Türkiye'de Sinema Dergilerinin Tarihine Hızlı Bir Bakış
Tuncer Çetinkaya - Dosya July 14, 2014

II. Meşrutiyet'in ilanıyla sağlanan kısmi özgürlük ortamında sinemaya dair faaliyetlerde hissedilir bir hızlanma olmuştur. 

 

Türkiye’de sinema dergiciliği, dünyadaki gelişmelere paralel, yedinci sanatın gelişimine benzer biçimde ilerlemiştir. Bir başka deyişle sinemamızın kuruluş yılları, bu dönemde yaşanan iniş ve çıkışlar, Hollywood ve Batı sinemasının örnekleriyle tanışma gibi olguların en canlı tanığı sinema dergileri olmuştur. 

 

Bu bağlamda, bir başlangıç noktası belirlemek için geçtiğimiz yüzyılın başlarına doğru bir yolculuğa çıkmak anlamlı görünmektedir. II. Meşrutiyet'in ilanıyla sağlanan kısmi özgürlük ortamında sinemaya dair faaliyetlerde hissedilir bir hızlanma olmuştur. Bu dönemden I. Dünya Savaşı'na kadar geçen süreçte art arda açılan sinema salonları (Pathé, Eclair, Oryantal, Cine-Theatre, Santral, Oryanto, Gaumont, Lion, Sine-Palas, Majik, Milli ve Ali Efendi Sineması) ve yapılan film gösterileri, sinema yayınlarının ortaya çıkmasını kaçınılmaz kılmıştır.

 

Bu süreçte gündeme gelen sinema dergilerinin ilki olan ve 5 Şubat 1914’te yayınlanmaya başlayan Sinema, A. Cemil tarafından idare edilmekte ve 30'ların başına kadar olan süreçte, hemen tüm dergiler gibi Osmanlıca yayınlanmaktadır. Aynı dönemin bir başka önemli dergisi Ferah’tır. Yazı İşleri Müdürlüğü'nü İbrahim Halid'in yaptığı bu dergi haftada üç kez çıkarak dikkat çeker.

 

Hikmet Nazım’ın çıkardığı Sinema Postası ve Mehmet Rauf’ça hazırlanan Sinema Yıldızı ise 1923 ve 24 yıllarında yayına başlarlar. Bu dönemin akılda kalan diğer çalışmaları arasında Leon Antonyan'ın Artistk Cine ve bu derginin kapanmasından yaklaşık bir yıl sonra gündeme gelen Türk Sineması’dır. İkinci dergi, on yıldan kısa sürede iki yüzün üzerinde sayı çıkararak bu alanda erişilmesi güç bir rekorun sahibi olur.

 

Osmanlıca yayımlanan sinema dergilerine genel olarak bakıldığında, bir yandan sinema salonlarında gösterime giren filmlerin ya da sessiz dönem Hollywood sinemasının örneklerine rastlanırken, diğer yandan da müstehcenlik sınırlarını zorlayan fotoğraflara yer verildiği görülür. Ayrıca yine bu dönemin başlangıcında (1918), dönemin genç tiyatrocusu Muhsin Ertuğrul, Sedat Simavi’nin ilk filmi Pençe için Temaşa dergisine ilk önemli film eleştirilerinden birini yapar.

 

1930'lar, ülkemizde sinema dergiciliğinin doruk yılları olarak hatırlanır. Onyılın sonlarına doğru çıkmaya başlayacak ve varlığını 50'lerin ortasına dek sürdürecek Yıldız’ın da aralarında bulunduğu pek çok dergi, çoğunlukla magazinel bir yaklaşımla da olsa sinema yayıncılığının temsilcisi olurlar. Bu yılların bir başka önemli dergisi, aynı zamanda Latin harfleriyle basılan ilk yayın olan Holivut’tur. Dergi, sezonda gösterime girecek filmlere dair bilgiler vererek önemli bir yeniliğe imza atmakla birlikte; Sinema Mecmuası (1934), Sinema Alemi (1935), Sinema Objektifi (1937) gibi dergilerin mantığına sahip olmuştur: Kapakta Clara Bow, Alice White veya Gloria Swanson gibi Hollywood kraliçeleri ve içerikte de "sinemanın mabedi"nden haberler, fotoğraflar...

