Senih Orkan Söyleşisi
Söyleşi September 19, 2015

"Senih o zamanlar Aksaray'da oturuyordu. Üç kişiydiler evde. Senih’in sinemayla pek ilgisi yoktu. Oda tiyatrosunda çalışıyordu. Akademi mezunu bir ressamdı ama eline fırça veya boya aldığı yoktu. Derdi gezmek, tozmaktı."

 

Artist, 7 Mayıs 1963

Söyleşi: Yücel Hekimoğlu

 

Orta yaşlı, esmer, dökük saçlı, zayıf bir adam vardı karşımda. Çok dolu olduğu günlerden biriydi. Konuşuyordu. Benim konuşmama fırsat yoktu. Anlatacaktı. Dinliyecektik, dinlemeğe mecburduk. Alpago tiyatrosu ile İzmir’e gitmişti. Uzun müddet ayrı kalmıştı İstanbul’dan. İstanbul gecelerini, İstanbul meyhanelerini, İstanbul pavyonlarını özlemişti. “Bu gece bir sürtelim seninle” demişti. Kabul etmiştim. Konuştuğumuz zaman akşam üzereydi. Şimdi saatler gece yarılarını çoktan geçmişti. Kulüp Reşattaydık. Eğer orada Sayıl’a rastlamasaydık o gece bir röportaj olmayacaktı ve sizler Senih Orkan’ın bana anlattıklarını bilemeyecektiniz.

 

“Bekârken fırtına gibi adamdım ben. Tozu dumana katardım. Bütün şehrin kızları bizimdi. Ya sahiden yada gözlerimizle onlara sahip oluyorduk. Her gece çekerdim kafayı. Her gece dut gibi duman gibi olurdum. Görenler şaşırırlardı. Vah vah kendisine yazık ediyor bir kaç seneye kalmaz toparlanır gider diyorlardı. Dediklerinden bu yana uzun yıllar geçti. Hâlâ top gibiyim. En küçük bir hastalığım bile yok. Gece hayatına bayılıyordum. Akademi balolarından tutunda Langanın salatalık gecelerine kadar heryerde bendeniz hazır ve nazır. Bu hayatı yaşarken arada bir takıldığım beraberliğimi uzattığım kızlar olurdu. Acaba evlensem mi? Evlilik nemenem şey acaba diye düşünürdüm. Ödümü koparırdı bu fikirler benim. Düşünün bir kere bir çiçekle seneler boyu beraber olacaktınız. Başkalarını yakanıza takmak, başkalarını koklamak yasak olacaktı. Feci bir şeydi bu. Ama merak bu. Bir şey girdimi kafama yandım. Ne yapar yapar o işi hâllederim. İşte böyle bitti sonu. Üç seneden beri o merakın kurbanıyım.” Senih bir ara durdu. Bir sessizliktir gidiyordu. Kanyak kadehini aldı dipledi. Ben de onu taklit ettim. Sonra garsona bir işaret. Garson boş kadehleri alırken: “Gene bir ağzi der gibiydi.” Senih: “Bak bu iş nasıl oldu? Anlatayım diyordu. Lüzum yoktu anlatmasına. Biliyordum. Evlendikleri günler hem Emel’i hem Senih’i çok dinlemiştim. Kardeşi Sayra Orkan ve annesiyle bu konuda uzun uzun konuşmuştuk. Senih o zamanlar Aksarayda oturuyordu. Üç kişiydiler evde. Senih’in sinemayla pek ilgisi yoktu. Oda tiyatrosunda çalışıyordu. Akademi mezunu bir ressamdı ama eline fırça veya boya aldığı yoktu. Derdi günü gezmek tozmak, çapkınlık yapmak, içki içmekti.

