Yeşilçam’ın Çocuksuz Annesi
Ayşe Adlı - İnceleme 11 Aralık 2015

Anneannesi kantocu Küçük Virjin, babası komik-i şehir Naşit Bey, annesi tiyatro oyuncusu Amelya Hanım, ağabeyi Selim Naşit… 1930’da kendi tabiriyle tiyatronun içine doğuyor küçük Adile. Evin içi gibi dışı da sanatla, sanatçıyla kuşatılmış.

Ayşe Adlı

 

Bazı insanları anlatmak zordur. Hafızalarda öyle zengin bir hatıraları vardır ki, ne söyleseniz o sıcaklığı anlatmaya yetmez. 90’lardan sonra dünyaya gelenler için bile böyle bir karşılığı var Adile Naşit’in. 11 Aralık, ‘Adile Teyze’nin vefat yıldönümü. 1987’de, 57 yaşında ardında buruk tebessümler bırakarak ayrıldı aramızdan.

 

Tiyatro oyunlarına, uykudan önce programlarına yetişemeyenler bile Hababam Sınıfı serisini, Tosun Paşa’yı (1976), Neşeli Günler’i (1978) defalarca izlemiştir. Adile Naşit denince, elinde tenefüs ziliyle merdivenlerden koşar adım inen tonton Hafize Ana gelir akla. Bütün okulun mutluluk sebebidir. Haylaz Hababam Sınıfı’nın da disiplinli Müdür Muavini Mahmut Hoca’nın da kıymetlisi. Hademe, aşçı, Hababam’ın suç ortağı… İnce kalkık kaşları, kah neşeden, kah hüzünden ama her daim buğulu gözleri, kısacık boyuyla yaşamak için Hababam’a tutunmuş bir biçare. Ara ara görünür filmde, ama o 5 dakikalık rolü çekip alsanız okulun kapısına kilit vurulacaktır adeta. Kimi kimsesi yoktur Hafize Ana’nın. Özel Çamlıca Lisesi de o bahçenin dışında karşılığı olmayan insanların sığınağıdır zaten. Öğrencisinin, hocasının da gidecek yeri yoktur. O kalabalık yuvanın tek kadını Hafize Ana’dır. Bütün neşesine rağmen filme ve karaktere ince bir hüzün katar bu köksüzlük. Adile Naşit de biraz Hafize Ana gibidir aslında. Kalabalıklar arasında şen kahkalar atarken gözyaşlarını kapı arkalarına saklamaktadır…

 

Anneannesi kantocu Küçük Virjin, babası komik-i şehir Naşit Bey, annesi tiyatro oyuncusu Amelya Hanım, ağabeyi Selim Naşit… 1930’da kendi tabiriyle tiyatronun içine doğuyor küçük Adile. Evin içi gibi dışı da sanatla, sanatçıyla kuşatılmış. “Benim doğduğum yer de o zamanların meşhur salonlarından Turan Tiyatrosu’nun üzerindeki apartmanın bir dairesidir. Onun için tiyatronun içine doğmuşum dedim. (Babam) annem Amelya ile bu tiyatroda tanışmış. Annem kardeşi Niko ile düettoya çıkarmış.”[1] Sahneye 14’ünde çıkıyor, oynamaya başlayalı ne kadar olmuş kimbilir. “Ben başka hiçbir şey görmedim ki. Tiyatroda doğduk Selim’le ikimiz. Kulislerde, tiyatronun ta içinde büyüdük.”[2] İlerleyen yıllarda bile bunun şans mı, şanssızlık mı olduğuna karar veremez bir türlü.

 

Naşit Bey, devrin en önemli oyuncularından. Sait Faik Kumpanya öyküsünde söz Naşit Bey’e geldiğinde şöyle bir anısını naklediyor; “Ben birgün Naşit’i sahnede Kürt kıyafetiyle mangal karıştırır, kahve pişirir, çubukla tütün içerken görmüştüm. Ortada ne mangal, ne maşa, ne ateş, ne çubuk, ne cezve, ne fincan vardı. Ama Naşit sanki bütün bu saydıklarım önündeymiş gibi hareketler, mimikler yapıyordu. Seyircilerden, pek hödükler müstesna, gülmekten yerlere yatıp katıldıklarını gördüm. Bendeniz de haşa huzurdan sancılandım, hatta biraz da patiskayı ıslattım.”[3]

 

Bu kabiliyet ve şöhret müreffeh bir hayat sağlamaya yetmiyor elbette. Naşit Bey son yıllarını, yokluk ve yoksulluk içinde geçiriyor. Öldüğünde çocuklarına mesleğiyle birlikte hatırı sayılır bir borç yükü de bırakıyor miras olarak. Ağabeyi gibi Adile Hanım’ın sahneyle buluşmasını kolaylaştırıyor bu zaruret. 1944’te Necdet Mahfi Ayral’ın delaletiyle Şehir Tiyatrosu’nun çocuk bölümünde işe başlıyor. 14 yaşındaki Adile, aynı sene, figüran olarak yer aldığı oyunda rahatsızlanan bir oyuncunun yerine anne rolüyle çıkıyor sahneye. Makyajla yaşlandırılan küçük kız, 80’lerin ikinci yarısına kadar sürecek oyunculuk kariyerinde kendine en çok anneliğin yakışacağından habersiz henüz. Hayatın onu tabi tutacağı en ağır sınavın aynı mevzuda olacağından da…