Bu yılların kayda değer gelişmelerinin başında, Sedat Simavi'nin, “Sesli, Sessiz ve Renkli Sinema” adlı (1931) eseri yer alır. Eser, geniş okur kitlelerine sinemayı tanıtan ve sevdiren ilk örneklerden olması nedeniyle önemlidir.

 

Sinema Romanları (1940), Perde ve Sahne (1941), Sine-Magazin (1943), Hollywood Dünyası, Saloon Hollywood (1946), Sinema Magazin (1948) gibi, adından da anlaşılacağı üzere magazin ve Hollywood ağırlıklı dergiler, 40'ların başlıca yayınları arasında yer almaktadır. Sözgelimi 1946 yılında yayınlanmaya başlayan Film Romanları, kapağına Maria Montez'in doğu esintili erotik bir resmini taşırken, fotoğrafın altına, bu pozun sanatçı tarafından özel olarak gönderildiği ibaresini yerleştirir. 1944'ün ünlü dergilerinden Sinema Alemi’nde ise Joan Crawford'un dergi okuyucularına özel (!) imzası bulunmaktadır. (Kapaktaki temel anlayış, 1950'lerde yerli yıldızların ufak tefek rol çalma çabalarına tanık olmakla birlikte, yerine ancak 1960'larda Türkiye'den oyunculara bırakacaktır. Bu döneme kadar dönemin ana karakterleri; Dorothy Lamour'dan Hedy Lamarr'a bir dizi seksi oyuncu veya adı sanı duyulmamış İtalyan yıldızlarıdır.)

 

Buna karşın sanat dergilerinin sinemaya yer vermesi 2. Dünya Savaşı yıllarında başlar. Bilinçli olmamakla birlikte Yurt ve Dünya ve Erol Güney’in Tercüme dergilerinin sinema yazılarına yer vermeleri, gelecekte yaşanacak önemli bir değişimin habercisidir.

 

Böylelikle 1950’li yıllara gelinir. Sinema yayıncılığı, ulusal sinemanın içinde bulunduğu duruma paralel biçimde, eleştiri anlamında bir aşama kaydetmemiş, Hollywood eksenli magazinel yaklaşımdan kurtulamamıştır. Ne var ki bu onyılın başlangıcında, sinema eleştirisinin sanat dergilerine entelektüel bağlamda girişi gerçekleşir; Attilâ İlhan ve Turhan Doyran Kaynak’ta, Nijat Özön ise Yeryüzü dergisinde eleştirilerini yayınlamaya başlarlar. 1956 yılında ‘dönüm noktası’ olarak adlandırılabilecek yeni bir duruma rastlanır: İlk ciddi sinema dergisi olarak kabul edilebilecek Sinema yayın hayatına başlamıştır. Ankara’da yayınlanan derginin kurucuları Nijat Özön ve Halit Refiğ’dir.

 

50’lere genel olarak bakıldığında dönemin popüler unsurları spor ve radyo, kimi yayınlarda ‘eğlencelik’ olarak sinemanın yanına sokulmuşlardır. Sinespor, Sine Radyo Haftası, İnci, Magazin gibi dergiler bu anlayışın öncüleri arasında yer alırken; Perde ve Sahne, Yıldız gibi önceki yılların birikimini taşıyan dergiler, yine sinema-magazin merkezli Beyaz Perde, Perde Yolu, Film Postası gibi yayınlarla kaynaşırlar. Bu dönem, Senaryo adlı (1953-54) kısa ömürlü bir sinema ve tiyatro dergisinin çıkışıyla da hatırlanabilir; ancak başlıkta sözü edilen melodramatik aşk romanlarından yapılan derlemelerdir!

