Sinemayı Kuyruğundan Yakalayan Bir “Filim”: Arabesk
Ayşenur Gönen - İnceleme 19 Şubat 2016

Filmin adı, Yeşilçam sinemasını özetleyen bir kelime, gösterime girdiği tarih ise Türkiye’de arabesk olgusunun en sıcak tartışmalara konu olduğu yıllar. 

Arabesk (1989), Ertem Eğilmez’in son filmi. ‘Tür parodisi’ olarak nitelendirilen filmin Türkiye’de geleneği yok. Türk sinemasında kendi türünün ilk örneği sayılan film hakkında Cem Pekman şunları söyler: “… kökleri opera sanatında olan ve kuralları broadway müzikallerinde iyice belirginleşmeye başlayan dramatik aksiyonun, son derece sağlam bir matematiğe dayalı müzikli anlatı biçimi.”[1]

Filmin müzikleri Aysel Gürel ve Atilla Özdemiroğlu’na, senaryo ise Gani Müjde’ye ait. Müjde Ar, Şener Şen ve Necati Bilgiç başrollerde olmak üzere çok zengin bir oyuncu kadrosuna sahip Arabesk, 1989’un Şubat ayında gösterime girer.

Filmin adı, Yeşilçam sinemasını özetleyen bir kelime, gösterime girdiği tarih ise Türkiye’de arabesk olgusunun en sıcak tartışmalara konu olduğu yıllar. Arabesk, temsil ettiği sınıfı tüm açmazları ve melodramlarıyla; karikatürize karakterler ve olay örgüleriyle resmeden bir olaylar silsilesi. Film, bu haliyle arabesk olgusuna uzlaşmacı bir yaklaşım geliştiriyor.

Filmin Türk sinema tarihi içerisindeki önemi sinematografik yapısında saklı. Arabesk, Türk ve Dünya sinemasının klişelerine sinema diliyle eleştiri getiriyor. Sadece Yeşilçam’ın değil, dünya sinemasının o dönemki senaryo, hikâye, oyunculuk, yönetmenlik anlayışlarını hızlandırılmış olaylar zinciriyle gözler önüne seren ince bir mizah geliştiriyor. Yönetmen bunu yaparken sinemanın kurallarına önceki filmlerinde bile rastlanmayacak ölçüde büyük bir sadakatle riayet ediyor. Yani ana malzemesi ve eleştiri konusu aynı: sinema klişeleri, mitleri ve formülleri.

 

Film Gibi Bir Hayat

Ertem Eğilmez’in hayatına baktığımızda arabesk olgusunun öğelerinin yönetmenin hayatı üzerine de ağlarını ördüğünü görürüz. Baba parasıyla açtığı bakkal dükkânında atılır çalışma hayatına: ‘Doğruluk Bakkaliyesi’nde[2] Askerde Refik Erduran’la[3] yolları kesişir; yayıncılığa merak salar. Askerden sonra plânladığı gibi yayıncılığa atılır. Çağlayan Yayınevi’ni kurar. Kemal Tahir, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin gibi büyük yazarların kitaplarını basar. “Türkiye’de ilk defa! Amerikan tipi, plastik kapaklı cep kitapları hazırlar. Tanesi 1 liradan satar ve bu kitaplarla”[4] tabiri caizse köşeyi döner. Tef isimli bir mizah dergisi çıkarır; zamanının en etkili yazar-çizerlerini bu derginin çatısı altında toplar: Melih Cevdet Anday, Peyami Safa, Adalet Cimcoz, Burhan Felek, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Bülent Oran, Haldun Taner ve daha birçok isim. 7 Ağustos 1964’te ilk sayısı yayınlanan dergi, 1970’in sonlarına kadar yayınını sürdürür. Ertem Eğilmez, dergi kapandıktan sonra Tef’in kadrosundaki yazarları da arkasına alarak sinemaya atılır: Arzu Filmi kurar. Yapımcı olmak ister ama kendisini yönetmen koltuğunda bulur. Kimileyin batar, kimileyin çıkar. Acemilik dönemi eserleri pek çok hatalar barındırır ama güçlü oyuncuları sayesinde izlenir. Olgunluk döneminde melodramlara yönelir. 1970’te Kalbimin Efendisi filmiyle ilk Altın Portakal ödülünü kazanır. Ardından Canım Kardeşim’i (1973) çeker. Arzu Film Yeşilçam’daki yerini sağlama almıştır artık. Acemilik geride kalmıştır. 1975’te kendisine en büyük başarıyı kazandıran filme imzasını atar: Hababam Sınıfı. Son filmi Arabesk ise dünya sinemasını adım adım takip etmeye çalışan Ertem Eğilmez’in sinematografik yapısı en güçlü eseri olarak kabul edilir.

