Toz Ruhu’nun Kusurları Benim Kusurlarım
Zeynep Turan - Yorum January 12, 2016

Nesimi Yetik’e göre hikâyenin yazılmasını tetikleyen gerçek Metin ile ortaya çıkardıkları karakter arasında çok fark var. Metin’i hiçbir zaman incelenecek bir varlık olarak görmezler, onu anlamaya çalışırlar. Bu tavırları filmin hem kamera açısını hem de hikâyenin üslubunu etkileyerek farklı bir sinematografik anlam inşa etmelerini sağlar.

2014 yapımı Toz Ruhu’nun yönetmeni Nesimi Yetik ile yapımcısı Betül Esener, 8 Ocak Cuma günü Bilim ve Sanat Vakfı Sanat Araştırmaları’nın konuğu oldu. Türk Sineması Araştırmaları (TSA) ile ortak yürütülen Hayâl-i Zî-ruhtan Sinemaya etkinliğinin yedincisinde de film gösteriminin ardından söyleşi gerçekleştirildi. Toz Ruhu, evlere gündeliğe giden ve arabesk müzikle uğraşan 37 yaşındaki Metin’in hikâyesini anlatıyor. Barış Saydam’ın moderatörlüğünü yaptığı söyleşide filmin anlam dünyasından yapım sürecine, seyircinin filme yaklaşımından bağımsız sinema yapmanın zorluklarına kadar birçok konu konuşuldu. Toz Ruhu’nun tüm bu süreçte ana akımdan sürekli sapması, yapım sürecinde zorlanması, senaryonun alışık olmadığımız bir ritimde ilerlemesi aslında her aşamada özgünlüğünü yakalaması, Betül Esener’in ifadesiyle filmin kaderini de belirlemişe benziyor; filmi seyredenler ya seviyor, ya da nefret ediyor.

 

İroninin Yarattığı İmkân

2008 yılında İstanbul’a geldiklerinde kapı komşuları Metin Tosyalı ile tanışan Nesimi Yetik ve Betül Esener Metin’in iç dünyasını anlamaya çalışır. Bir gün sürekli duydukları müzik sesinin Metin’in belindeki radyodan geldiğini fark  ederler. Ardından mutfak camından Metin’in gündelik hayatının akışını takip ederler. Metin evlere gündeliğe giden, tek başına yaşayan, evine kimsenin gelip gitmediği, iletişime açık olmayan, içine kapanık bir adamdır. Böyle bir adam nasıl iç huzuru yakalayıp, kendisiyle barışık bir hayat sürebilir? Bu soru üzerinden yola çıkarlar ve 2010 yılının Aralık ayında, üç yıl devam edecek senaryo yazma süreci başlar.

 

Klasik dramaturjisi olmayan, küçük anlar üzerinden duygu geçirmeye çalışan bir hikâyenin yazma süreci de oldukça zorlu geçer. Bir bakışla ya da havadaki toz zerreleriyle bir şey anlatma tercihi dramatik imkânlardan sıyrılmalarına sebep olur. Bu durum onları sadece karakter oluşturma ve hikâye yazım aşamasında değil, söyleşinin ilerleyen dakikalarında anlatacakları senaryo yazım desteği ya da yapım desteği arayış sürecinde de zorlar. Hikâyenin naifliği ve Metin’in hissiyatı ve yaptığı tercihler yapımcılara inandırıcı gelmez.

 

Betül Esener’e göre Metin tutunamayan, zavallı bir karakter olmadığı gibi doğru düzgün diyebileceğimiz bir adam da değildir. Düzenini kurmuş, kendi sınırlarını çizebilmiş; ancak hayatına giren farklı insanlarla düzenli giden hayatında gri alanlar açabilen bir karakter. Esener bu gri alanların sahiciliğini Yusuf Atılgan, Sevim Burak, Oğuz Atay, Vü’sat O. Bener ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın metinlerinde izine rastladığımız ironi duygusundan beslenerek yakaladıklarını söylüyor: “Karaktere ironiyle bakılmadığı zaman aşırılıklara gidiliyor. Tıpkı gerçek hayatta kendimize acımamız ya da tapmamız gibi. Ama biraz ironiyle baktığında biraz öyle biraz böyleyim diyebiliyorsunuz.”

 

Nesimi Yetik’e göre hikâyenin yazılmasını tetikleyen gerçek Metin ile ortaya çıkardıkları karakter arasında çok fark var. Metin’i hiçbir zaman incelenecek bir varlık olarak görmezler, onu anlamaya çalışırlar. Bu tavırları filmin hem kamera açısını hem de hikâyenin üslubunu etkileyerek farklı bir sinematografik anlam inşa etmelerini sağlar. Yönetmen kapı deliğinden ya da mutfak penceresinden izleyebildikleri gerçek Metin Tosyalı’nın film gösterimlerine gelmek istemeyişini de ekler: “Metin’in kendi işleri var ve yoğun. Gelip izlese bu adam ben değilim diyebilir. Metin Tosyalı kıyafetlerini ben giysem ne kadar benzersem o da o kadar benzer. Ortaya çıkan karakter gerçek karakterden farklı.”