 

1950'li yıllar; Attila İlhan, Tarık Kakınç, Tuncan Okan, Semih Tuğrul, Erksan ve Refiğ gibi önemli kalemlerin çoğunlukla günlük gazetelerde ve Devir, Akis, Kim gibi sanatsal / siyasal dergilerde sinema yazıları yazması bakımından da önemlidir. Bu dönem, 60'larda güçlenecek olan sinema eleştirimizin tohumlarının atılması bakımından önemlidir.

 

Magazinin yerini daha "ağır" konulara terkettiği, ulusal sinemada yaşanan çıkışın karşılığını sinema yazınına bıraktığı ve 27 Mayıs sonrasında yaşanan görece özgürlükçü ortamın topluma nüfuz ettiği 60'lı yıllar, sinema dergiciliğinin de dönüm noktasını oluşturur. Bildik formatta yayımlanan dergilerin kapaklarına Belgin Doruk, Ayhan Işık veya Göksel Arsoy'u taşıması bir yana (Artist, Perde, Sinema) Türk Sinematek Derneği'nin kurulması ve Yeni Sinema Dergisi'nin yayın hayatına başlaması, bu yılları önemli kılar. Derneğin yayın organı olma özelliği taşıyan ve Şakir Eczacıbaşı’nın sahipliğini üstlendiği derginin Yazı İşleri Sorumluluğunu önce Hüseyin Hacıbaşıoğlu (Baş), sonra Onat Kutlar yaparken, Yazı Kurulu’nda ise Kutlar, Baş, Giovanni Scognamillo ve ekibe sonradan dahil olan Cevat Çapan, Tuncan Okan gibi önemli isimler yer alır. Yeni Sinema'nın çıkış yazısında şu ifadelere yer verilmektedir:“Günümüzün en etkileyici sanatı olan sinemanın ülkemizde oldukça uzun bir geçmişi vardır… Ancak yarım yüzyıla yaklaşan geçmişin hemen hemen büyük bir bölümü yine aynı derecede uzun süren bir sorumsuzluğun kötü izlerini taşımaktadır. Bir kaç sinemacının ve sinema yazarının iyiniyetli, gözüpek çıkışları bir yana bırakılırsa, iyiyi kötüden ayırabilen, köklü, sürekli bir sinema ortamının yaratılamadığı gerçektir. Bu uzun geçmişin ürünlerinin bile korunmadığı ülkemizde, hem bu koruma ve araştırma görevini yerine getiren, hem de sinemayı bir sanat olarak kendisine onurlu, saygıdeğer kimliği kazandırmaya çalışan bir kurumun doğması gerekli, hatta zorunluydu. Bu amaçla kurulan Sinematek Derneği, durumun bilincinde olan bütün sinema dostlarının gereksinmelerine cevap vermeye çalıştığı için kısa zamanda ilgi ve destek kazandı. Yeni Sinema, bu çok yönlü çabanın ikinci adımıdır. Sinemanın ülkemizde tanınmayan başeserlerinin sürekli gösterilerde sunulmasının yanı sıra bu eserlerin ve genel olarak sinema sanatının derinlemesine kavranmasına yardım edecek, araştırıcı, eleştirici bir kaynak olacaktır. Bu yüzden ele aldığı konularda mümkün olduğu ölçüde ilk elden kaynaklara başvuracak, en yetkili yazarların düşünce inceleme ve yorumlarını yayınlayacaktır.

 

60’lar, Türk sinemasının sorunlarına çözüm bulmak için bir dizi çabayı da beraberinde getirir. Türkiye Sinema İşçileri Sendikası yöneticilerinin, senaryo yazarlarının ve eleştirmenlerin o dönemde beliren sinemasal duraklamayı masaya yatırmaya çalıştıkları toplantılar, 1964-65 döneminde, süreci “Sinema Şurası”na taşır. Ne var ki şura çabaları, eleştirmenlerle sinema adamları arasındaki son bağların kopmasına neden olacaktır.

