Balkanların ve Türk Sinemasının İlk Yönetmenlerinden: Manaki Kardeşler
Burçak Evren - Makale May 21, 2014

Yanaki (1878-1954)-Milton (1882-1964) Kardeşler, ilk Türk sinemacılarından ve Balkanlara ilk sinemayı getiren kişilerden ve en önemlileridir.

 

Manaki Kardeşler’i yaşadıkları dönem içinde değerlendirip Osmanlı tebaasından oldukları gerçeği düşünülürse, onları Türk sinemasının öncülerinden saymak mümkün olmaktadır. Bu gerçekten yola çıkarak onların 1905’te ilk çektikleri filmi de (Yün Eğiren Kadınlar) Türk sinemasının başlangıcı olarak kabul etmek olasıdır. Gerçi Manaki Kardeşler’den önce de Balkanlarda film çeken kişiler olmuştur, ama, onlar Osmanlı tebaasından olmayıp, film çektikleri ülkede kalıcılık ve devamlılık ortaya koymadıklarından, hem Balkanlar hem de Türk sineması içinde değerlendirmek mümkün değildir. Türkiye’de ilk film çeken Lumiere operatörleri örneğinde olduğu gibi.

 

Bilindiği gibi Türk sinemasının ilk filmi, 14 Kasım 1914 tarihinde Fuat Uzkınay tarafından çekildiği iddia edilen -ve yıllar yılı tartışılan- Ayastefanosta’ki Rus Abidesi’dir. Bu filmle ilgili hiçbir somut kanıt olmamasına karşılık, ilk Türk filmi sayılması ve 14 Kasım’ların Türk sinemasının doğum günü olarak kutlanması yanılgısını ortaya koymuştur. Kötü bir gelenek olarak sürdürülen bu durum, çeşitli bilimsel tezlere ve yorumlara rağmen hâlâ anlaşılmaz bir inat ya da bağışlanmaz bir umursamazlıkla sürdürülmektedir.

 

Kimilerine göre Balkanlı ya da Yunanlı kimilerine göre ise Makedonyalı sayılan, gerçekte Osmanlı topraklarında yaşayan ve onun bir tebaası olan Manaki Kardeşler, tüm kanıtlar ortaya serildiğinde, milliyetçi ve şovenist kaynaklı kaygıların dışında gerçek konumlarıyla değerlendirilmelidir. Manaki Kardeşler’in 1905’te çektikleri ilk film de, ondan sonra gelen filmleri de Makedonya’nın Osmanlı egemenliğinde olduğu bir zaman diliminde çevrilmiştir. O dönemde, Makedonya’daki belgeler incelendiğinde, hepsinin üzerinde Türkiye yazısını görmek mümkündür. Ayrıca, Manaki Kardeşler, çektikleri fotoğrafların altına soğuk damga şeklinde koydukları tanıtımlarında, adlarıyla birlikte Türkiye yazmayı da ihmal etmemişler ve kendilerini içinde yaşadıkları ülkenin adıyla ifade etmişlerdir. Yine aynı şekilde 1912’den önce Makedonya ile ilgili çıkan her belgede (kartpostallar-evrak vs.) Türkiye adının dışında bir başka ülke-devlet adı kullanılmamıştır.

 