 

Oğlu Ahmet’i 1952’de, henüz 22’sindeyken getiriyor dünyaya. Oyunculuk kariyerine ara vermiyor elbette. Kalp rahatsızlığı sebebiyle 14 yaşında vefat eden Ahmet’i kaybettiği gün bile çıkıyor sahneye. Fakat o acı belirliyor hayatının geri kalanını. 1980’de Ses Dergisi’ne verdiği ropörtajda, Ondan sonraki beş sene benim için inanılmaz acılarla dolu.” diye anlatıyor. “İşte sonra kuş, köpek, bebek böyle oyuncaklara tutkun olduk. Balıklar yaşadı, köpek kör oldu, çiçekler büyüdü böyle gidiyor yaşamın geri kalan kısmı.

 

Bizim göbeğini titreterek attığı kahkahalarla hatırladığımız Adile Naşit kederli bir kadın aslında. En komik sahnelerde bile buğulu bakan gözleri derin bir hüzün saklıyor ardında. Yeğeni Naşit Özcan da doğruluyor bu tespiti. "Sakin, dışa dönük gibi gözükse de aslında içine kapanık biriydi. Girdiği her ortamı neşelendiren, esprileriyle kahkahaya boğan bu kadın, 15 yaşındaki oğlunu kaybettikten sonra hep mutsuz yaşadı. Ve bu sıkıntısı onu ölüme kadar götürdü."[4] “İstisnasız her akşam yemeğe oturduğumuzda 5-10 dakika küçük yaşta kaybettiği oğlunu düşünür ağlardı.”[5]

 

Sinemaya 1947'de Seyfi Havaeri'nin yönettiği Yara filmiyle başlasa da 70’lere kadar tiyatro oyuncusu bir Adile Naşit var karşımızda. “1971 yılında tiyatrodan koptum ya da kopmak zorunda kaldım. Bunun vebali biraz da sevgili Ertem Eğilmez’in. Benim yakama bir yapıştı, pir yapıştı. Ertem Eğilmez ile tanışmam tüm dünyamı altüst etti.”[6] Kısa sürede Münir Özkul’la ayrılmaz bir ikili haline geliyorlar. Ertem Eğilmez yönetiminde oynadığı 15 filmin 9’unda, toplamda ise 25 filmde rol arkadaşı Münir Özkul.  İsmi anıldığında akla gelen diğer oyuncular; Şener Şen, Ayşen Gruda, Kemal Sunal, Tarık Akan, Halit Akçatepe, Zeki Alasya, Metin Akpınar…

 

1976’da, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yine anne karakterini canlandırdığı İşte Hayat (1975) filmiyle En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görülüyor. Bu ödül ilk kez starların dışında bir yan role veriliyor ve Adile Naşit, hemen hiç başrol oynamayan bir star olarak yazdırıyor Yeşilçam tarihine adını. Oğlunu 20 yıl önce kaybeden Adile Teyze’nin ismi 1985’te bir kez daha ‘anne’ sıfatıyla gündeme geliyor. Bu kez canlandırdığı karakterler sebebiyle Yılın Annesi seçiliyor.

 

Son günlerini Sezen Aksu refakatinde geçiren Adile Naşit, 11 Aralık 1987’de, bağırsak kanseri rahatsızlığı sebebiyle, geride aralarında kan bağı olmayan pek çok akrabasını bırakarak ayrıldı aramızdan.

 

 

Kaynakça

Türk Sinema Sanatçıları Ansiklopedisi, Film-San Vakfı Yayınları, İstanbul 1983

Yeşilçam’dan Serpintiler, Film-San Vakfı ve Artshop Yayıncılık, İstanbul 2011

Yeşilçam Hatırası, Mesut Kara, +1 Kitap, Istanbul Aralık 2006

Masalcı Teyzeyi Çok Özledik…, Hürriyet Gazetesi, 12 Aralık 2012

ucuncuadam.wordpress.com

Alican Sekmeç, Filmarası, Eylül 2013, sayfa 20 - 23

Türlerle Türk Sineması, Agah Özgüç, Dünya Kitapları, İstanbul 2005 sayfa 65

İlhan Süzgün / Tsa.org.tr

 

[1] Alican Sekmeç, Filmarası Sinema Dergisi, sayfa 21

[2] 13 Eylül 1980 Ses Dergisi Ropörtajı, ucuncuadam.wordpress.com

[3] Agah Özgüç, Türlerle Türk Sineması, Dünya Kitapları, İstanbul 2015, sayfa 65

[4] Masalcı Teyzeyi Çok Özledik, Hürriyet Gazetesi, 12 Aralık 2012

[5] Adile Naşit’in Yeğeni Demesinler Diye Soyadımı Bile Kullanmadım, Zaman Gazetesi, 4 Ekim 2014

[6] Sekmeç, agm, s.22