 

Bu yıllarda, Yeni Sinema’nın alternatifi gibi görünen, Kulüp Sinema 7'nin kısa ömürlü Film Dergisi mütevazı bir çıkış yaparken, Özgür Sinema (sonradan Ulusal Sinema) da Halit Refiğ’in önderliğinde varlığını sürdürür. Bu dergilerin arasındaki rekabet bir tarafa; Tanju Akerson, Rekin Teksoy, Çetin Özkırım, Coşkun Şensoy, Atilla Özkırım, Erdoğan Tokatlı gibi isimler her iki yayın organında da yazılar kaleme alan yazarlar arasında yer almıştır.

 

1968 Ekim’inde yayına başlayan Genç Sinema; Veysel Atayman, Mehmet Gönenç, Ahmet Soner ve Mustafa Irgat’tan oluşan kadrosuyla siyasal eleştiriyi üst boyuta taşır, sinema eleştirisini militan bir tavırla tanıştırır. Sine Film, AS, 60’ların hareketli ortamına renk katarlarken, gazetelerin 50’lerin ciddi yaklaşımını geride bıraktıkları ve ilginç biçimde eleştiriyi sinema dergilerine terk ettikleri görülür.

 

 

Siyasal rüzgârların ülke gündeminde belirleyiciliğini giderek arttırdığı 70’ler, nedendir bilinmez, ama sinema eleştirisinin suskunluğa gömüldüğü yılların da başlangıcını oluşturur. Dünya, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde yapılan film eleştirilerinin dışında gündelik gazetelerde kayda değer bir yenilik yaşanmazken, sinema dergileri ise Engin Ayça, Burçak Evren, Atilla Dorsay, Aydın Sayman gibi önemli isimlerin katılımıyla 1973 Mart’ında yolculuğuna başlayan Yedinci Sanat’la ve ilk sayısı 1 Ekim 1973’te yayınlanan Gerçek Sinema’yla yollarına devam ederler. Söz 70’lerden açılmışken sinema yazınında kayda değer üç çalışmadan bahsetmemek olmaz. Bunlardan ilki 1973 yılında yayınlanan Giovanni Scognamillo'nun Türk Sinemasında Altı Yönetmen adlı yapıtıdır. Scognamillo; Lütfi Ö.Akad, Atıf Yılmaz, Metin Erksan, Halit Refiğ, Osman Seden, Memduh Ün'ün filmlerini incelemiştir. İkincisi eleştirmen Atilla Dorsay'ın 1977 yılında eleştirilerini topladığı Mitos ve Kuşku adlı yapıtıdır. 1977 yılında ise Alim Şerif Onaran'ın Lütfü Ömer Akad'ın Sineması adlı yapıtı yayınlanmıştır.

 

70'lerde Sinematek'in film gösterimlerini içeren Filim 70-71-72, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin düzensiz yayınladığı Sinema TV ve Akün Film programlarına yer veren Akün Haber de yayınlarını sürdürmüşlerdir.

 

1980, Türkiye’de farklı bir dönemin başlangıç noktasını oluşturur. Yaşanan askeri darbe, etkilerini sinema alanında da kısa sürede göstermeye başlar. Sinematek derneği, Onat Kutlar’ın da vurguladığı gibi ‘süngü zoruyla’ kapatılmış, yayın organları ise sansürün etkisiyle alabildiğine magazinel ve cinsel içerikli yayınlara başlamışlardır. Bu süreçte ortaya çıkan Film Market ve Video Yıldız gibi dergiler bu anlayışın ürünü olarak arşivlerde yerlerini alırlar. Aydınların bunalımdan kurtulmaları 80 ortalarını bulur. Geniş bir kadroyla yola çıkan Video Sinema, bir buçuk yıla varan yayın süresiyle dönemin dikkat çeken dergileri arasına girer. 1984’te yayınlanmaya başlayan bir diğer dergi de Gelişim Sinema’dır. Editörlüğünü Burçak Evren’in üstlendiği dergi, kaliteli içeriğine karşın ne yazık ki sadece dokuz sayı çıkabilir.