Yanaki ve Milton Kardeşler’in Serüveni

Yanaki (1878-1954)-Milton (1882-1964) Kardeşler, ilk Türk sinemacılarından ve Balkanlara ilk sinemayı getiren kişilerden ve en önemlileridir. İkisi kız, üçü erkek olan beş kişilik bir göçebe ailesinin çocuklarıdır. Yazları Pint Dağı’nın Avdela köyünde, kışları ise Grevend kasabasında yaşamlarını sürdürürler. Her iki kardeşin de ilgi alanı güzel sanatlar ve yeni olan her şeydir. İlk olarak bir fotoğraf atölyesi açarlar. Yanaki Manaki 1898’de Yanina kentinde yazı ve resim hocalığı yapar ve sonrasında da bu kentte bir fotoğraf atölyesi açar. Milton ise fotoğrafçılığı bu atölyede öğrenir ve kısa sürede bu dalda ünlenir. Yanaki’nin fotoğrafı sanatsal olarak yorumlamasına karşılık, Milton gezginci fotoğrafçılığı tercih ederek yaşamı olduğu gibi belgesel bir şekilde yansıtmayı yeğler. 1904’de işlerini genişletmek için o dönem Makedonya’nın kültür merkezi ve en işlek kenti Bitolo’da (Manastır) Siroki Sokağı’nda Manaki Kardeşler adı altında bir stüdyo açar. Kardeşler 1906’da Sinaya kentindeki dünya fotoğraf sergisine katıldılar ve Romanya kralı Carol I’in ilgisini çekerek altın madalya ile ödüllendirilip saray fotoğrafçısı unvanını alırlar. 1910’da Milton, Makedonya ulusal özgürlükçüleri olan komitacıların fotoğraflarını çekmek için dağlara çıkar ve bir süre komitacılarla birlikte yaşar. Bu belgesel tavrını daha sonra İkinci Dünya Savaşı sırasında dağlara çıkan komitacılarla röportajlar yaparak sürdürür. Yanaki Manaki, fotoğraf konusundaki bilgilerini genişletmek için Viyana, sonra da Paris ve Londra’ya gider. Bu yolculukları sırasında fotoğrafçılığın yanı sıra sinemaya da ilgi duymaya başlar. Londra gezisi sırasında Charles Urban marka bir kamera alır ve dönüşünde Avdela köyünde kilim dokuyan kadınları, 107 yaşındaki büyükannesi Despina'yı görüntülerler. Ama esas uğraşılarının fotoğrafçılık olması nedeniyle sinemayla bir süre hobi olarak ilgilenirler. Daha sonra amatör film çekimlerinin yanı sıra sinema işletmeciliğine el atarlar ve Makedonya’da ilk açıkhava film gösterisini gerçekleştirirler.

 

Manaki Kardeşler fotoğrafçı olarak dönemin tüm siyasal olaylarını yakından izleyip görüntülerler. Bu görüntüler arasında İlinden Ayaklanması, Jön Türklerin çalışmaları, İkinci Dünya Savaşı’na ait belgeseller, 1944’te Makedonya Kurtuluş örgütü'nün Bitola’ya girişi bulunmaktadır.

 

İkinci Dünya Savaşı sonrasında eski fotoğraflardan oluşan bir sergi açarlar. 1957’de Tito’nun Bitola’ya gelişini filme alırlar. Milton’un bu tarihi anı saptarken Tito’ya dönüp “Yoldaş, sizin şu eski kamerayla fotoğrafınızı çekebilmem için birazcık hareketsiz durabilir misiniz?” dediği rivayet edilir. Bunun yanı sıra gündelik yaşama ilişkin, düğünlerin, kahvehanelerin, ayinlerin, Bükreş ve İstanbul kentine ilişkin fotoğraflar da çekerler.

 

Manaki Kardeşler fotoğraf alanındaki çalışmalarını sinemaya da yansıtarak, ilk dönem filmlerinde gündelik yaşama ilişkin belgeseller yaparlar. 1911’de ilk önemli belgesellerine imzalarını atarlar. Bu belgesellerden biri Romanya Devlet Delegasyonu’nun ziyareti ile ilgilidir. Bu belgeselde heyetin geliş-gidişi ve tüm törenler her ayrıntısıyla görüntülenir. İkinci önemli çalışmaları ise -kimilerinin hiçbir belgeye gereksinim duymadan karşı koymalarına rağmen ilk Türk filmlerinden biri olmayı hak eden- V. Sultan Mehmed’in “Manastır ve Selanik” ziyaretleri olur.  Bu filmde Sultan V. Mehmed (Reşad)’in Manastır’a varışı, gemiden inişi, belediyeyi ziyaret edişi izlenimci bir tavırla çekilir. Bu çekim sırasında ilginç bir olay yaşananır: Milton Manaki, Sultan V. Mehmed belediye ziyaretinden çıkarken alıcısını çalıştırarak filme çekmeye başlar. Elindeki garip makineye (kameraya) bir anlam veremeyen padişahın maiyetindekiler hemen araya girip filmin çekimini engellemek isteyince Sultan V. Mehmed araya girerek, tarihe geçen o hoşgörüyle kuşatılmış sevgi dolu sözünü söyler: “Bırakın çocuk oynasın!

