Cinemajestic: Beyoğlu’nda Direnen Bir Sinema Salonu
Barış Saydam - İnceleme 25 Kasım 2015

Beyoğlu’nun teknolojiye en hızlı ayak uyduran sinema salonlarından biri Cinemajestic. Ancak yine de kapanan diğer sinema salonları gibi Cinemajestic de alışveriş merkezleriyle rekabet etmekte zorlanıyor. 

Beyoğlu, her zaman pek çok büyülü düş şatosuna ev sahipliği yapmış, ilk halka açık film gösteriminden günümüze kadar sinemanın merkezi olmuş özel mekânlardan biridir. Atilla Dorsay’ın Benim Beyoğlum isimli kitabının girişinde belirttiği gibi: “Semtleri ve kentleri insanlar yaratır ama bazı semtler vardır ki onlar da kendi insanlarını yaratır.”[1] Beyoğlu da bu semtlerden biri. Yıllar içinde Beyoğlu Levanten, Rum ve Musevi vatandaşlarını kaybeder. Toplumsal, ekonomik ve kültürel yapısı değişir. Kentsel dönüşüm içerisinde pek çok değeri yok olur ancak yine de belli geleneklerini muhafazaya etmeye çalışır.

 

Sinemanın ilk yıllarında Pashalidis’ler, Scognamillo’lar, Çangopulos’lar, İpekçi’ler gibi pek çok değerli aile Beyoğlu’nda sinema salonu işletir. Yurtdışından film getirip buradaki salonlarda gösterim yapar. Zamanla onlar yerlerini yeni isimlere bırakır, ancak yaptıkları düş şatoları farklı isimlerle yaşamaya devam eder. Beyoğlu’nun sinema mabedi olarak anılmasında büyük katkısı olan gayrimüslim ailelerin açtığı sinema salonlarında pek çok genç Giovanni Scognamillo’nun deyimiyle “sinema mikrobuna” da bulaşmış olur. Bir kere bu mikroba bulaşanlar bir daha etkisinden kurtulamazlar.

 

Dilbaz ailesi de Beyoğlu’nda sinemacılık mikrobunun etkisinde kalan, aileden kalan sinemacılık mirasını üç kuşak devam ettiren bir ailedir. Ailenin en büyüğü Şahin Dilbaz, sinemacılığın pek çok farklı alanında çalışan, mesleğin bütün detaylarını bilen, işin işleyişine hâkim, Beyoğlu’nun eski sinemacılarındandır. Aile mesleği olarak başladıkları sinemacılığı ne pahasına olursa olsun devam ettirme çabasındadır. Şu an Beyoğlu’nda kalan az sayıdaki müstakil sinema salonlarından biri olan Cinemajestic’i ailesiyle birlikte yönetir. Sinema iş yapmadığı için üst katlarda fal ve kafe gibi ek gelir getirecek şeylerle zararı en aza indirmeye çalışır. Sinemanın bu şartlarda çok fazla devam edemeyeceğini ve üst katları otele dönüştürmek istediklerini söyleyen Şahin Bey durumu şu şekilde özetler: “Sinemacılık babadan dededen kalma. Burası bize ait ama bu şartlarda ayakta duramıyoruz. Yazın da kışın da hep zarar ediyoruz. Sinemacılıkta sezon diye bir şey var. Sezona bak. Beş tane salonum var, Ocak ayında 8113 kişi, Şubat ayında 5059 kişi gelmiş . Hep zarar. Ha, niye açık duruyoruz? Kafe çalışsın, fal çalışsın… Oradan ayakta duruyoruz. Kiramız da yok üstelik. Ama imkânlarımızı zorluyoruz. Eğer başarabilirsek, üst katları otel yapacağız. Yukarısı otel, aşağıdaki üç salon dursun. Sonuçta baba mesleği, çocuklar da bu işin eğitimini almış.”[2]

 

Cinemajestic’in Tarihçesi

 

Cinemajestic Sineması, aynı zamanda Beyoğlu’nun en yeni sinemalarından biri. Sinema binası yapılırken, Beyoğlu’nda bugünkü Ayhan Işık Sokak’ta Dilbaz ailesinin sahibi olduğu iki bina birleştirilir ve yıkılıp yeniden yapılır. İki bina birleştirildikten sonra sinema salonu yapılmak için mimarlar ona özgü çizimler yapar. Salonların yerleşimi, mekânın giriş çıkışları modern salonlara göre dizayn edilir. İnşaat sırasında en iyi malzemeler kullanılır ve depreme dayanıklı çelik raylı sistem üzerine bina inşa edilir. 2003 yılında faaliyete giren Cinemajestic, ilk açıldığında üç salon olarak hizmete girer. Daha sonra ise iki salon daha eklenerek bugünkü beş salonlu hâline getirilir.

 

Beyoğlu’ndaki en yeni sinema salonlarından olan Cinemajestic’in açıldığı yıllarla ilgili Dilbaz şunları söyler: “İlk seneler iyiydi. Biz sinemayı açtığımız zaman sinemalarda üç boyutlu film furyası vardı. O devirde iki yüz küsur milyar verdik onları gösterebilmek için. Sonra alışveriş merkezleri açıldı. Onlarla rekabet etme imkânı var mı? Lale, Alkazar, Emek, Yeni Melek, Sinepop kapandı. İnsanlar buraya gelmiyor. Şu gişenin önünde bir saat dursanız; insanlar haydi alışveriş merkezine gidelim, hem mağazaları gezeriz hem yemeğimizi yeriz diye konuşmaya başlıyorlar.”

