Osmanbey Gazi Sineması: Şişli’deki Son Kale
Barış Saydam - Makale 24 Şubat 2016

Osmanbey Gazi Sineması düşük fiyat ve yerli film gösterme politikasıyla günümüzde varlığını korumaya çalışırken, hemen yanıbaşındaki Cevahir Alışveriş Merkezi ve Nişantaşı City’s gibi büyük merkezlerle rekabet etmesi günden güne zorlaşmaktadır.

Osmanbey’in tarihi, İstanbul’daki diğer semtlere göre daha yenidir. 1860’lara kadar Osmanbey, Harbiye’den Şişli’ye kadar uzanan boş bir arazidir. Ancak 5 Haziran 1870 günü Beyoğlu’nda çıkan ve semtin bugünkü şeklini almasında önemli rol oynayan büyük yangın, Şişli ve Nişantaşı gibi semtlerin de şekillenmesinde etkili olur. Büyük Beyoğlu yangınından sonra Beyoğlu’ndaki elçilikler, yabancı şirketler, yangında evleri ve mülkleri yanan Levantenler kendilerine yeni bir yerleşim alanı aramaya başlar. Bir kısmı Ayazpaşa-Gümüşsuyu çevresine, bir kısmı da Taksim’den Şişli’ye doğru yönelir. Pangaltı, Harbiye ve Osmanbey civarında kagir* iki-üç katlı binalar yaptırırlar.[1]

 

Osmanbey’in gelişmesinde, yangınla birlikte semte ismini de veren Matbaa-i Osmaniye’nin kurucusu Osman Bey’in, Harbiye ile Şişli arasında geniş bir arazi satın alarak bu arazide konak yaptırması da etkili olur. Osman Bey’in büyük konağından sonra boş arazide yeni konaklar inşa edilmeye, yeni yerleşim yerleri yapılmaya başlar. 1890’da Feriköy’de İsviçreli Bomonti Kardeşler tarafından Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk bira fabrikası olan Bomonti Bira Fabrikası kurulur. 1898 yılında II. Abdülhamid henüz yedi aylık olan kızı Hatice Sultan’ı difteri hastalığından dolayı kaybedince, doktor İbrahim Bey’i yanına çağırarak ondan bir çocuk hastanesi** kurmasını ister. 1899’da Şişli’de Osmanlı’nın ilk çocuk hastanesi olan Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi (daha sonra Şişli Etfal adını alır) açılır.

 

Şişli’deki Sinema Salonları

 

Levanten ve gayrimüslimlerin semte yerleşmesi, yeni yaptırılan köşkler ve önemli binalarla birlikte Harbiye, Nişantaşı, Şişli, Pangaltı ve Osmanbey de önem kazanmaya başlar. İlk kez 1869’da İstanbul’da hizmete başlayan atlı tramvay hattının 1913’te elektrikli hâle getirilmesiyle birlikte Taksim-Şişli arasındaki ulaşım da kolaylaşır. Böylece İstanbul’un kültür-sanat hayatı Şehzadebaşı’ndan başlayarak Tepebaşı, Taksim ve Şişli’ye kadar uzanan bir güzergâh içerisinde birbirine eklemlenme fırsatı bulur. Şişli, bu güzergâhın son noktasıdır.

 

Mustafa Gökmen’in Eski İstanbul Sinemaları kitabında aktardığına göre, 1915’te Pangaltı Halaskargazi Caddesi’nde açılan Paté Sineması’yla Şişli ilçesindeki sinemacılık faaliyetleri de başlar. Paté Sineması savaştan sonra el değiştirir, 1936’da da yıkılarak yeniden yapılır ve Tan Sineması olarak hizmete girer. [2] İsmail ve Tarık Segban tarafından işletilen sinema uzun süre bölgenin en çok seyirci toplayan sinema salonu olur. 1937’de Kurtuluş Caddesi’nde önce Kurtuluş sonra da Akın Sineması olarak hizmet veren sinema salonu açılır.[3] 1939’da Halaskargazi Caddesi’nde Şahan Sineması da faaliyete başlar.[4] 1946 yılı ise Pangaltı’daki sinemaların en çok akıllarda yer edecek olanı, yani İnci Sineması’nın açılış yılıdır. Halaskargazi Caddesi’nde açılan üçüncü sinema salonu olan İnci, Muhtaryan Ermeni Vakfı tarafından açılır ve salonun ilk işletmecisi Kevork Kuyumcuyan’dır.[5] Daha sonraki yıllarda Site ve Kent Sinemaları gibi önemli sinemalara da ev sahipliği yapan Şişli semtinde, günümüze kadar gelebilen az sayıdaki müstakil sinema salonundan biri de Osmanbey Gazi Sineması’dır.

 

Osmanbey Gazi Sineması

 

11 Kasım 1973 yılında açılan sinema, başlangıçta tek ve büyük bir müstakil sinema salonudur.[6] Yeşilçam’ın altın yıllarını geride bırakıp çöküş süreci içine girmeye başladığı yıllardır. Erotik film furyası henüz başlamıştır. Türk sinemasıyla birlikte gözünü açan ve hafızasını izlediği filmlerle şekillendiren bir nesil gitmiş, yerine Amerikan ve Avrupa filmlerinin etkisi altında kalan yeni bir nesil gelmiştir. Köyden kente göç ve kentlerdeki gettolaşma hiç olmadığı kadar hızlanmıştır. Sinema salonları televizyonla rekabet edebilmenin, yapımcılar bir salgın olarak her yeri saran büyük Amerikan prodüksiyonlarıyla baş etmenin çarelerini aramaktadır. Büyük yıldızlar istedikleri gibi film tekliflerinin gelmemesinden, yapımcılar ise yıldızlarla çekilen filmlerin halk tarafından ilgi görmemesinden şikâyetçidir. Önce seyirciler, sonra yıldız oyuncular sonra da yapımcılar yavaş yavaş sinemayı bırakmaya başlar.

