Fikret Hakan:“Ben Artık Değiştim”
Ülkü Erakalın - Söyleşi 19 Aralık 2015

"Kendimi övecek değilim, fakat şu iki yıldır tutumumu gerçekten beğeniyorum. Zaten idare sahibi bir insan olup olmadığımı anlamak için büyük bir imtihan geçirmem icap ediyordu."

Sinema 60, Sayı 7, 28 Aralık 1960

 

“Kış… Isı -25 ilâ 30 arası... Muş dağlarından Varto köprüsüne doğru yürüyoruz. Saat gecenin ikisi… En büyük rütbeli subaylardan, erine kadar bütün alay tatbikatta… Ayaz sakallarımızda donuyor… Bizim için artık İstanbul, gece klüpleri, sevgililer, dostlar ve içkiler söz konusu olamaz… Bizim için yalnız soğuğu yenmek, karı yenmek, çamuru ve uykusuzluğu yenmek, ardından da tatbikatı en başarılı bir şekilde sonuçlandırmak var. Memleketin dört bucağından gelen apayrı düşünceli bir yığın genç, sanki tek bir insan gibi yalnız bu geceyi yaşıyorlar. Bütün ve değişmez bir beraberlikle…''

 

Beyaz perdemizin en başarılı aktörü Fikret Hakan, gazetecinin sorduğu askerlikte başınızdan geçen ve ömrü boyunca unutamayacağı bir hatırayı anlatıyordu. Anlatmak değil, o anı tekrar yaşıyordu adeta… Gözlerini bir noktaya dikmış, kaşlar birer ok gibi gerilmiş, vatansever Atatürk gençliğinin en güzel örneği sanki şu an Fikret Hakan… Halinde o günleri görürcesine devam ediyor:

 

“Boynumda SCR 300 telsizi, öncü hatlarla bağlantı kurmağa çalışıyorum… Bir aksilik olacak Çapakçur'lu Rıza'nın telsizi cevap vermiyor üç dakikadanberi… Boyuna onu arıyor, onun sesini bekliyorum… Ve birdenbire Çapakçur'lu Rıza'nın yerine Beethoven çıkıyor karşıma… Dokuzuncu senfoni… Suriye veya İran radyolarından biri bu; neresi olursa olsun Beethoven çıkıyor karşıma… Yanımdaki Gavurdağ'lı Sülo:

 

- Kahrın ne Fikret abi diyor. Ne üzersin kendini?

Sicim gibi ağladığımı işte o zaman farkediyorum…”

 

Gazeteci Fikret’i bu çok güzel hatırasından uyandırarak sordu:

- Vatani vazifeyi bitirmek güzel bir şey, şu an neler hissediyorsun?

 

Eskisinden yüzlerce defa kendime güvenim arttı. En namuslu ölçülerle kılı-kıkına bir askerlik yaptım. Kendimi övecek değilim, fakat şu iki yıldır tutumumu gerçekten beğeniyorum. Zaten idare sahibi bir insan olup olmadığımı anlamak için büyük bir imtihan geçirmem icap ediyordu. Ne çare bana, sebebli veya sebebsiz düşman olanları büyük bir ölçüde sukût-ü hayale uğratmak zorunda kaldım. Çok şey öğrendim. Düşmanlarımı da… İnsan gücünün çok şeye bedel olduğuna inanıyorum. Sabrın, insanın hayatında büyük yeri var… Ordunun en iyi eğitim yapan onbaşılarından biri idim. Zaten subaylarımın sevgisini kazanmasaydım çatlardım hırsımdan…

 

Çok mutluyum, hepsinden sağlaşarak ayrıldık… Öyle sanıyorum ki, 227’inci Piyade Alayında geçirdiğim acı tatlı günler, bir sevgilinin verebileceğinden çok daha harikulâde. Çünkü, ne çare kadınlar bir noktada tükeniyor… Ama, dostluklarsa hayır…

 

- Tiyatro ve sinema çalışmalarından kısaca bahseder misin?

