirisi 17. yüzyılda yazılmış bir metnin sinemasal özelliklerini  ortaya çıkarıyor. Şavk yazılı anlatımın aslında nasıl da güçlü bir sinematik potansiyel oluşturduğunu çarpıcı örnekler üzerinden paylaşıyor.

 

Bu oturumun ikinci bildirisi ise Canan Balan’a aitti. “İslam, Ölüm ve Erken Sinema: Said Nursi Öğretilerinde Bir Metafor Olarak Film adlı bildirisinde Balan, yine yazılı metin üzerinden bir analiz yapıyor. Said Nursi’nin kitaplarındaki sinemaya dair görüşleri inceleyen Balan, Said Nursi’nin sinemaya yüklediği ilahi anlamlarla tanımladığı “ilahi sinema” anlayışını analiz ediyor.

 

Erken Sinema Konferansı’na Türkiye’den katılan başka araştırmacılar da vardı. Bunlardan Dilek Kaya Mutlu ve Sencer Yeralan, 20. yüzyıl başında İzmir Kordon’daki sinema salonları üzerine yaptıkları kapsamlı bir araştırmayı sundular. Çok etnikli Kordon bölgesinde azınlıklar tarafından açılan ve sonra yangınlar dolayısıyla yıkılan sinema salonlarını dijital ortamlarda yeniden canlandıran araştırma, erken sinema çalışmaları için ilham verici farklı bir boyut taşıyor.

 

Türkiye’den konferansa katılan bir başka araştırmacı ise Özde Çeliktemel-Thomen’di. “Osmanlı İmparatorluğu’ndaki (1896-1909) Erken Sinema Düzenlemelerini Anlamak” başlıklı bildirisinde Thomen, 1876-1909 yılları arasında Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki belgeleri tarayarak sinemaya dair ilk düzenlemeleri incelediği bildirisi, başta İstanbul olmak üzere İzmir ve Selanik’i de içine alıyor.  Thomen’in bildirisi, erken sinema düzenlemeleri üzerinden dönemin yöneticilerinin sinemaya bakışını da ortaya koyuyor.

 

 

Çağrılı Konuşmacılar

 

Erken Sinema Konferansı’na üç önemli isim çağrılı konuşmacı olarak katıldı: Dina Iordanova, Viole Shefik ve Hamid Naficy. Üç konuşmacı da, çok önemli kavramsal ve kuramsal tartışmaların zeminini oluşturarak konferansa dikkate değer bir katkı sağladılar.

 

İlk çağrılı konuşmayı yapan Dina Iordanova, “Hikâye’yi Nasıl Anlatırız? Alternatif Coğrafyalar, Girift Tarihler, Muzaffer Milliyetçilikler” başlıklı konuşmasında oldukça önemli tespitlerde bulundu. Iordanova’nın konuşması özellikle sinemanın ulus-ötesi yapısına yaptığı vurguyla önem kazandı. Birinci Dünya Savaşı’nın olağanüstü koşulları büyük göç dalgalarıyla sosyal hareketliliğe yıllarca sürecek bir ivme kazandırdı. Bu hareketlilik, Iordanova’nın da belirttiği gibi, Beyaz Rusları İstanbul’a, Kahire’ye ve başka büyük merkezlere sürükleyerek bu ülkelerde yeni bir alan olarak sinemanın gelişmesine imkân sağlamıştır.

 

Göç dalgası Beyaz Ruslarla sınırlı değildir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Alman göçmenler de Mısır’da sinemanın doğuşuna ve gelişimine öncülük etmiştir. İran sinemasındaki öncü adımlar da Ermeni göçmeni yönetmenler tarafından atılmıştır. Türkiye’de ise Yahudi göçmeni Sigmund Weinberg sinemamızdaki öncü isim olmuştur. Dolayısıyla pek çok ülkede sinemanın gelişimi nüfus hareketleriyle yer değiştiren kişiler aracılığı ile mümkün olabilmiştir.