 

Böylesi bir kriz ortamında müstakil sinema salonları birer birer kapanırken, Gazi Sineması 1970’lerin ortalarında ilk defa hizmete girer. 1980’lere kadar binanın sahipleri tarafından işletilen sinema, önce Yalçın Başaran’a sonra da Yavuz Gökseven’e devredilir. Şu an da salonun ilk açıldığından beri işletmede görev alan Yavuz Gökseven’in oğlu Oğuz Gökseven işletme müdürü olarak görev yapar. Salonun büyük dönüşüm süreci ise 1996 yılında başlayacaktır. Salon önce üçe, sonra beşe, sonra da yediye bölünerek cep sineması hâline gelir.[7] Dönemin şartları gereği salonlar ayakta kalmak için bölünerek küçülmeye, tek filmden kendini döndürmek yerine aynı anda pek çok filmden iş yapmaya çalışmaktadır.

 

Salon 1990’ların ikinci yarısında bölündükten sonra yıllık 200.000 seyirci ortalaması yakalar. 2000’lerin başından beri yaygınlaşan büyük alışveriş merkezlerinin kurulmasıyla birlikte Gazi Sineması’nın seyirci sayısında da keskin bir düşüş olur. Salonunun şimdiki işletmecisi Oğuz Bey bu durumla ilgili şunları söyler:“1990’ların sonlarında 200.000’den fazla kişi geliyordu senelik. Alışveriş merkezlerine rağbet arttıkça sayı da düşmeye başladı. 2000’den sonra seyirci sayımız azaldı. Böyle olunca bilet fiyatlarını düşürdük. Bu biraz seyircinin ilgisini arttırdı.”[8]

 

İstanbul genelinde, hafta içi (üç boyutlu olmayan) bir film için ortalama bir tam bilet ücreti 2016 yılı itibariyle 10-15 TL arasındayken, Gazi Sineması uzun süredir 8 TL’ye bilet satar. Üniversite öğrencilerine yönelik çeşitli dönemsel kampanyalarla birlikte düşük bilet ücretleri günümüzde salonun giderlerini dengelemeye yeterli olur. Geçen sene yıllık seyirci ortalamalarının 90.000 olduğunu söyleyen Oğuz Bey, salonun giderlerini çıkartarak kendisini döndürmesi için yıllık ortalama 90-100.000 arasında bir seyirci rakamına ulaşmaları gerektiğinden bahseder. Gazi Sineması, Türk filmleri göstererek, yabancı filmleri Türkçe dublajlı bir şekilde oynatarak ve düşük bilet politikasıyla salonu ucu ucuna döndürmeye çalışır. Oğuz Bey Osmanbey’deki Gazi Sineması’nın ilk göz ağrıları olduğundan ve aile için öneminin büyüklüğünden bahsederek, zaman zaman zarar etseler de sinemayı işletmeye devam edeceklerini söyler.

 

Osmanbey, 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı’daki kültür-sanat güzergâhının hâlâ bir parçası durumundadır. Taksim’le Mecidiyeköy arasında kalan semt, metro ve otobüs hattının geçiş noktasındadır. Üniversite, hastane, alışveriş merkezi, iş hanı vb. pek çok önemli yapıya ev sahipliği yapar. Geçiş noktası olduğu için diğer semtlere oranla Osmanbey’deki yaya trafiği daha yoğundur. Her gün semtten yüz binlerce insan geçer. Diğer yanıyla da Taksim’deki müstakil sinema salonlarını Mecidiyeköy ve Levent’teki büyük AVM’lere bağlar. Bu açıdan bakıldığında, canlılığını hâlâ koruduğunu söyleyebiliriz. Çemberlitaş, Aksaray, Laleli ve Şehzadebaşı gibi yaşayan halkın kendi yalnızlığına terk ettiği, sadece gündüzleri ayakta duran bir semt değildir. İş trafiği kadar semtin kendi kalabalığı da hâlâ mevcuttr.

 

Osmanbey Gazi Sineması düşük fiyat ve yerli film gösterme politikasıyla günümüzde varlığını korumaya çalışırken, hemen yanıbaşındaki Cevahir Alışveriş Merkezi ve Nişantaşı City’s gibi büyük merkezlerle rekabet etmesi günden güne zorlaşmaktadır. Umuyoruz salon işletmecilerinin severek ve inatla sürdürdükleri uğraşları bundan sonraki süreçte de devam eder.

 

* Kagir, taşıyıcı duvarları taş, tuğla, beton veya briket gibi malzemelerle yapılmış yapı türüne denir. 

[1] Kılıç, Abdurrahman. “Büyük Beyoğlu Yangını.” Erişim 22 Şubat, 2016. http://www.yangin.org/dosyalar/buyuk_beyoglu_yangini.pdf

** Arapça kökenli olan etfal kelimesi çocuklar anlamına gelir.

[2] Gökmen, Mustafa. Eski İstanbul Sinemaları. İstanbul: İstanbul Kitaplığı Yayınları, 1991, s. 25.

[3] Gökmen, a.g.e., s. 43.

[4] Gökmen, a.g.e., s. 45.

[5] Gökmen, a.g.e., s. 54.

[6] Kişisel Görüşme, Oğuz Gökseven, 23 Nisan 2015.

[7] Kişisel Görüşme, Oğuz Gökseven, 23 Nisan 2015.

[8] Kişisel Görüşme, Oğuz Gökseven, 23 Nisan 2015.