 

Sultan V. Mehmed’in belki de bilmeyerek yardım ettiği o çocuk, ilk Türk sinemacılarından Manakiler, onun oyuncusu ise kendisi oluyordu. Makedonyalı sinema yazarı İlindenka Petruşeva bu belgesel hakkında “Günümüzde bu belgeseli izlerken, birden çok kamerayla çekilmiş izlenimini vermektedir. Oysaki tek kamerayla çekilmiştir.” demektedir.

 

Manaki Kardeşler bu önemli belgesellerinden sonra Sırp ve Yunan krallarının ziyaretlerini, son olarak da 1963’deki Üsküp depremini çekerler. Yanaki, 1954’de Selanik’te, yaşamını “Halkıma, Bitolalılara ve hiç yalan söylemeyen kamerama bağlı kaldım.” diye özetleyen Milton ise, 5 Mart 1964’te Manastır’da yaşama veda ederler.

 

İlk Türk ve Balkan sinemacılarından biri olan Manaki Kardeşler’e tüm Balkan ülkeleri sahip çıkmaktadır. Yunanlı yönetmen Theo Angelopoulos, Ulis’in Bakışı filminde bu kardeşlerin izindeki bir kahramanın arayışını anlatmıştır. Aslen Makedonyalı olan ama Romanya Kralı’nın saray fotoğrafçılığını yapan Manaki Kardeşler, Osmanlı egemenliğindeki topraklarda doğup büyüdükleri ve 1905’te çektikleri ilk filmle de, ilk Türk sinemacıları sayılmalı ve bu açıdan yeniden tarihsel veriler ışığında değerlendirilmelidirler.    

 

Not: Bu yazı ilk defa Hayal Perdesi Sinema Dergisi’nin 37. sayısında (Kasım-Aralık 2013) yayımlanmıştır.

sinemasever - 04 Kasım 2015, 13:07

14 Kasım 1914 yılında Rus Abidesinin (Ayastefanos Abidesi)) yıkılışını konu alan Ve Fuat Uzlkınay tarafından çekildiği söylenen böyle bir çalışmanın olmadığı, kızları, Mutena ve Mualla Uzkınay tarafından da belirtilmektedir. Bu iki kardeş şunları söylemektedirler: “İLK TÜRK FİLMİNİ BİZ DE GÖRMEDİK” “Babamız çok konuşan insan değildi. Sinemayla ilgili anılarını hemen hemen hiç anlatmazdı. Kişi olarak, yaptıklarıyla övünmekten rahatsız olan bir mizaca sahipti. çoğu zaman gazetecilerle bile konuşmaktan hoşlanmazdı. Babamız hayattayken bize hiç bir filmi seyrettirmedi. Bundan pek hoşlanmazdı. Ancak babamız vefat ettikten sonra kendisiyle ilgili olarak düzenlenen toplantı ve gösterilerde bazı filmlerini gördük. Zaman zaman konuşurdu. Anıtın nasıl yıkıldığını, bu yıkılışı filme çekerken ne zor şartlar altında olduğunu hep anlatırdı. Ama bundan övünerek değil de, ilginç bir olaymış gibi söz ederdi. Babam Ayastefanos'taki Rus Abidesi'nin çekilişini anlatırken, bunun ilk Türk filmi olduğunun bile bilincinde değildi. Ve bunu bizlere hiç bir zaman ilk Türk filmidir diye anlatmadı. Biz bu filmin ilk olduğunu Rakım Çalapala Bey'in kitabından ve Nurullah Tilgen'in yazısından öğrendik.” (Gelişim Sinema Aylık Sinema-Video Dergisi, Kasım 1984) Ayrıca Sayın Sabah Duru'nun bana yaptığı bir açıklamada şunlar belirtilmektedir. " “Ne yazık ki bu filmin kopyası yok. Muhsin Ertuğrul Azerbaycan Repuplikası Kinomotografi arşivindeki bir söyleşisinde bu konuya değinmiş. Böyle bir filmin çekilmediğini yalnızca niyet aşamasında kaldığını belirtmiş. Birinci ağızdan yani bu arşivde araştırma yapan Türkolog Ekber Babayevden dinlemiştim. O tarihlerde yabancılara arşivden bilgi vermek uzun prosedürlere bağlı olduğu için belge kopyasını alamamıştım.” Evet netice olarak Sinemamızın başlangıç tarihi hakkında yapılan sipekülasyonlara son verilmeli ve bu tarihi gerçek kabul edilmelidir. Sevgi ve saygılarımla Yalçın Özgül