Nesilden Nesile Ertem Eğilmez
Cem Pekman - Makale September 21, 2015

Ertem Eğilmez özellikle yetmişli yıllarda yaptığı filmlerle bir halk sineması ortaya çıkarmış, arkasındaki ekibin de Türk tiyatrosu ve temaşa sanatları geleneğinden yetişmiş olmasının kazanımıyla, halka çok yakın, tanıdık ve sıcak gelen bir sinemasal tarz ortaya koymuştur. 

Büyük yönetmen Metin Erksan, 1989 yılında Ertem Eğilmez’in ölümü ardından şunları söylemiş: “Benim önerim Ertem’in hayatını film haline getirsinler. Ne kadar güzel bir film olur. Müthiş hırslı bir adamdı. Müthiş bir hayat hikâyesi var. Ortaya müthiş güzellikte bir film çıkar.”[1]

 

Ne yazık ki Türk sinemasının biyografik filmler ürettiğine pek şahit olmuyoruz; film yönetmenleri bir tarafa genel olarak sanatçılarımızın yaşam öyküleri de beyaz perdede yer bulmuyor. Bu anlamda anımsama, anımsatma çabaları değerlidir, nostaljik bakıştan öteye bir tarih bilincinin oluşmasına hizmet eder. Sinemamız kendi tarihine sıklıkla, sıkılıkla bakmalıdır; araştırmacıların yayınları da günü doğru anlamak adına geçmişle olan bağları çözümlemeye yönelmeli, bu bakımdan sinemamıza destek vermelidir.

 

Ertem Eğilmez’in ölümünden önce tamamladığı son filmi Arabesk (1989), Türk sinemasında böylesi bir geçmişe bakış içeren nadir filmlerdendir. Arabesk basit bir taşlamanın ötesinde durur; Yeşilçam melodramlarını, arabesk furyasının acılı öykülerini, Türker İnanoğlu’nun ifadesiyle o güne dek “Türk sinemasının iş unsuru olarak kullandığı bütün öğeler”i[2] hicvederken Türk sinemasının topyekûn geçmişiyle de hesaplaşır. Ancak, Arabesk’te Eğilmez her şeyden önce kendisiyle hesaplaşır. Scognamillo’nun dediği gibi “kendi sanatsal geçmişi, kendi sinema anlayışı ve icraatıyla yüzleşir ve yaptıklarıyla dalga geçer, bir hayat bilançosu çıkarır.”[3] Gerçekten de, bu vasiyet filminin çatısı, Eğilmez’in bir zamanlar “aşk filmlerinin ünlü yönetmeni” olarak anılmasına sebep olmuş filmlerinden, özellikle de Sürtük (1965), Senede Bir Gün (1966) ve Boş Çerçeve (1969)’den çatılmıştır. Yönetmen çuvaldızı kendine batırmakta ama çevresine de kuvvetli bir iğne yapmaktadır.

 

Kendisiyle dalga geçebilme insanın ömür yolu üzerinde ulaşabileceği önemli özelliklerden biri olsa gerek. Eğilmez’de bu özellik çok belirgindir. Yaşam öyküsünü anlattığı, yazık ki yarım kalmış geniş söyleşisi[4] yönetmenin pırıltılı zekâsı, çalışkanlığı, azmi ve hırsı, sezgi ve çözümleme gücü yanı sıra dobralığı, hiddeti, kendisine de yöneltmekten kaçınmadığı acımasız eleştirelliği ve alaycılığının yansımalarıyla doludur. Eğilmez, yolunu alaylı bir sinemacıdan alaycı bir sanatçıya dönüşerek tamamlamıştır.

 

Hayata atılan gencecik bir delikanlı olarak yolun başında girmediği boya kalmamıştır. Sinemacılıkta karar kılana değin, bakkallıktan kitap-dergi yayımcılığına, lokanta patronluğundan “langırt krallığına” birçok iş yapmış, zirvelere çıkmış, iflaslara düşmüştür. İlk filminin yapımcılığına soyunduğu 1961 yılında 32 yaşındadır; tek düşüncesi o yıllarda hızla büyüyen ve kâr vaat eden film piyasasından para kazanmaktır. Arkadaşı Nahit Ataman’la ortak olarak kurdukları ilk film şirketi Efe Film, yaptığı birkaç filmden sonra batar. İki kafadar 1963 yılında bu kez Arzu Film’i kurar; kısa süre içinde Türk sinemasının 4-5 büyük firmasından biri olacakları akıllarının ucundan geçmemektedir. Arzu Film’in ilk yapımı Fatoş’un Fendi Tayfur’u Yendi (1964) isimli komedinin yönetmenliğini de Ertem Eğilmez üstlenir. İlk yönetmenlik denemesidir; sebep sinema aşkı, merakı vb. değildir, şirketin yönetmene verecek parası yoktur. Film, Eğilmez’in sözleriyle “Dünyanın en acayip filmi olur.”[5] ama senenin en iyi işlerinden birini yapar. Başarıya koşullanmış genç sinemacı yönetmenliğe de böyle balıklama dalmıştır. Yeni işine tutkuyla sarılmış, Kemal Tahir gibi büyüklerinin “bu işte kalıcı ol” öğütlerine kulak vermiş, Sadık Şendil gibi bir yazar, Münir Özkul gibi bir aktörle yoldaşlık etmiştir. Yönetmenliği de film çeke çeke öğrenir, bu konuda özellikle kameraman Kriton İlyadis ona hocalık eder.

