Perdemizin Tipleri: Öztürk Serengil
Hayri Caner - Söyleşi 20 Şubat 2016

Türk sinemasının bugünkü durumu fena değil. İleriye doğru ataklar görüyoruz. Ancak memleketimiz de sinemayla ilgi bazı şartlara bağlı olmalıdır.  Mesela artist olmak isteyen bir kişide tahsil ve kültürün gerektiğine inanıyorum. Ayrıca sinematografik bir fiziğe sahip bulunmalı.

Sinema 60, 1961

 

1952 yılının güzel bir Mayıs günü. İstiklâl Caddesi üzerindeki mağazalardan birinin önünde, uzun boylu, yakışıklı bir genç durmuş, vitrini seyrediyor. Hemen onun yanıbaşında beliren kısa boylu, şişmanca, güler yüzlü bir adam da, aynı işi yaparken, ara sıra gözlerini gence kaydırıyor, dikkatle onu süzüyor. Birden gözgöze geliyorlar. Kendisine dikkatle bakıldığını fark eden genç, zaten sert görünen yüzünün ifadesini büsbütün sertleştiriyor. Diğeri biraz şaşkın.

– Şey… Affedersiniz, dedi.

– Buyrun…

– Acaba, sizinle görüşebilir miyim?

Gencin aklı karmakarışık oldu. Bir anda çeşitli düşüncelerin mihverinde dolandı.

– Niçin?

– Sokağın içine gelin de, konuşalım…

Bu sözleri son derece kızgın söylemişti genç. Beraberce tam yürümeğe başlamışlardı ki, adam birden durdu.

– Yok, yok… En iyisi, size kartımı vereyim. Yazıhaneye gelin, orada konuşalım.

Cebinden çıkardığı portföyünden bir kart çekti ve gence uzattı. Sonra acele adımlarla oradan uzaklaştı.

Yakışıklı genç, bir eliyle uzun ve kıvrık bıyıklarını sinirli sinirli çekiştirirken, diğer eliyle tuttuğu kartı okudu:

“Necip Erses. Ses Film Stüdyosu Sahibi.”

– Demek sinemaya girişiniz böyle oldu?

– Evet. Ertesi günü rahmetli Necip Erses’in yazıhanesine gittim, konuştuk. “Silâh Sesleri” adlı filmin baş rolünü teklif etti. Cihan Işık ve Toma Balcı ile oynıyacaktım. Küçük yaştan beri sinemaya karşı büyük bir ilgi duyduğum için bu rolü memnuniyetle kabul ettim. Fakat, sinemaya ilk girişimde şansım hiç de iyi gitmedi. Çünkü, film sekiz yüz metre kadar çekildikten sonra, bazı imkânsızlıklar yüzünden yarım kaldı. Bunun üzerine, bir yıl müddetle yeni film için teklif alamadım. Bir gün Tayfun Film’den mektup geldi Orhan Elmas’ın rejisörlüğünü yapacağı “Üçüncü Kat Cinayeti”nde oynamam isteniyordu. Bu filmde bir polis rolü oynadım. Fakat şansım henüz dönmüş değildi. İkinci filmimden sonra, uzun yıllar sinemadan uzak kaldım.

– Tekrar sinemaya dönüşünüz nasıl oldu?

– 1958 yılında Pekcan Koşar vasıtasıyla Oda Tiyatrosu’na girmiştim. O yıl içinde de, Turgut Demirağ Amerikalılarla “co – production” yapacaktı. Amerikalıların bir fotoğrafımı görüp beğenmeleri üzerine, “Karasu” adlı kordeladaki kompozisyonla, beş yıllık bir ayrılıktan sonra tekrar sinemaya dönmüş oldum.

– Şimdiye kadar kaç filmde oynadınız ve bunların arasında en önemlileri hangileridir?

– Hâlen yirmi üçüncü filmimi çeviriyorum. Karasu, Ölümden de Acı, Kader Yolcusu, Üç Çapkın Gelin ve son olarak çevirdiğim Osman Seden’in Aşk Hırsızı önemli filmlerimdendir.

– Size en çok tesir eden oyununuzu hangi filmde verdiniz?

– Selâhattin Burçkin’in “Ölümden de Acı” adlı kordelasında, egoist, geri düşünceli bir adamı canlandırıyordum. Bu filmdeki oyunum, bana en çok tesir eden ve en beğendiğimdir.

– Sinemada oynamayı arzu ettiğiniz rol?

– Yaşar Kemal’ın “İnce Memet”ini 5 – 6 kere okudum. Çok beğeniyorum. İnce Memet’i beyaz perdede canlandırmak isterdim.

– Türk sineması için düşünceleriniz?

– Bugünkü durum fena değil. İleriye doğru ataklar görüyoruz. Ancak, memleketimiz de sinemayla ilgi bazı şartlara bağlı olmalıdır. Meselâ artist olmak istiyen bir kişide tahsil ve kültürün gerektiğine inanıyorum. Ayrıca sinematografik bir fiziğe sahip bulunmalı.

– Hususi hayatınızda hoşlandığınız ve hoşlanmadığınız şeyler nelerdir?

– Müziği severim. Kuvvetli bir kulağım vardır. Müsabakaları seyrederim. Futbol ve bilhassa güreş. Okurum. Bizden, Yaşar Kemal, Orhan Çubukçu en çok beğendiklerimdir. Yabancılardan da Ernest Hemingway’in hayranıyım. Yemeklerden taze fasulyayı severim. Yoğurtu hiç eksik etmem. En çok sevdiğim çiçek hanımelidir. Hoşlanmadığım şeylerin başında, sözünde durmayan adamlarla, kendisini olduğundan fazla gösterenler gelir.

– Sinema sanatçılarından beğendikleriniz?

– Oyunculardan Anthony Quinn ve Charles Laughton’u, rejisörlerden de Cecil De Mille ve John Ford’u takdir ederim… Bizim rejisörlerden Selâhattin Burçkin ve Osman F. Seden en çok beğendiklerimdir… Oyuncu olarak da, Turgut Özatay, Muhterem Nur ve Lâle Oraloğlu’nu beğenirim.

– Son filminiz?

– Alman rejisörü Teumer’in yönettiği “Silâhlar Konuşuyor’da, Alman yıldızı Barbara Valentin, Fikret Hakan, Sadri Alışık ve Kadir Savun’la beraber oynuyorum.

 

Not: Söyleşideki imla ve yazım hataları orijinal halindeki gibi bırakılmıştır.