 

Iordanova’nın ulus-ötesi sinema vurgusu, bir diğer çağrılı konuşmacı olan Hamid Naficy’nin konuşmasında güçlü bir karşılık buldu. İran sinemasının doğuşunu anlatan Naficy, Ovanes Gregory Ohanians’ın İran sinemasında çok önemli bir yeri olduğunu belirtti. Ama kendisi İranlı değil, Türkmenistan’da doğan bir Ermeni idi. Moskova’da film eğitimi almış sonra İran’a yerleşmiş bir göçmen olan Ohanians, İran’da ilk oyunculuk okulunu açmış, ilk film stüdyosunu kurmuş ve ilk kurmaca filmleri çekmişti. Abi ve Rabi (1930) ile Hacı ve Film Aktörü (1933) adlı çektiği ilk filmlerinde Farsça, Rusça ve Fransızca ara-yazılar kullanan Ohanians da ulus-ötesi sinema yaklaşımına iyi bir örnek teşkil etmektedir.

 

Çağrılı konuşmacılardan Viole Shafik de Mısır sineması örneğinde ulus-ötesi kavramıyla olmasa da, çok-kültürlü kavramıyla benzer bir tartışma gerçekleştirdi. Badr Lama’nın 1928 yapımı A Kiss in the Desert (Çölde Bir Öpücük) filmindeki kahramanın giydiği pelerinle başlayan kültürel otantizm tartışmalarının, yönetmenin kimliği sorununu alevlendirdiğini belirten Shafik, bu tartışmaların film üretiminin çok-kültürlü yapısını açığa çıkardığını belirtti.

 

Hamid Naficy’nin konuşmasında dikkat çeken bir başka husus ise, İran sineması örneğinde Ortadoğu sinemalarında geçerli olabilecek üretim ve tüketim biçimine ilişkin geliştirdiği tanımlamalardı. Hollywood’un endüstriyel üretim tarzından farklı olarak, İran’da filmin atölye üretimi olduğunu belirten Naficy, yönetmenin de bir zanaatkâr yaklaşımı ile film yaptığına dikkat çekmektedir. Sinemaya ilişkin farkın sadece üretim bağlamıyla değil, tüketim bağlamıyla da farklılaştığını vurgulayan Naficy, 1920’li yıllarda açık hava sinemasındaki film seyretme deneyimini bir resim eşliğinde anlatarak bu farklılığı etkileyici bir şekilde ortaya koydu. Sinema modern bir araçtı ama seyir “pre-modern” özelliklerini koruyordu. Üstelik filmin üretimi de pre-modern özellikler taşıyordu.

 

Sonuç

 

Bu yıl ilki düzenlenen Uluslararası Erken Sinema Konferansı’nın ana temasını Balkanlar ve Yakın Doğu’da Erken Sinema oluşturdu. Bu nedenle, Romanya’dan Sırbistan’a, Makedonya’dan Bulgaristan’a, Yunanistan’dan Türkiye’ye, İran’dan Mısır’a ve Kıbrıs’a kadar oldukça geniş bir coğrafyada, erken sinemanın kimi zaman farklı ama çoğunlukla ortak hikâyelerini keşfetme imkânı bulduk.

 

Bu konferanstaki çalışmalar da gösterdi ki, sinemanın değişik ülkelerdeki gelişimi birbiriyle kesişen geniş ortak alanlar oluşturuyor. Bu ortak alanları dikkate almadan, “ulusal sinema” tarihi oluşturma çabası gerçekçi ve akademik bir yaklaşım olmaktan uzakta kalmaktadır. Konferansın gündemde tuttuğu en önemli kavramlar ulus-ötesilik, çok-kültürlülük, çok-ulusluluk gibi çoğulluğu, çeşitliliği vurgulayan kavramlar oldu.

 

Konferansta sunulan bildiriler, Filmicon dergisinin özel bir sayısında yayınlanacak. Dolayısıyla bu kısa değerlendirme yazısında bahsedilen bildirilerin ve elbette dinleme imkânı bulamadığımız için değerlendiremediğimiz diğer bildirilerin tam metnine ulaşma imkânı olacak. Şu aşamada, filmiconjournal.com adresinden bildiri özetlerine ve katılım bilgilerine erişme şansı bulunmakta.

 

Uluslararası Erken Sinema Konferansı iki yılda bir düzenlenecek şekilde plânlandı. Konferansın ikincisi İstanbul Şehir Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, İstanbul’da gerçekleştirilecek. İkinci konferansın ana teması belirlenerek daha sonra ilân edilecek. 2017 yılında erken sinemacıların buluşma yeri Atina’dan sonra İstanbul olacak.