 

Çok değil, bir sene sonra, yönetmenlikte hangi noktaya geldiğini Sürtük ile ortaya koyar. Bu film Türk sinemasının o güne dek gördüğü en büyük gişe hâsılatlarından birini yapar. Eğilmez artık önemli ve popüler bir yapımcı-yönetmen, Arzu Film ise önde gelen bir firmadır. Sürtük’ün olağanüstü başarısından sonra yetmişlere kadar aşk-melodram filmleri yönetmenin imzası olur. Bu dönemde Arzu Film üretimi büyük ölçüde yabancı film/edebiyat uyarlamalarına, yerli romanlara, tutmuş filmlerin tekrar çevrimlerine yaslanmaktadır ve dönemin ticari sinema kalıpları içinde iş görmektedir.

 

Yetmişlerde ise Arzu Film Türk sinemasına damgasını vurduğu, “aile komedileri” diye adlandırılan bir tarzı benimser ve bu çizgi üzerinde yalnızca çekildiği dönemde değil, kuşaklar boyunca ilgi ve sevgiyle izlenen, halen de izlenmeyi sürdüren yapımları üretir. Bu filmler arasında Hababam Sınıfı (1975-1981) serisi, 1974’te Köyden İndim Şehire, Mavi Boncuk, Salak Milyoner; Süt Kardeşler (1976), 1977’de Gülen Gözler, Şabanoğlu Şaban gibi Eğilmez’in kendi yönettiği filmler, yahut Arzu Film’e bağlı başka yönetmenlerce çekilmiş Bizim Aile (1975), Tosun Paşa (1976), Çöpçüler Kralı (1977), 1978’de Neşeli Günler, Sultan gibi örnekler hemen akla gelebilir. Arzu Film bu döneminde tam bir “ekip” haline gelmiştir, Amerikan stüdyo sisteminin küçük çaplı yerli versiyonu olarak iş görmektedir. Kendi kadrolarını oluşturmuştur; Tarık Akan, Emel Sayın, Müjde Ar gibi bir iki star dışında hepsi tiyatro kökenli olan oyuncular firmaya bağlı olarak çalışmaktadır. Münir Özkul ve Adile Naşit gibi ustaların yanında her biri bu filmlerde yıldızlaşacak Zeki Alasya, Metin Akpınar, Halit Akçatepe, Kemal Sunal, Şener Şen, Ayşen Gruda gibi gençler ekibe katılır. Bu oyuncuların bir kısmı senaryo grubu içinde de yer almaktadır; Arzu Film senaryolarındaki imza genellikle Sadık Şendil’e ait olsa da Ertem Eğilmez yönetimindeki Arzu Film ailesi neredeyse tam kadro senaryo çalışmalarına katılmakta ve Yeşilçam standartlarına göre çok uzun ve yoğun bir senaryo üretim sürecine dâhil olmaktadır. Çekim ve çekim sonrası evrelerde de aynı yönetmenler, aynı görüntü ve set ekibi, müzikçiler vb.’den oluşan takım uyum içinde çalışır. Dolayısıyla bu yerli stüdyo sistemi, birbirine benzer, belirli bir standardı yakalamış, özellikle senaryo açısından tıkır tıkır işleyen, iyi yazılmış, iyi oynanmış komedileriyle kitlelere ulaşmayı bilir.

 

Yetmişlerin Arzu Film üretiminin halk kitleleriyle kurduğu, nesilden nesile geçen, bugün bile devam eden sıcak ilişkinin sırrını çözmeye çalıştığımızda her şeyden önce filmlerin arkasındaki bu uyumlu ekip çalışmasını ve bu yetenekli kadroyu bir araya getirip yöneten Ertem Eğilmez ismini buluyoruz. Eğilmez bir yönetmen olarak sanatında yetkinleşmeye çalışır, bunun için sürekli okuyup araştırır, düşünür ve denerken, aynı zamanda bir yapımcı olarak da kitlelerle buluşmanın, daha çok izlenmenin ve ticari başarının peşindedir. Sineması bu iki arayışın eseridir. Özellikle yetmişli yıllarda yaptığı filmlerle bir halk sineması ortaya çıkarmış, arkasındaki ekibin de Türk tiyatrosu ve temaşa sanatları geleneğinden yetişmiş olmasının kazanımıyla, halka çok yakın, tanıdık ve sıcak gelen bir sinemasal tarz ortaya koymuştur. Bu sinemanın doğurduğu Şaban gibi tiplemeler giderek birer halk kahramanı haline gelmişlerdir. Geleneksel temaşadan bildiğimiz biçimde, Eğilmez komedisi de hep belli ölçüde bir sosyal eleştiriyi ve kıssadan hisseyi barındırmış, küçük insanın yanında durmuş, bu anlamda da izleyenine belli bir “rahatlama” sağlamıştır.

