Şener Şen: Ben Dört Yaşındayım
Söyleşi 21 Kasım 2015

24. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Şener Şen Muhsin Bey’deki performansıyla En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanır. Bunun üzerine kendisiyle yapılan söyleşide usta oyuncu tiyatrodan sinemaya geçiş hikâyesini ve sinemaya nasıl bir anlam yüklediğini anlatır.

Bülent Başıbüyük

Çağdaş Sanat Haberleri, 1987

 

Tiyatro ve sinema dünyasının ünlü ismi Şener Şen geçtiğimiz günlerde Antalya Film Festivalinde kazandığı en iyi erkek oyuncu ödülü ile sinemadaki yerini tam perçinleştirmiş durumda. Biz de sanatçı Şener Şen’le sinema üzerine söyleştik ve gördük ki sanatçının en büyük dileği sinemaya uzun yıllar kalarak iyi projelerde oynamak.

 

– 1958’den 1987’ye İlk amatör çalışmaları da ele alırsak 1958’den beri tiyatrodayım, bizim zamanımızda amatör gençlik tiyatrolarının parlak dönemleri yaşanıyordu, O zamanlar tiyatro yaşamı son derece canlıydı. 1966’da profesyonel olarak şehir tiyatrolarına girdim, 1980 yılına kadar aralıksız olarak, çalıştım. 1980’de istifa ettim. Sonra Şan Tiyatrosunda sahnelenen çeşitli oyunlarda rol aldıktan sonar ara sıra sinemayla ilgilenirken 1980 yılından sonra iyice sinemaya ağırlık verdim.

 

Ben Sinemaya Sıfırdan Başladım

 

Ben sinemaya gerçekten sıfırdan başladım. Yani 1975’te çevirdiğim “Hababam Sınıfı” serileri benim çok tanınmamı sağladı, ama benim sinemaya başlamam daha önce figüran roller ile oldu. Ben esas işim tiyatroyu sürdürürken ekonomik zorluklar nedeniyle radyo, dublaj, sinemada figüranlık gibi ek işlerde yapıyorduk. Bunlar 1970’li yılların başlarında idi. Sinemada popüler olmam, ünlenmem Hababam dizileri ile oldu. Ondan sonra da sinema gittikçe ağırlık kazandı. Bunda o dönemin en iyi filmlerini yapan komedide ayrı bir ekol yaratmış olan Arzu filmin ve Arzu filmin prodüktörü ve yönetmeni Erten Eğilmez’in payı çok büyüktür. 1984’e kadar sinemada yardımcı roller oynadım, sonra kaçınılmaz bir biçimde başrol oynama zorunluluğu doğdu. Talep artınca bir sinemada en önemli unsur nedir; bunun esas sahibi nedir, tabiki yönetmendir, tabiki iyi bir senaryodur oyuncu bence sıralamada 3. yeri alır. Ama seyirci bunu göz önünde olan adama göre değerlendirir, yani filmi oyuncuya göre değerlendiriyor. İyi filminde bütün payını oyuncuya yüklüyor, kötü filminde bütün suçunu oyuncuya yüklüyor. Böyle olunca mesuliyeti çok artıyor hele hele başrol oyuncusunun. Onun için ben 1984'ten itibaren bu mesuliyetin hesabını verecek bir sinema politikası izlemeye başladım. 1984'te ilk başrol oynadığım ''Namuslu''nun seçimi çok önemlidir. ''Namuslu'' benden talep edilen film değildi. Talep edilen çok daha hafif, sudan, daha ziyade halkın benimsediği ya Hababam Sınıfındaki sivri ajite tipin başrol oynamasıydı, ya da çok beğendiği doğulu üç kağıtçı, köylü tipinin başrol oynamasıydı. Biz bütün bunlara sırt çevirerek bir kumar oynadık. Ama yaptığım işin çok iyi olduğuna inanıyorduk. Tüm yapımçıların işletmecilerin karşı çıkmasına rağmen, seyirci bizi yanıltmadı ve bu işten cesaret alarak bu doğrultuda filmler yaptık. ''Çıplak Vatandaş'', ''Züğürt Ağa'', ''Değirmen'', ve ödül kazandığım ''Muhsin Bey''.

 

– Peki ''Muhsin Bey'' nasıl doğdu?

 

– ''Muhsin Bey'' kısaca 1984'ten beri yani başrol oynamamızdan bu yana bir proje seçimi konusundaki titizliğimizin son halkası denebilir. ''Muhsin Bey'' ayrıca bunun dışında tamamen Yavuz Turgul'un eseridir. Proje tamamen ona aittir. Ayrıca da yönetmeni olduğu için sinemada hem proje, hem de yönetmen filmin tamamen sahibi sayılır. Tabiki bizlere o doğrultuda katkılarımız olmuştur ama gerçek filmin sahibi, başarıdaki en büyük pay Yavuz Turgul'undur.

 

– Sinemaya başladığınız 1970'li yıllardaki Türk sineması ile günümüz sinemasını karşılaştırırsak ortaya nasıl bir farklılıklar çıkar yani o zamanın sinemasıyla bu zamanın arasında fark var mı?

 

– Oldukça büyük farklılıklar var tabi. Bir kere seyirci değişiyor, sinemaya bakış açıları değişiyor, yeni bir kuşak yetişiyor yani bunların hepsi oldu ayrıca TV'nin çok yaygınlaşması birçok görsel örnekler sergilemesi halkın beğenisinin de değişmesinde çok büyük etken oldu, oluyor. Yani artık iyinin, kötünün ne olduğunu anlatma imkanı TV sayesinde ortaya çıktı. Sinemanın ancak iyi bir film yaparak ayakta kalacağına inanıyorum. Kötü film yapanlar, eski beğeni düzeyinde kalanlar, birer birer yok olmaya mahkümlar.

 

– Önümüzdeki günlerde yeni bir çalışmanız var mı? Varsa nedir?

 

– Şu anda kesinleşmiş bir çalışma, yani belirlenmiş bir senaryo yok. Atıf Yılmaz'la bu yıl içinde mutlaka bir çalışmam olacak. Birkaç proje taslağı var. Bunlardan birine karar verip geliştirerek bu sezon içinde yapacağız. Bu arada bu sezon içinde Nesli Çölgeçen'le bir film yapmıştık çekimi bitti ama seslendirmesi kalmıştı onu bitireceğiz.

 

– Biten filmin ismi nedir?

 

– İsmi henüz kesinleşmedi. Bir kasabada bando kurulması ile ilgili bir film. Ya Bando, ya da Kasabadaki Bando olacak filmin ismi.

 

– Son bir soru sinema şu an sizin için tiyatrodan ön planda, bunu nedeni ekonomik mi?

 

– Hayır parasal açıdan bakmıyorum. Çünki ben bu konuyu bulunduğum konumla ilgili olarak ele alıyorum, ekonomik nedenlerden değil. Sinema tiyatroya oranla çok daha fazla tatmin edici. Önceleri insan sinemanın bu kadar geniş boyutunun farkında olamıyor. Gittikce, olaylar genişledikce sinemanın çağımızın çok önemli etkinliklerinden ve sanatlarından biri olduğunu hissediyorsunuz, yani şu an benim için tek hedef sinema.

 

Not: Söyleşideki imla ve yazım hataları orijinal halindeki gibi bırakılmıştır.