Orhan Günşiray Kendi Hesabına Film Şirketi Kurdu
Enis Olcayto - Söyleşi December 12, 2015

"Orhan Günşiray bu sene 15 film çevirecek ve bunlardan en az 300.000 lira tutarında bir ücret alacak. Ayrıca kendi adına bir film şirketi kuran Orhan Günşiray Ekim’de ilk filmini piyasaya çıkaracak: Yüksek Sosyete…"

Artist, 16 Haziran 1960

 

“Nişantaşı, Akkirmanlı Sokağı, Konya Palas, No. 2”… Bu adrese gidiyoruz, şimdi sevgili okurlarım. Kapının ziline parmağımı dokundum. Hemen açıldı: Karşımda kumral, uzun boylu, elâ gözlü, atletik vücutlu, yakışıklı bir genç adam var. Gayet şık ve zevkle giyinmiş. Verdiği randevuya dakikası dakikasına sâdık. Bizi bekliyor. Gülerek kabul etti. Çok güzel döşenmiş bir odaya aldı, yer gösterdi. Sıcak kanlı, samimi, candan konuşuyor. Bugün koca Türkiyenin bir numaralı sinema yıldızı haline geldiği halde (birçok sinema ve tiyatro jönleri, kötü adam tiplerini yaratanların bazıları gibi) gurur, kibir, mübalağadan eser yok konuşmalarında, tavırlarında. Belli ki işini bilen, gerçekten zeki, olgun bir insan. Kim bu artist? Artık söyleyelim:

Orhan Günşiray! Evet, bugüne bugün en kısa zamanda parlayan yıldız. Üstelik istikbali kuvvetli bir sinema artisti. İmzaladığı kontratları herkese açık olan bir kuvvetli artistin sahiden aldığı miktar. Türk film piyasasında biz kırk kişiyiz, birbirimizi iyice tanırız. Neyse, Orhan Günşiray’a gelelim. Konuşmamızın sonunda öğrendim ki Orhan Günşiray bu sene 15 film çevirecek ve bunlardan en az 300.000 lira tutarında bir ücret alacak. Ayrıca kendi adına bir film şirketi kuran Orhan Günşiray Ekim’de ilk filmini piyasaya çıkaracak: “Yüksek Sosyete”…

 

Samsun sigarası verip bardağıma buzlu vermut koyan genç adam, İstanbul’da. Aynalıçeşme semtinde 1928’de doğmuştu. İlkokulu Büyükada ve Heybeliada’da okumuş, ortaokulu Tavşanlı’da bitirmişti. Kütahya Lisesine yazılan öğrenci Beyoğlu Lisesi’nde de okuduktan sonra askerliğini yapmış, müteaahidliği meslek olarak seçmişti. Yıllarca inşaat taahüdü, ithalat, alım-satım işlerinde Beyoğlu’ndaki bürosunda çalıştı. Anadolu’ya sık sık seyyahatler yaptı.

 

Derken, Hasan Kazankaya isimli arkadaşı çıkageldi:

– Orhan, dedi, “Lejyon Dönüşü” adlı filmimde seni mutlaka oynatmalıyım! Yıl 1956 idi. Günşiray bu teklifi bir deneme olsun diye kabul etti. Fakat adımını atar atmaz o kadar büyük rağbet ve parlak tekliflerle karşılaştı ki durmadan film çevirmek zorunda kaldı. Bugüne kadar 15 film çevirdi. İnşaat işlerini mecburen bıraktı. Bütün vaktini filmlere verdi. Hattâ, bir aralık yapılan teklifi reddetmenin dostluğuna yardımı dokunur diye 20.000 lira istedi. Çalışma günü çok kısaydı: 17 gün... Bu müddet içinde 20.000 lirayı hiçbir Türk film artisti almamıştı. Fakat prodüktör işini biliyordu. Orhan Günşiray’ın filmleri “gişe hasılatı”nda (Zeki Müren’den sonra) rekorlar kırıyordu. Okuyucu olmayan, sesini “vermeyen” bir artistin prodüktörlerden istediği ücreti kolayca alması halkın rağbetinin şaşmaz işaretiydi.

 

Artık film artistliğini iyice benimsemişti. İnşaat işlerini bıraktı. Fakat Avrupadan film çevirmek için malzeme getirmeye teşebbüs etti. İsminin açıklanmasını istemiyen büyük sermayedarlar da birlikte bir film şirketi kurmayı teklif ediyordu. Anlaşmalar yapıldı, imzalar atıldı, kadehler kaldırıldı. Mutlu bir gelecek Orhan’ı bekliyordu.

 

– Günşiray, duyduğuma göre bu yıl 15 film birden çevirecekmişsin? Doğru mu? Bu yorgunluğa nasıl dayanırsın?