 

Yan karakterler Ümit ve Neslihan’ı kurarken onların daha çok zıt davranışları üzerine düşünerek Metin’in karakterini belirginleştirirler. Metin düzenli, çayını koyan, sofrayı kuran bir adamken Ümit daha dağınık patavatsız biri olarak yazılır. Metin konuşmadan önce düşünürken Ümit genç oluşunun da etkisiyle ağzına geleni söyler. Öte yandan hayat tarzı ve sınıf farklılığına rağmen temizliğe gittiği insanlarla çok fazla ortak noktası vardır Metin’in; hepsinin tuhaf umutları, takıntıları vardır ve hepsi de yalnızdır.

 

Gönül Birliğiyle Yapılmış Bir İş

Saraybosna’da SineLink kapsamında senaryo doktorlarıyla çalışılan film proje aşamasında; fon ve destek bulma yerlerinde, ortak yapım marketlerinde beğenilmez. Yapımcılar Metin’i temizlikçi olduğu için işçi sınıfına dahil edip onun üzerinden bir okuma yapmak ister. Bu nüveler senaryoda olmadığı için de ikna olmazlar. Konuyu bütünüyle sınıfsal olarak tanımlamak isterler. Klasik dramaturjinin dışına çıktıkça filmin anlam dünyası zenginleşse de bu dünyaya kapalı olan seyirci kitlesi sebebiyle yapımcılardan destek bulma süreci de zorlaşır.

 

İlk olarak katıldığı Köprüde Buluşamalar’da CNC ödülünü daha sonra da Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan Senaryo Yazım Desteği alır film. Türkiye’de böyle bir karakterin yaşıyor oluşuna ikna olmayan ortak yapımcılar ise filmin yapımcılığını üstlenmek istemez. Bakanlık’tan alınan yapım desteği çok düşük bir bütçe olunca Türkiye’deki yapımcılar da böyle bir işin altına girmekten çekinir. Dolayısıyla Türkiye’de sinema sektöründe çok alışık olduğumuz bir çözüm devreye girer ve hiç tecrübesi olmamasına rağmen Betül Esener filmin yapımcılığını üstlenir. Onur Ünlü, Seren Yüce, Rıza Kocaoğlu gibi isimler, aileler ve yakın dostlar filmin yapım sürecinde yardımcı olur. Böylelikle gönül birliğiyle yapılmış bir iş çıkar ortaya.

 

Esener bu şekilde bir daha film yapmayacağını söyleyerek kimseye de yapmamasını tavsiye ediyor: “Yapımcı olarak gönülden bağ kurmadığınız bir iş yapmak çok zor. Türkiye’de insanlar sadece bakanlıktan alınan destekle film çekmek gibi bir yükün altına girmek istemiyor.” Nesimi Yetik’e göre ise 220.000 TL gibi bir parayla dört haftalık 25 kişinin çalıştığı ve herkesin parasının ödendiği bir işe girmek rasyonel bir şey değil: ‘Hesapla yaptığında zaten girmezsin, deli cesaretidir. Bu sadece bizim için geçerli değil. Bizim gibi film yapan diğer arkadaşlarımız da öyle yapıyor.’

 

Filmi yaparken en çok üzerinde durdukları ve özendikleri şey oyunculuk olur. Her şeyin iyi yapılabileceği bir bütçeye sahip değildirler. Filmi 5D Mark III ile çekerler ve bu yönetmenin istediğini gerçekleştirebilmesi için yeterlidir. Ancak kısıtlı imkânlar sebebiyle istedikleri görüntü yönetmeniyle çalışamaz ve set aşamasında mevcut görüntü yönetmenini de değiştirmek zorunda kalırlar. Sektör tecrübesi olmadığının ve kişisel merakıyla ilerlediğinin altını çizen yönetmen “Ben kusurlu bir adamım. Çektiğim şey de kusurlu olacaktır. Toz Ruhu’nun kusurları benim kusurlarım.”der.

 

Tansu Biçer ile yapımcı arkadaşları vasıtasıyla tanışırlar. Kurmaca bir film yaptıkları için gerçek Metin’i tanımak istemez Biçer. Belgesel çekmediklerinden, sahnelenecek bir film olduğundan oyunculuk gerekir. Biçer ile uzun bir toplantı yaparlar. Karakterin neyi neden yaptığı, hissiyatı ve eylemlerinin arka planı üzerine konuşup ardından çok daha detaylı, cümlelerin anlamı üzerinden ilerleyen bir çalışma yaparlar. Oyuncuyla yaptıkları bu ön hazırlık onları set esnasında oldukça rahatlatır. Böylelikle senaryoya bağlı kalınarak, hiçbir doğaçlamaya izin verilmeden çekilen bir film çıkar ortaya. Yönetmen filmin izleyende doğaçlama olduğuna dair intiba bırakmasını ise görsellik ve yönetmenlikten ziyade oyunculuğu ön plana alışıyla açıklıyor.

 

Son dönemde tek başına yaşayan yalnız adam hikâyelerinin üst üste geldiğinin altını çizen Esener, programın sonunda yeni filmlerinden de bahsetti. Bir anne ve iki kızının Çanakkale’de geçen hikâyesini anlatacakları film için, komedi unsurlarını içermesinden ve başına buyruk, eğlenceli kadınların hikâyesini anlatacaklarından dolayı heyecanlı olduğunu dile getirdi.

 

Fotoğraf: Cemil Akgül