 

Tekrara Dayalı Saçma Olaylar Silsilesi

Arabesk absürd bir komedi. Bu kadar talihsizlik değil kanlı canlı bir insan evlâdının, Yeşilçam karakterlerinin bile başına gelmez. Ağanın adamı Şener ve ağa kızı Müjde çocukluk aşkıdır. İki aşık hayallerinin peşinde olmadık maceralara sürüklenir. Kandırılır, kavuşamazlar; düşman olurlar; kötü yola düşerler, pavyon kadını/piyanist şantör/meyhane çalgıcısı olurlar. Sonra kendilerini yüce amaçlara adarlar; ikisi de sırasıyla kör olur, tam evlenecekken kardeş olduklarını öğrenirler, sonra da babaları bildikleri adamların gerçek babaları olmadıklarını... Şener mafyaya bulaşır, cinayetle suçlanır, mahpusa düşer, hapisten kaçar, kanser olur vs… Müjde sermaye olur, zengin bir aşığıyla evlenir, şöhrete ulaşır; kör olmadan önce de bir yabancı gibi Şener’in gönüllü hemşireliğine soyunur…

Filmin başrol oyuncularının kendi isimlerini kullandıkları bilmem dikkatleri çekti mi? Şener ve Müjde, ikisi de filmde gerçek isimlerini kullanıyor. Bunun bir eleştiri noktası olduğunu düşünüyorum. Yönetmen izleyicinin gerçeklik algısıyla oynuyor bu şekilde. Oyuncuları bir kukla gibi oynatan Yeşilçam senaryolarının gerçeklikle ilişkisini masaya yatırıyor. “Bu iki insanı tanıyorsunuz.” diyor. “Onlar sizin gibi gerçek insanlar. Ama bakalım anlatılanlara inanacak mısınız?”

Peki, Ertem Eğilmez bu kadar klişeyi sadece “filim” olsun diye mi art arda sıralar?

 

Yaşasın Kötülük

Bu kadar saçmalık elbette boşuna değil. İyilerin ve fakir ama gururlu gençlerin hep kazandığı, kötü adamların eninde sonunda cezalarını bulduğu formüller Arabesk’te ters yüz edilir. Yönetmen sinemayı kendi silahıyla vurur. Tüm klişelerini o yılların sinemasından ödünç aldığı bu maceranın ters yüz olduğu yer ise son sahne: Son sahnede kötü adam kazanır. Şener ve Müjde, öldükten sonra bile kötü adamın oyununa gelir ve cehenneme sürüklenirler. (Bu arada, kötü adam Necati Bilgiç’in her dönemeçte perde arkasından görünüp kaybolmak dışında pek bir kötülüğünü gördüğümüzü de söyleyemeyiz.)

“Bu kadar saçmalık nasıl olacak da bağlanacak?” diye düşünürken, neredeyse hiçbir anlam taşımayan onlarca sahne, onlarca olay birkaç saniyelik bir sonla anlam kazanır. Bu birkaç saniye, o günün sinemasının en geçerli formüllerini yani ‘mutlu son’ ve ‘ideal ikili’ mitlerini bir hamlede yerle bir eder. Son nefeslerini veren iki aşık, huzura vardıklarında da rahat bir nefes alamadan kendilerini cehennem çukurunda bulurlar.

 

Tecelliler Geçidi

Ertem Eğilmez’in bu filmiyle ömrünü yiyen sinemaya ölüm döşeğinde bir gol attığı rahatlıkla söylenebilir. Sadece Yeşilçam’a değil, mutlu son mitolojisinin kurucusu otuzlu, kırklı, ellili yılların Hollywood sinemasına da… İşin esrarengiz yanı filmi oğlunun tamamlamış olması. Yönetmenin biyografisine baktığımızda çocuklarının sinemacı olmalarına şiddetle karşı çıktığını görüyoruz. Üstelik, babasının hilafına gizlice sinema okuyan oğlunu evlatlıktan reddedecek kadar da kararlı bu tutumunda. Ne var ki yönetmen filmini bitiremeden hastalanıyor ve oğlu Ferdi tamamlıyor Arabesk’i. Yani, ölüm döşeğindeki yönetmen filmi, Ferdi de babasının takdirini ve güvenini kuyruğundan yakalıyor. Resim ilginç, öyle değil mi?

 

 

[1] Pekman, Cem. Filim Bir Adam Ertem Eğilmez. İstanbul: Agora Kitaplığı, 2010.

[2] Akçura, Gökhan. “Ben Ertem Eğilmez 2”. Güneş Gazetesi, 22 Eylül 1990.

[3] Oyun yazarı ve gazeteci

[4] Erduran, Refik. Gülerek: Gençlik Anıları. İstanbul: Can, 1992, s. 73.