 

Günlerden bir gün “Dün gece ne oldu biliyor musun?” diye anlatmağa başladı. Tiyatrodan çıkınca Yeşil Horoz’a gittim. Niyetimiz malûm. Müzik dinleyecek içki içecek, yanımızdaki kızlarla dans edecek, göz banyosuna düşecektik. İşte o sırada gözlerim yaşlı iki adamın arasında oturan küçücük, esmer, kaşları saçları, gözleri simsiyah bir kıza takıldı. Kız böyle gecelerin insanı değildi belliydi. Bir ürkeklik bir korkaklık içindeydi. Önünde koka-kola vardı. Emel o zamandan beri Senih’in bütün ısrarlarına rağmen içkiye alışmadı. Göz göze geldik bir ara. Sonra hiç ayrılmadı bakışlarımız. Yanımdaki arkadaşlarım durumu anlamışlardı. Hadi bakalım Hayırlı işler diyorlardı. Bütün söylenenlere kulaklarımı tıkamıştım. Dış dünyadan hiç mi hiç haberim yoktu. Ceylan gözlü, küçücük, masumcuk kızımla dopdoluydum. Ne yapmalı ne etmelide dalgayı puntiye eşitlemeli diyordum. Kıza kadeh kaldırdım. O da aynen mukabele etti. Yanındaki yaşlı iki adamın dünyadan haberleri yoktu. Akraba oldukları için yanlarındaki kız yerine pistte dansedenlere bakıyorlardı. Ama sonra nasıl görecektim onu. Nasıl randevu alacaktım. Bunlar meçhuldü. Yalnız bildiğim, karar verdiğim tek şey bu gecenin burada bitmemesiydi. Bir kartvizit çıkardım cebimden, bir şeyler yazıp vermek istediğimi bildiren bir işaret yaptım. Bakışlarıyla. Evet demişti. Bunu birbiri üzerine kapanan o simsiyah gözlerini örten kirpiklerinden anlamıştım. Karta aynen şunları yazdım. Küçük hanımefendi, şayet beni merak ediyorsanız. O da Tiyatrosunun altındaki Fuayeye yarın saat üçte teşrif ediniz. Hürmetlerimle. Bir de afili imza çaktım altına. Şimdi sıra bunu kıza vermeğe kalıyordu. Bu işlerin ustasıydım. Basitti bunlar benim için. Kızın yanındaki masalarda hep aşina yüzler vardı. Gece hayatı yaşayan insanlar azdılar. Gece hayatı yaşayanlar birbirlerini tanırlardı. Yabancı kimselere nadiren rastlanırdı. Hemen o masanın yanına gititik Sarılıştık. Öpüştük birbirimizle. Yanlarına oturdum. Durumu anlattım kısaca. Tamam dediler. Arkadaşlıkta yardım mubahtı. Siper yaptılar beni. Kartvizitimi masanın çok yakınına yere düşürmüş gibi bırakıverdim. Baktım kız yazımı almış çantasına yerleştirmekle meşgul. Rahatlamıştım. Biraz sonra kalkıp gittiler. Gecenin mânası kalmamıştı. Artık Yeşil Horoz siyah horoz olmuştu. İşte böyle dostum. Dün gece böyle idi durum. Bakalım bugün üçte ne olacak? Ya gelmezse kız?”

 

Ondan sonrasını ben anlatayım size. Senih randevu yerine gittiği zaman Emel oradaydı. Çekingen, mahcup, ürkek bir kızdı. Senih’in aktör olduğunu biliyordu. İsim yapmış biriyle beraber olmak her kız gibi ona da enteresan gelmişti Ne yapmış etmiş ailesinden izni koparmıştı. Ama Senih bu kızla ciddi niyetler dışı konuşulmayacağını anlamıştı. Zaten evliliği merak etmiyor muydu? Buyrun işte kısmet ayağına gelmişti. Kızı bir kaç gün sonra evine getirdi. Anne onları bekliyordu. Emel’e “Öp bakalım annemin elini” dedi. Gelin kaynana sarıldılar birbirlerine. Bir süre sonra Senih karısını bizlerle de tanıştırdı.

 

Bu gün iki çocukları var onların. İsimlerini Yaprak ve Toprak koymuşlar. Mutluluk içinde, hır gür içinde, bazen saadet, bazen huzursuzluk dolu yaşayıp duruyorlar işte. Mesut oldukları zaman çoğunlukta olursa ömür boyu beraber olacaklar. Ya Senih Emel’in ya Emel Senih’in arkasından gözyaşı dökecek. Eğer kötü günler ağır basarsa…

 

Not: Söyleşideki imla ve yazım hataları orijinal halindeki gibi bırakılmıştır.