 

80’lerin bir başka özelliği de videonun yaygınlaşmasıdır. Zaman zaman yalnızca bu format için filmler hazırlanmış ve Türk sinemasının rotasını bir süreliğine de olsa video belirlemiştir. (Video Film, Film Magazin, Video Haber gibi dergiler bu sürecin ürünleridir.) Burçak Evren, 80’leri sinema dergiciliği açısından çoğunlukla istenilen sonuca ulaşmayan cesaretli ve iyi niyetli girişimler dönemi olarak adlandırır. Günlük gazeteler ise Milliyet, Tercüman, Cumhuriyet, Son Havadis aracılığıyla sinema sezonları için düzenli film eleştirileri yayınlarlar.

 

90’lı yıllarda basında yaşanan hareketlilik ve yayın hayatına başlayan yeni gazeteler sinema yazılarının canlanmasına neden olur. 1991 Ekim’inde yayın hayatına atılan Antrakt, uzun süre sinema dergiciliğinin düzenli çıkan tek örneği olarak kalır. Genel Yayın Yönetmenliği’ni Turgut Yasalar’ın üstlendiği dergi, başarılı içeriğiyle dikkat çekmektedir. Türkiye’nin tek akademik sinema dergisi olarak adlandırılan 25. Kare’de 1990 yılında tarih belirtmeksizin yayına başlar. 2000’lerin başına, 31. sayıya kadar serüvenini sürdürecek derginin yazarları arasında Oğuz Onaran, Seçil Büker, Nilgün Abisel, Gülseren Güçhan, Metin Gönen, Aslı Tunç, Yaprak Büyükerşen İşçibaşı, Sadi Konuralp, Hakan Savaş, Ali Özer, Veysel Atayman, Suat Kemal Angı, Gökhan Erkılıç, Rıza Kıraç, Bülent Vardar, Yıldız Cıbıroğlu, Kaya Özkaracalar, Gülseren Sendur Atabek, Uğur Vardar, Necati Sönmez, Fatih Özgüven, Ali Hakan, Kutlukhan Kutlu, Ali Kemali Karadeniz gibi isimler de bulunmaktadır.

 

1994 yılı Ekim ayında yayınlanmaya başlayan Popüler Sinema dergisi (sonraki adıyla Sinema Merkez), ülkemizin en uzun soluklu sinema dergilerinin başında gelmektedir. Dergi, çizgisine uzun süre Mehmet Açar’ın editörlüğünde devam etmiştir.

 

Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü’nün yayın organı olan Görüntü, yayın hayatına 1997 yılında başlayan Yeni İnsan, Yeni Sinema ve Kaya Özkaracalar yönetiminde kült korku filmlerini ana tema olarak seçen özgün Geceyarısı Sineması 90’larda dikkat çeken yayınlardandır. Dönemin diğer yayınları arasında Video Haber, Sinerama, Kinema, Ve Sinema da yer alır.

 

2000’ler, günlük gazetelerde ve özellikle de düzenli yayınlanan sinema dergileri anlamında belki de 70’leri de aşan bir hareketliliğin (ve sonrasında yaşanan hüsranın) adresi olmuştur. 2001 Ekim ayında yayınına başlayan Altyazı, özenli içeriği ve sürekli kendini yenileyen yazar kadrosuyla sinema dergiciliğinde önemli bir boşluğu doldururr. Ayrıca nitelikli sinema yayınları arasında Bülent Görücü yönetiminde yayına hazırlanan 2003 çıkışlı Yeni Film’i de sayabiliriz. 90’larda değindiğimiz Sinema Merkez, ulaştığı önemli okur kitlesiyle sinemasal yolculuğunu sürdürmeye devam ederken, 2005 yılının Nisan ayında Film Artı dergisi yayınlanmaya başlar. Editörlüğünü Burçin S. Yalçın’ın sürdürdüğü derginin ömrü de uzun olmamıştır. Yayını uzun ömürlü olmayan; ancak şimdilerde seçki yazılarla yeniden yolculuğunu sürdüren bir diğer çalışma ise Film Dostları Derneği’nin Sekans’ıdır.