 

Sinemanın Özellikleri

 

Dilbaz ailesi dededen kalma mesleği sürdürebilmek, sinemacılığı bırakmamak, sinema salonlarını son teknolojiye ayak uydurmak için her türlü fedakârlıkta bulunur. Salonların kapasitesi cep sinemalarından biraz daha büyüktür: 120, 130, 140, 150 kişilik… Önceleri 35mm. film gösterim cihazları ve Dolby Digital Surround ses sistemleri yıllar içinde üç boyutlu film gösterim cihazları, dijital gösterime imkân sağlayacak makinelerle yenilenir. Beyoğlu’nun teknolojiye en hızlı ayak uyduran sinema salonlarından biridir. Ancak yine de kapanan diğer sinema salonları gibi Cinemajestic de alışveriş merkezleriyle rekabet edemez.

 

Bu durumu Şahin Bey şu şekilde aktarır: “Çoğu alışveriş merkezinde benim kullandığım dijital makinelerin olduğunu zannetmiyorum. En son üçüncü salona bir makine aldık. Aşağı yukarı yüz milyar para verdik. Salondan çıkanlar teşekkür ediyor. Ama ben ayakta duramıyorum. Her ay zarar olur mu? Beyoğlu’nun göbeğindeyim ve oynadığım filmlere bak; Birdman, Keskin Nişancı… Canavar gibi yerli filmler oynuyor. Hiçbiri iş yapmıyor. Yeni nesil özellikle tamamen alışveriş merkezlerine gidiyor.”

 

Kriz Günleri

 

Yıllar içinde yaşanan toplumsal, ekonomik ve kültürel dönüşümün en canlı örneklerinden alışveriş merkezleri, Şahin Bey’in de vurguladığı gibi sadece küçük esnafı tehdit eden bir unsur değildir. Onun ötesinde, insanların yaşama alışkanlıklarını ve kültürel faaliyetlerini de dönüştüren bir etkiye sahiptir. Alışveriş merkezleri insanlara boş vakit geçirme etkinliği olarak kompakt bir tüketim kültürü yaratıp, bunu tüm sınıflara eşit derecede yayabildiği ölçüde toplumsal yapıyı da etkiler. Bu yüzden de Beyoğlu gibi pek çok semtin kendine özgü değerleri, dokusu ve güzellikleri kaybolmaya yüz tutar.

 

Şahin Dilbaz alışveriş merkezleriyle rekabet edemediğini, sürekli zarar etmesine karşılık bir de gelişen teknolojiyle birlikte maliyetlerinin daha da arttığını ifade eder: “2014 yılında altmış bin kişi film izlemiş. On liradan hesap et altı yüz. Üç yüzünü zaten filmci alıyor, geriye kalıyor üç yüz. Yüzde onunu belediye vergi olarak alıyor. Kalıyor iki yüz. Buranın günde beş milyar iş yapması lazım, yani ayda yüz elli milyar. Sinemacılıkta sezon kışın olur. Aralık, Ocak, Şubat aylarında. Benim sırf Şubat ayında on beş milyar zararım var. Kışın ben para kazanamayacağım da ne zaman kazanacağım. Müstakil sinemaların o yüzden durumu kötü, çok kötü. Şu an bir yığın Oscar almış film oynuyorum. Durum içler acısı. Her seansta bir kişi, iki kişi… Bir de oynamayınca film kızıyorlar. Şu makinenin içinde yanan lambanın bir süresi var. Bunu şimdi iki buçuk üç saat yakarsan, süresi doluyor. Dünyanın parası gidiyor. Eskiden 35 mm. makineyi koyup film gösterme işi bitti artık. Makineyi koyuyorduk, ara sıra dişlisini yaptırıyorduk, şimdi o bitti. Artık her şey dijital. Arıza yaptı mı servisi bekliyorsun. Sinemacılık çok zorlaştı.”

 

Şu an Dilbaz ailesinin ve Cinemajestic’in yaşadığı sıkıntı ve içine düştükleri durum, esasında alışveriş merkezleri etrafında kümelenen ve yeni kapitalist düzende kendisini dışarıda bulan pek çok kişinin de halini özetler nitelikte. Eskiden şehirleri yaratan, onları güzelleştiren, onlara özellik katan, onları toplumsal bellekte yaşatan insanları artık şehir yavaş yavaş dışarı atıyor. Koca bir alışveriş merkezine dönüşen şehir içinde kendisine yer bulamayan müstakil sinema salonları da şehir içinde alışveriş mağazasına dönüştürülmeyi bekleyen zamanı geçmiş ölü mekânlara dönüştürülüyor.

 

Dilbaz son olarak Majestic’in durumuyla ilgili şunları söylüyor: “Adana ve Kayseri’de sinemaları olan, Rüya Sineması’nı uzunca bir müddet çalıştıran bir aileyiz. Sinemacılık ve filimcilikle yetiştik ama her şey buraya kadarmış. Benim öbür tarafta da bir sinemam vardı. Galatasaray Kulübü’nün yanında, Yılmazlar Sineması. Kapattım orayı. İki senedir kapalı. Proje çiziliyor, otel yapacağım. Bugün yarın burası da otel olur, Atlas da Beyoğlu da gider. Müstakil sinemalar yok oluyor.”

 

 

 

 

[1] Atilla Dorsay, Benim Beyoğlum, İstanbul: Çağdaş Yayıncılık, 1991, s. 11.

[2] Şahin Dilbaz, Kişisel Görüşme, 12 Mart 2015

 

Fotoğraf: Cemil Akgül