Telif Eserlerde Niçin Muvaffak Olamıyoruz?
Belge November 03, 2015

 1921’de Yarın dergisinde yayınlanan makale önemli bir sorudan yola çıkıyor ve kendine has üslubuyla sualine cevaplar arıyor: “Şiirde, nesirde, romanda, hikâyede muvaffak olabildiğimiz kadar neden temâşâda muvaffak olamıyoruz?” 

 

1. Tarihi Amiller[1]

 

Bunun sebeplerini yarım asırlık bir tarihten aramalıyız. Çünkü bu sualin elli seneye karîb[2] bir tarihi, eskimiş yıpranmış bir mazisi vardır. Niçin muvaffak olamıyoruz? Daha doğru bir tabir ile; şiirde, nesirde, romanda, hikâyede muvaffak olabildiğimiz kadar neden temâşâda[3] muvaffak olamıyoruz? Buna verilecek cevaplar pek çoktur; e[vve]lâ (temâşâ) denilen sanat umûmiyetle herkesin az çok bulduğu diğer sanat telâkkilerinden[4] çok uzak, bambaşka garip bir sanattır. Maamâfih[5] bu gibi (teknik)e temas eden cihetlerin tetkikinden evvel düşünmemiz iktizâ eden[6] mühim diğer bir cihet kalıyor ki o da; temâşâ ile alakadâr vakâyi-i tarihiyyeye[7] -sathi[8] olsun- gözden geçirmektir.

 

Siyasi inkılâplar, dolayısıyla ictimâi tahavvüller,[9] iktisadi hadiseler temâşâ edebiyatımızdaki müebbet[10] akametin[11] başlıca sebepleridir. Milletlerin geçirdikleri siyasi ve ictimâi buhranlardan ferdi hayatın müteessir[12] olmaması kabil değildir. Lüzumsuz tazyîkâtın[13] ve aynı derecede fazla serbestîlerin[14] efkâr[15] üzerindeki meşûm[16] tesirleri de inkar olunamaz bir hakikattir. Bu kah sıkılan, kah kuşatılan çember; ilmin, sanatın mecralarını ya tıkayıp kurutuyor, yahut taşırıyor, etrafını harap edip bırakıyor.

 

Her devir müntehâ[17] veya ibtidası;[18] sâir[19] ilim ve sanatlar gibi -fakat daima rüşeym[20] halinde kalan- temâşâyı da sarsmış, zedelemiştir. Bu husûsta tafsilata girişmezden evvel memleketimizde temâşânın bidâyet-i teşekkülünden[21] beri vaziyetini tetkik etmek zaruridir.

 

Bizde (tiyatro) tamamen milli, yani cüzûrunu[22] milletin kalbinden, ruhundan almış bir sanat değildir. Filhakika ekser[23] milletlerin tiyatroları da büsbütün milli değillerse de yine az çok bulunduğu memleketin ruhuna kök salmış bir sanat haline gelmiştir.

 

(Orta Oyunu) bazılarının düşündükleri gibi Türk temâşâsının katiyen esası değildir; ancak nisbi bir mazisi olabilir. Türk temâşâsının cüzûru garptadır.

 

 

Makalenin tamamını okumak için tıklayın.

 

 

[Latinize: Samime İnceoğlu ve Ayşe Yılmaz]

 


[1] Amil: Sebep.

[2] Karîb: Yakın.

[3] Temâşâ: Gösteri sanatları.

[4] Telâkki: Görüş, anlayış.

[5] Maamâfih: Bununla beraber.

[6] İktizâ etmek: Gerekmek.

[7] Vakâyi-i tarihiyye: Tarihi olaylar.

[8] Sathi: Yüzeysel.

[9] İctimâi tahavvül: Toplumsal değişim, dönüşüm.

[10] Müebbet: Ebedi, sonsuz.

[11] Akamet: Bir işin sonuçsuz kalması.

[12] Müteessir: Etkilenme.

[13] Tazyîkât: Baskılar.

[14] Serbestî: Serbestiyet.

[15] Efkâr: Fikirler.

[16] Meşûm: Kötü.

[17] Müntehâ: Bitiş.

[18] İbtidâ: Başlangıç.

[19] Sâir: Diğer.

[20] Rüşeym: Cenin.

[21] Bidâyet-i teşekkül: Kuruluş aşaması.

[22] Cüzûr: Kökler.

[23] Ekser: Çoğu.