 

Seksenlerin Türkiye’sinde siyasal-ekonomik-kültürel ortam hızla değişirken sinema sektörü büyük bir bunalımın içindedir ve Eğilmez ile Arzu Film de bu bunalımlı dönemden nasibini alır. Eğilmez 1980’de Banker Bilo’yu, 1981’de son Hababam filmi Hababam Sınıfı Güle Güle’yi çeker ve 1989’da vefat tarihine kadar sadece üç filme daha yönetmen olarak imza atar: Namuslu (1984), Aşık Oldum (1985) ve Arabesk. Yine de hem sektörü saran sorunların hem de yönetmenin hastalığının üretimini kısıtladığı bu dönemde, Türk sineması üzerindeki etkisi ve ağırlığı sürer. Yönetmen, senarist ve oyunculardan oluşan “talebe” grubuna el vermeye, yol göstermeye, ustalık etmeye devam eder. Öyle ki, seksenlerde Arzu Film dışında yapılan, örneğin Davaro (Kartal Tibet, 1981), Çiçek Abbas (Sinan Çetin, 1982), Dolap Beygiri (Atıf Yılmaz, 1982), Şalvar Davası (Kartal Tibet, 1983), Çıplak Vatandaş (Başar Sabuncu, 1985), Züğürt Ağa (Nesli Çölgeçen, 1985), Değirmen (Atıf Yılmaz, 1986) ve Muhsin Bey (Yavuz Turgul, 1986) gibi kalburüstü komedilerde bir şekilde onun da payı bulunur. Arzu Film ise Şekerpare (Atıf Yılmaz, 1983), Milyarder (Kartal Tibet, 1986), Selamsız Bandosu (Nesli Çölgeçen, 1987) ve Zengin Mutfağı (Başar Sabuncu, 1988) gibi nitelikli yapımlara imza atar. Ertem Eğilmez’in bu dönemde çektiği Banker Bilo ve özellikle Namuslu’da güncel meselelere ilişkin gözlemler keskinleşmiş, mesajlar netleşmiştir. Olgunluk eserlerini verdiği bu dönem ne yazık ki sanatçının vakitsiz ölümüyle sonlanır.

 

“Ertem Eğilmez etkisi” ölümünden sonra da sürmüş, sinema/televizyon sektöründe belirleyici olmaya devam etmiştir. Arzu Film yapımları özel televizyonlu yıllarda hep bir reyting aracı olarak kullanılmış, ayrıca birçok yerli diziye de kaynaklık etmiştir. Güncel popüler sinemamızın komedi damarı da bu etkiyi açıkça taşır. Öte yandan, Eğilmez’in talebeleri de Türk sineması ve televizyonundaki etkinliklerini, yönlendiriciliklerini sürdürmüş ve sürdürmektedir. Genç nesillerin, sinema tarihimizle ilişki kurarken kılavuz aldığı sanatçıların başında geldiği söylenebilir. Bu ülkede, Eğilmez’i ismen bilen bilmeyen hemen herkes onunla filmleri üzerinden bir bağ kurmuştur. Eğilmez hepimizin hayatına bir şekilde dokunmuştur. Böyle bir sevgi bağı her sanatçıya nasip olmuyor; Metin Erksan’ın dilediği gibi, bu halk sanatçısının filmini çekmek umarız sinemamıza nasip olur.

 

 

 

[1] Erksan, Metin (1989).”Ertem Çok Kişileri Star Yaptı”. Beyazperde. 1 Kasım.

[2] Scognamillo, Giovanni (2004). Bay Sinema Türker İnanoğlu. İstanbul: Doğan. s. 382.

[3] Scognamillo, Giovanni (2005). Türk Sinemasında Şener Şen. İstanbul: Kabalcı. s. 98.

[4] Akçura, Gökhan (1990). “Ben Ertem Eğilmez”. Güneş. 21-27 Eylül.

[5] Ayça, Engin ve Coş, Nezih (1974). “Ertem Eğilmez’le Konuşma”. Yedinci Sanat. Aralık.

 

Not: Bu yazı ilk defa Hayal Perdesi Sinema Dergisi'nin 31. sayısında yayınlanmıştır.