 

Önce Be-Ya Filmle anlaşma yaptım. Ertem Göreç'in idaresinde “Kardeşler”, sonra da Orhan Elmas'ın idaresinde “Duvarların Ötesinde” filmlerinde oynıyacağım… Müteakip anlaşmalarım Site filmle. Ay başında Almanlarla Ko-prodüksiyon bir gangster filmi: “Silâhlar Konuşuyor”, müteakiben de yine Site Filme Evrim Fer ile beraber Lütfi Akad idaresinde ''Bu Toprak Benimdir'' adlı kordelâyı çevireceğim…

 

- Ya tiyatro?

 

Şimdilik Lâle Oraloğlu'nun kurduğu Pangaltı'daki (Saat 6) Tiyatrosu’nda çalışıyorum…

 

Bu konuşma esnasında Fikret'in teyze ve eniştesi de yanlarında bulunuyordu. Gazeteci, onları tanımaktan çok büyük bir memnuniyet duydu. Cidden çok iyi insanlardı. Fikret'e gösterdikleri ihtimam ve titizlik, bir çocuk alâkasından farksızdı. Hakan konuştu:

 

Teyzem ile eniştemi çok severim, dedi. Onlar dünyanın en iyi insanlarıdır. Şimdilik onların yanında kalıyorum. Şirin bir çalışma ve yatak odam var. Fazlasını istemem zaten… Güzel bir apartman katı alana kadar bu hayatımı terketmek niyetinde değilim…

 

- Yeni aşklar yok mu?

 

Kadınları, hayatın ekseni olarak ele almanın çok yanlış olduğuna inandım… Gerçek o ki, bütün pespaye ve harikulâde taraflariyle o milleti, erkek hayatını süsleyen yarı değerli bir aksesuar olarak kabul etmek gerekir…

 

- Ya izdivaç?

 

Bugünkü yaşama şartlarımı dilediğim şekilde düzenleyemeden olacak şey değil.

 

Fikretin teyzesi büyük bir heyecanla atıldı:

Sizden bir ricam var, lütfen yazın, dedi. Bir hayli insan telefon edip Fikret'in Lâle Belkıs ile evlenip evlenmiyeceklerini soruyorlar. Kat'iyen böyle bir şeyin aslı yoktur.

 

Gazetecinin aklında bir şimşek çaktı:

- Şu Lâle Oraloğlu'nun Saat 6 Tiyatrosunda oynayan Lâle Belkıs mı?

 

Evet…

 

Fikret Hakan'a döndü gazeteci. Tebessüm ederek:

- Lâle Belkıs hakkında ne düşünüyorsun dedi.

 

Fikret Hakan (Sen ne şeytansın) gibilerinden gülerek:

Şimdilik hiçbir şey, dedi. Zira o da ne olması gerektiğine karar vermiş bir insan değil. Hem canım, lâflardan çok davranışlardır, insanın yaşamasını çizen.

 

- Lâle Belkıs'ın ne olması gerektiğine karar verdiği an, bu düşünceniz değişir mi?

 

Sen namuslu bir hocanın bir talebeyi imtihan etmeden sınıf geçirdiğini gördün mü? Ben imtihan vermeden hiç sınıf geçmedim…

 

Gazetecinin sualleri, daha doğrusu öğrenmek istedikleri bitmişti:

- Fikret, dedi. Senin okuyucularımıza söylemek istediğin şeyler var mı?

 

Evvelâ benden onları çok çok selâmlar, dedi. Beni unuttular mı, unutmadılar mı bilmiyorum. Zira araya iki yıl girdi. Onlara eskisinden çok daha fazla iyi şeyler vermek isteğiyle doluyum...

 

Not: Söyleşideki imla ve yazım hataları orijinal halindeki gibi bırakılmıştır.