Bir Tedavi Yöntemi Olarak Sinema
Ayşe Adlı - İnceleme 28 Aralık 2015

Filmlerle Hatırlamak, sinema alanında yapılmış önemli bir çalışma. Sevcan Sönmez’in doktora tezinden hareketle yazdığı kitapta, Türk filmlerinden örnekler aracılığıyla  toplumsal travmaların sinemada nasıl temsil edildiği tartışılıyor.

Ayşe Adlı

İnsan hayatını belirleyen iki temel unsur hatırlamak ve unutmak. Hatırladıkça derinlere doğru kök salar, unuttukça geleceğe uzanırız. Bu iki taraflı büyümede denge bozulduğunda, hatırlayamaz ya da unutamaz olduğumuzda yani, dünya ile kurduğumuz ilişki de sekteye uğrar. Sevcan Sönmez, Filmlerle Hatırlamak kitabında unutamadığımız toplumsal travmalardan bahis açıyor. Toplumlar da, vakitlice müdahale edil(e)meyen problemler yüzünden, insanlar gibi hasta olur zira. Öfke, acı, keder… bataklık gibi derine daha derine çeker gün geçtikçe…

 

Sönmez, kitap boyunca Türkiye’de son 40 yıldır yaşanan toplumsal hadiselerin filmlere nasıl yansıdığını, nasıl ele alındıklarını irdeler. Yazar, Judith Herman’ın yaptığı sıralamadan hareketle travmaların iyileşme sürecini üç aşamada ele alır. İlk evre, güvenliğin tesis edilmesi. Kişinin yaşadığı travmayı anlatabilecek güvenli bir ortama sahip olması ile açıklanır bu seviye. İyileşmenin ikinci adımı, travmanın hikâyesinin anlatılması ile başlar. Hikâye anlatmak hatıraların yeniden canlandırılmasını ve bunların dile getirilmesini kolaylaştırmaktadır Herman’a göre. Yüzleşmek çok zor olduğu için mağdurların bu noktada tereddüt ve sıkıntı yaşaması sık rastlanan bir durum. Travmatik hatıraların çözülmesinde geçmişin anlatılmasından sonraki aşama, “travmatik hafızanın dönüşümü”. Bu da yine anlatılarak şekillendirilen ve en derin, rahatsız edici, bastırılan gerçeklerin ortaya dökülmesine yönelik diğer bir adım olarak ele alınır. Herman, iyileşmenin son aşamasının ‘travmatik kaybın yasını tutmak’ olduğuna işaret eder. Yas, yaşananların söze dökülmesi, simgeselleştirilerek yeniden anlatılması ve yazılmasıyla tutulur. Beyaz perdeye yansıtılan hikâyeler de yasın bir diğer görünümüdür aslına bakılırsa.

 

Travmanın anlatılması ve yasının tutulmasında, bir anlamda toplumsal bir tedavi ya da geniş bir grup terapisi işlevi görebilecek bir mecra sinema. Yaşar Üniversitesi Öğretim Üyesi Sevcan Sönmez çalışmasında, yeni Türkiye sinemasında travma meselesiyle bir şekilde uğraşan filmler aracılığıyla bir çözümlemeye girişmektedir. Yazar; Gelecek Uzun Sürer, Yazı Tura, Işıklar Sönmesin, Nefes, Salkım Hanımın Taneleri, Güz Sancısı, Eve Dönüş ve Sonbahar filmlerini bu bakış açısıyla içerik ve söylem açısından ele alır.

 

Sönmez, “Mağdurun kendi kendine anlatacağı öykü onu iyileştiremez, çünkü hatırlama ancak diğerleriyle yani tanıklarla birlikte yapıldığında anlamlıdır ve ancak böyle bir temsil gerçek anlamda iyileştirici olur.” tezinden hareket eder. Bu anlamda filmler, travmatik olayların temsilleriyle seyirciyi ya olaylar karşısında belli bir konum almaya iter ya da olayları anlama ve kavramalarına yönelik bir ortam yaratır.

 

Gelecek Uzun Sürer, Diyarbakır’da başlayıp Hakkâri’nin Siyasümbül Gölü kenarında biten yıllardır travmalara mekân olmuş bir coğrafyada geçer. Yakınlarını çatışmalarda kaybeden insanların anlatımlarına dayanan filmde, travmaların mağdurlarına ve tanıklara söz verilmiş olması önemli bir özellik olarak öne çıkar. Sönmez’e göre bu yolla iyileşme ve hesaplaşmaya kapı açılmaktadır. “Mekânlar, karakterler, çerçeveler, ışık, renk gibi biçimsel öğelerin tamamı travma anlatısında tanıklığa, sorgulama ve yüzleşmeye yöneliktir. Anlatı, yani içerik ise Sumru karakterinin yolculuğu ve arayışı ile şekillenir. Bu politik yolculukta Diyarbakır’da ağıtları dinleyerek işe başlayan Sumru, öğrendikleri ve dinledikleriyle, gördüğü fotoğraflarla, video kayıtları ve gazete haberleriyle birlikte az çok tahmin ettiği, farkında olduğu fakat hiçbir zaman bu kadar yakınında ve içinde olmadığı bir acının içine girer.”  