 

Odaya uzun boylu çok güzel bir genç hanım girmişti. Orhan ayağa kalktı:

– Efendim, eşim Gülsevil, diye takdim etti. Tanıştık. Koltuklarımıza oturduk. Hizmetçinin getirdiği aperatif yiyeceklerden uzatan Orhan:

 

Duyduklarınız doğrudur. Bu kadar büyük sayıda film angajmanı yapmamın sebebi var: Avrupaya götürmek istiyorlar. Orada film çevirtmek isteyen üç yabancı firmayla konuştum: Danimarkalı, Alman ve İtalyan... Fakat şimdi memleketten gidemem. Daha bir iki yıl burada çalışmalıyım. Kendi hesabıma film şirketi kurdum. Hiç olmazsa dört-beş film de kendi adımıza yapmalıyız. Onun için acele ediyorum. Vallahi, görüyorsunuz işte, stüdyodan durmadan adam yolluyorlar, yemek için bile vakit kalmıyor.

 

Orhan Günşiray’ın hanımına döndüm:

– Siz eşinizin fazla çalışmasından, evde durmamasından şikâyetçi değil misiniz?

 

Bayan Gülsevil hafifçe güldü:

Evlenirken eşimin sinema artisti olduğunu biliyordum. Mesleğinin çalışma şartlarına benim de uymam kadar tabii bir şey olamaz. Kat’iyyen şikâyetçi değilim. Bil’akis memnun oluyorum. Her zafer biraz da alınteri ister, hattâ bir haylı alınteri. Bu bakımdan endişem yok. Sadece fazla yorulup hastalanmasından korkuyorum. O kadar. Ama, maşallah (elini önündeki masaya vurdu) şimdiye kadar hiç hastalandığını görmedim. Sıhhati yerindedir.

 

Orhan Günşiray bana bir sigara daha uzattı. Sordum:

– Son çevirdiğin filmler ve çevireceklerin hakkında biraz izahat verir misin ARTİST okurlarına?

 

Memnuniyetle. Son filmlerimden biri: “Ölüm Perdesi”dir. Rejisörü Atıf Yılmaz. Leylâ Sayar ve Muallâ Kaynak’la berber oynuyoruz. Ondan sonra Danimarka güzellik kraliçesi, Marilyn Monroe’ya çok benzeyen, Ulla Darni ile çevirdiğim “Yabancı Kız” adlı film geliyor. Onun iç sahnelerine başladık. Bunlardan başka Çolpan İlhan ile “Çıtkırıldım”a başlıyacağız. BİRSEL FİLM için “Yeşil Köşkün Lâmbası” var: Belgin Doruk ile beraberiz bu eserde. DAR FİLM ile “Bahtımın Rüzgârı” adlı filmi çevirmek için daha dün kontrat yaptık. Leylâ Sayar’la oynayacağız. SAN’AT FİLM için “Deniz Kızı” adlı eser için anlaştık; mukavele imzaladık. Bunlardan başka 15 film teklifi var. Aralarında seçme yapmak zorundayım. Fakat en az 15 film çevireceğim bu yaz mevsiminde…

 

– Türk sinema seyircisinin size bu kadar rağbet göstermesinin sebebi nedir?

Vallahi, ben bunu “şans” olarak tefsir ediyorum. Şansım varmış.

 

– Ya “sinema sempatisi” denen şey? Onun için ne dersin?

Enis abi, onu ben söylemeyim de rejisörler, diğer arkadaşlarım söylesin. Şimdi halk beni seviyor, ondan belki diyebiliriz.

 

– Çok haklısın Günşiray. Bu kadar büyük başarı kazandıktan sonra sadeliği, tabiiliği, tevazuu elden bırakmayışın istikbalde gerçekten büyük işler yapacağına delâlet eder.

 

Günşiray mahcubiyetini göstermek istemedi. Önüne baktı.

Seyircinin gösterdiği sempati sadece maddi ölçülerle ölçülemez. Seyircinin sevgisi, prodüktörlerin en yüksek ücreti kolayca ödemesine sebep oluyor. Ama bence en kıymetlisi gelen mektuplarla yazılanlar, yolda veya bir Anadolu şehrinde arkamdan seslenmeleri, misafirperverlik göstermeleri, bir kahraman gibi karşılayıp ağırlamaları, iltifat edip dostluklarını, muhabbetlerini mebzulen ortaya sermeleri… Halk tarafından sevilmek çok muazzam şey… Maddiyat bunun yanında hiç kalır.

 

– Ne kadar mektup alıyorsun Orhan? Bunlara cevap veriyor musun?

Ayda binlerce mektup alıyorum. Saçlarından bir parka kesip gönderenler, hattâ kirpiklerini yollayanlar var. Çoğu fotoğrafımı istiyor. Hepsine cevap veriyor, resim gönderiyorum. Yazıhanemdeki bir sekreter ile eşim Gülsevil bunlara birer birer karşılık veriyorlar.

 

– Son günlerde, filmciliğimizin ilerlemesi bahsinde anketler yapılıyor. Sen bu hususta ne dersin?