 

2000’li yıllardaki dergiciliği önceki dönemlerden ayıran en önemli unsurlardan birinin DVD sektörü olduğu söylenebilir. 80’leri Beta ve VHS video kasetleriyle geçiren Türk halkı, bu kez görüntü kalitesiyle kendisinden önceki formatlardan bir çırpıda ayrılan DVD’lerle tanışmıştır. DVD’lerin dergicilik alanında en önemli belirleyiciliği, okura derginin yanında hediye olarak sunulmasıdır. Bu akımın başlangıç noktasını, editörlüğünü Burak Göral’ın yaptığı DVD Artı dergisi oluşturmuştur. 2005 yılında yayına başlayan dergi, yayınlanan DVD’lerin tanıtım ve değerlendirmesini yaparken, birkaç farklı film hediyesiyle okura farklı bir alternatif sunmuştur. DVD Artı’nın gördüğü beklenmedik ilgiden olsa gerek, bir süre sonra yine DVD hediyeli sinema dergileri piyasada boy göstermeye başlamıştır. Genel anlamda ‘İngiliz ekolü’nü merkez alan iki yeni dergi; Empire ve Total Film, 2006 yılında yayınlanmaya başlamışlardır. Dergiler, seçkin yazar kadrolarına rağmen ne yazık ki uzun ömürlü olamamış ve piyasada ayakta kalan iki temel dergi, yine Sinema Merkez ve Altyazı olmuşlardır.

 

2006 yılında internet üzerinden yayınlanmaya başlayan, sonradan Mesut Kara’nın editörlüğünde 2007 Aralık’ında 13. sayıya ulaşan Cinemascope, derginin yaratıcı yazar kadrosunun projeyi noktaladıklarını ilan etmelerinin ardından ömrünü tamamlar. Aynı yılın Ekim ayında yayın hayatına atılan bir başka dergi de Burçak Evren’in editörlüğünde hazırlanan Sinematürk’tür. Dergi yalnızca Türk sinemasından seçtiği konularla diğer dergilerden ayrıksı bir konumda dursa da, uzun ömürlü olmayı başaramaz.

 

Sinema dergileri kervanına katılan bir başka amatör ruhlu çalışma ise Antalya merkezli olan ve editörlüğünü Tuncer Çetinkaya'nın üstlendiği Modern Zamanlar’dır. 2007 Yaz’ında yayınına başlayan dergi, tematik sayılarıyla ülkemizin sinema kültürüne Akdeniz’den küçük bir katkı koyma çabalarını sürdürmektedir.

 

2000'li yılların basılı son sinema dergilerinden biri de Film Arası’dır. Suat Köçer'in yönetiminde yayınlanan dergi, 2010 Temmuz'undan bu yana yayınlanmaktadır.

 

İçinde bulunduğumuz dönem, internetten yayılan sinema yayıncılığının daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşması açısından ayırt edicidir. Çok sayıda sinema sitesinin dışında, 2007 yılından itibaren sanal sinema dergileri de yayınlanmaya başlamıştır. Sinemalife ile başlayan bu dönemde düzenli olarak yayınlanan sanal dergilerin arasında, Celil Civan yönetiminde 2010 yılından bu yana başarıyla hazırlanan Hayal Perdesi, kadrosunda sinema yazınımızın pek çok deneyimli kalemini barındıran Arka Pencere ve Serdar Akbıyık tarafından yayına hazırlanan Cine Dergi bulunmaktadır.

 

Türkiye'nin en uzun soluklu dergilerinden olan ve 19 yıl boyunca çizgisini başarıyla sürdüren Sinema’nın (Merkez / Turkuvaz) Aralık 2013'te yayınına son verilmesi, basılı sinema dergileri ve genel okuyucu açısından umut kırıcı; bağımsız üretimlerin dağıtım tekellerine ve ekonomik sorunlar duvarına çarpma olasılığı çok güçlü olsa da sinema dergiciliği yeni mecra ve platformlarda yolculuğunu sürdürmektedir.