 

Gelecek Uzun Sürer’de beyaz perdeye yansıyan kadınlardan biri, yaşadıklarını şu cümlelerle anlatır; “Şafak vaktiydi, saat 8 gibiydi. Askerler etrafımızı sardılar. Kar kıştı. Yağıştı. Dediler size bir saat veriyoruz. Evlerinizi boşaltın. Bir saatte boşalttınız boşalttınız… yoksa yakarız dediler. Biz de şaşırdık. Bir saatte neyi çıkarabiliriz ki. Yiyecek erzakı çıkarıp bahçedeki badem ağacının altına koyduk. Onlar da yağmurdan ıslandı. Yeter ki canımızı kurtaralım dedik. Eşyalarımızı, davarımız, koyunlarımız içerde kaldı. Gelinimin bebeği 3 günlüktü. Bari onu ve canımızı kurtaralım dedik. Önce evimizin içini yaktılar. Yataklarımızı, bütün eşyalarımızı yaktılar. Ahır evimize bitişikti. Askerden çare bulup hayvanları kurtaramadık. Kımıldamamıza bile izin vermediler. Önümüzde duruyorlardı. Hepsi birden yandı. Hayvanlar bas bas bağırıyorlardı…”

 

Yakınları işkence görmüş, kaybolmuş, öldürülmüş insanların en büyük acısı sevdiklerinin cesetlerini bile bulamamış olmalarıdır. “Tek istedikleri ölülerinin cesetlerinin, kemiklerinin bulunması, bunları bir mezara koymak, önünde gözyaşı dökecek bir mezartaşı, dini günlerde ziyaret edilecek, yani yas tutulacak bir yerdir.”  Sevcan Sönmez, filmin, bu şahitlikler yoluyla izleyen herkesi tanık konumuna getirdiği kanaatini taşır. Yazar’a göre böylelikle travma etrafında bir bağlam kurulmaktadır.

 

Yazı Tura’da iki erkek karakterin hikâyesini anlatılır. Göremeli Rıdvan ve İstanbullu Cevher aynı birlikte askerlik yapmaktadır. Güneydoğu’da girdikleri bir çatışmanın ardından öldürülenlerin üstleri aranırken bir fotoğraf bulunur. Genç bir kızın cesedinden çıkan bu delil, Rıdvan için tam bir şoktur. Az önce çatışmada öldürdüklerinden biri lisedeki sevgilisidir. “Yerde yatan ölü bedeni tanıyınca yaşadığı şokla havaya ateş ederek koşarken mayına basar. Patlamada Rıdvan bir bacağını, onu durdurmak için peşinden koşan arkadaşı Cevher de sağ kulağının işitme yetisini yitirir. Bu olaydan sonra evlerine, eski yaşamlarına geri dönerler. Fakat yaşadıkları nedeniyle her ikisinin de yaşamı asla eskisi gibi olmayacaktır.” Yazı Tura da bir travma filmidir. İç içe geçmiş travmalar tüm karakterleri kuşatmıştır.

 

Filmi teknik açıdan da yorumlayan yazara göre, yoğunlukla yakın plan çekimler ve karakterlerin yüz ifadeleri aracılığıyla; geçirdikleri sarsıntılar, travmanın zihinlerinde tekrarlanışı, günlük yaşamdaki gerginlik, güvensizlik ve parçalanmışlık hissi ön plana çıkmaktadır. Diğer filmlerin de benzer şekilde yorumlandığı kitapta sonuç olarak Sönmez, gündelik hayatın ve politik tartışmaların gündemine sıklıkla gelen konuların sinema için de önemli bir kaynak oluşturduğu kanaatini dile getirmektedir. Filmlerle Hatırlamak toplumsal travmaların geniş kitlelerin hayatını nasıl alt üst ettiğini görmek ve sinemanın duygusal çözümlemelere katkısını tartışmak açısından iyi niyetli bir çalışma olarak literatürdeki yerini almıştır.

 

 

Filmlerle Hatırlamak

Sevcan Sönmez

Metis Yayınları

İstanbul 2015