Devletin bu işi finanse etmesi şarttır. Firmaların birleşip daha kuvvetli hale gelmesi gerekir. San’atkârlar da “mes’uliyet” duygusunu benimsemeli. Yüzbinlerce liralık bir film bir tek artistin kaprisi uğruna günlerce bekler. Bu da sendikasızlıktan oluyor. Vazifesine sâdık olmayan artisti sendika ihraç eder, olur biter. Avrupa ve Amerikada böyledir. Artistlerin bir “meslek sahibi olduklarını şuurla bilmeleri lâzımdır. Devlet bu işe el uzatmalı, İtalyada olduğu gibi büyük stüdyolar kurmalı. Teknik malzemeyi getirtip firmalara kiralamalı. Ayrıca, üzerinde çalışılan “Sinema Kanununun” bir an önce çıkması faydalıdır.

 

Bu sırada Günşiray’ın eşi Gülsevil hanım bize yemek hazırlamıştı. Masaya buyur etti. Yaptığı lezzetli yemekleri yerken mes’ut bir aile hayatı olan Orhan’ı tebrik ettim. Daha yemekten kalkmadan kapı çalındı: AND FİLM stüdyosundan haberci gelmişti. Günşiray cevap verdi:

– Yarım saatten önce gelemem. Gazeteci arkadaşlar gelmişler, dersiniz.

 

Biraz sonra gene kapı çalındı. Bu sefer MURAT FİLM prodüktörü Süreyya Duru geldi. Yanında Danimarka güzellik kraliçesi ve “Yabancı Kız” filminde Orhan Günşiray’la birlikte oynayan Miss Ulla Darni vardı. Prodüktör Süreyya Duru bir kontrat peşindeydi. Ulla Darni ile Günşiray’ı filminde beraber oynatmak istiyordu. “İstanbulda Aşk Başkadır” adlı eser üzerinde bir çeyrek saat süren görüşmelerden sonra, önceden hazırlanmış mukavele Günşiray’ın evinde, bizim gözümüz önünde imzalandı. Buzlu viski kadehini havaya kaldıran Ulla Darni:

 

– Ben Türkiye’de Günşiray gibi bir sinema yıldızı bulunabileceğini önceden asla tasavvur etmiyordum. Onunla Antalya ve Alanya’da beraber çalıştım. Yakından tanıdım. Günşirayla haklı olarak iftihar edebilirsiniz. O Avrupanın en büyük rejisörleriyle kolayca çalışabilecek kudrette bir artisttir, dedi.

 

Böylece imza töreni kutlandı. Orhan Günşiray’ın muhterem annesinin toplantımıza bir aralık katılmasıyla bu ufak tören tam bir ziyafet havasına büründü, Resimler çekildi. Projeler yapıldı. Lejyon Dönüşü, Murat Çeşmesi, Felâket Yolu, Kederli Yıllar, Hayat Cehennemi, Binnaz, Ninno, C,vanmert, Fosforlu Cevriye, Kıtıpiyoza Tuzak, Esrarlı Eller, Vatan ve Namus gibi birçok filmlerin baş aktörü Orhan Günşiray’la yerli filmciliğimiz üzerine daha bir müddet görüştük:

 

Mekanik imkânsızlık dünya piyasasına arzedilecek kadar güzel filmler yapmamıza engel oluyor, dedi. Kollektif çalışmanın şuuruna henüz erilmemiş. Mekanik, teknik imkânsızlık en baş derdimiz… Prodüktörler teknik malzeme getirmeli. Teknikte noksanlık var, ama filmlerimizde vasata yaklaşık. Kısa zamanda bu ekslikliği de telâfi edeceğimize inanıyorum.

 

Ulla Darni tıpkı Marilyn Monroe’ya benziyor. Antalya ve Alanya ihsaslarını anlattı:

– Çok konuksever bir milletsiniz siz… “Kleopatra” filminin çekileceği yer olan Antalya dünyanın cenneti gibi… Birçok turistik ve tarihi kıymetleri, anıtları var. Fakat halkı hepsinden tatlı… Siz Türkler çok kanı sıcak insanlarsınız. Çok sevdim sizi...

 

Bunları İngilizce olarak anlatan Bayan Ulla Darni’ye baktım: Gözleri bende değildi. Ya kimdeydi? Kimde olacak, gayet tabii, Türk sinemasının en yakışıklı erkeği olan Orhan Günşiray’da…

 

Şimdi aziz okurlarım, siz benden burada dedikodu beklemeyin. Bir röportaj yazısında bunlardan başkası yazılamaz. Fakat gazetelerin, dergilerin haber ve dedikodu sütunlarını bundan sonra gayet dikkatle “tarayın”… Orada Orhan Günşiray’a ve… başkalarına ait merak çekici bilgiler, haberler (ve belki de deidkodular) bulacağınıza kuvvetle eminim…

 

Not: Söyleşide yer alan yazım ve imla hataları Artist dergisinin metninde bu şekilde yer aldığı için düzeltilmemiş, olduğu gibi yayımlanmıştır.