Ahmet Uluçay’ı İyi Hatırlamak İstedik
Betül Durdu - Yorum March 02, 2016

Uluçay her şeyden önce iyi bir hikâye anlatıcısıdır, aslında çok bilinen bir konu bile o anlatınca insanlarda farkındalık oluşturur ve birçok sinemacı onun hikâyelerini filmlerinde kullanır. Berke’ye göre Uluçay’ın bundan rahatsızlık duymamasının sebebi anlatacak daha çok hikâyesi olduğundandır.

Bilim ve Sanat Vakfı Sanat Araştırmaları Merkezi ile Türk Sineması Araştırmaları (TSA) tarafından ortaklaşa düzenlenen Hayâl-i zî-ruhtan Sinemaya etkinliğinin sekizincisine Tepecik Hayal Okulu (2015) belgeseliyle filmin yapımcısı İlker Berke konuk oldu. Tepecik Hayal Okulu, tek uzun metraj filmi Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (2004) ve birçok kısa filmiyle sinema tarihimize adını büyük harflerle yazdırmış yönetmen Ahmet Uluçay’ın hastalığına paralel devam ettirdiği film çalışmalarını, en yakınındaki insanların şahitliğinde beyazperdeye taşıyor. Uluçay’ın 2009’da vefatının ardından yönetmenin çalışma arkadaşları Güliz Sağlam ve İlker Berke tarafından hazırlanan Tepecik Hayal Okulu’nun gösteriminin ardından İlker Berke ile bir söyleşi gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Barış Saydam’ın üstlendiği söyleşide belgeselin ortaya çıkış süreci, Ahmet Uluçay’ın anlam dünyasının sinemasındaki karşılığı, film yapım sürecinde yaşadıkları konuşuldu.

İlker Berke’nin ifadesiyle belgeselde yer alan Uluçay’a ait görüntüleri çekerken aslında niyetleri bir belgesel yapmak değil. Güliz Sağlam’ın fikriyle, Uluçay’ın ikinci uzun metraj projesi Bozkırda Deniz Kabuğu için fon arayışları sürerken yönetmenin özellikle yurt dışında tanınmasını sağlamak için küçük bir tanıtım filmi çekmek. Ancak İnside Ahmet Uluçay adıyla başlayan proje kaynak yetersizliğinden tamamlanamıyor. Hali hazırda çekilmiş görüntüler ise yönetmenin vefatından sonra belgesel yapma niyetiyle yeniden ele alınıyor ve böylece Tepecik Hayal Okulu ortaya çıkıyor. Ahmet Uluçay ise sağlığında belgesel fikrine sıcak bakıyor fakat ailesini kamera önüne çıkarma konusunda keskin kuralları var, çekilen tüm görüntülere heyecanlı bir şekilde müdahil olmak istiyor ve belgeseldeki ailesinin yer aldığı görüntüler ancak yönetmenin vefatından sonra çekilebiliyor. Ailesi ve arkadaşları Uluçay’ın dünyasının ayrılmaz bir parçası çünkü sinema işlerini evinin altıdaki bir odada yürütürken yönetmene sürekli yardım edenler hep onlar.

Hastane sürecini çekme niyetiyle başlamıyorlar ancak şartlar öyle gerektirince çekimlere devam ediyorlar. Çekimler hastane odasında bir an önce iyileşip sinemasına dönmeyi arzulayan Ahmet Uluçay’ın da kasvetini dağıtıyor ve kendini iyi hissetmesini sağlıyor bir yandan. Diğer yandan film setinde görmeyi arzuladığımız yönetmeni bürokratik işlemlerin arasında, hastane koridorlarında takip ederek, yitip giden bir hayattan kesitler sunuyor kamera. Belgeselde anlatılan hastane sürecinin yönetmenin hayatından ve sinemasından ayrılabilecek bir şey olmadığını düşünerek belgeseli paralel kurgulamayı tercih ediyorlar ve  seyirde içiçe birbirine paralel iki film yer alıyor böylece. Paralel kurgulanmasının bir diğer sebebi ise Uluçay’ın sinema yaparken ki duygusal iniş çıkışlarının hastanede benzer bir yoğunlukta devam etmesi. Bozkırda Deniz Kabuğu ve ikinci ameliyat sonrasına ait görüntülere belgeselde rastlayamayışımız da yine özel bir tercih. İlker Berke, öncelikle ellerindeki röportajların yönetmenin sinema dünyasını anlatabildiğini düşündüklerini, ikinci olarak ise ameliyattan sonra sağlığının git gide bozulması sebebiyle Ahmet Uluçay’ı iyi hatırlamak istedikleri için söz konusu görüntüleri kullanmadıklarını dile getiriyor.

Ahmet Uluçay’ın filmlerinde görüntü yönetmeni olarak yer alan Berke, yönetmenle öncelikle arkadaş olduklarını ve aynı dili konuşabildiklerini, bu yüzden Uluçay’ın zihnindeki dünyayı sinemaya yansıtırken sıkıntı yaşamadıklarını söylüyor. Uluçay’ın filmi daha fikir aşamasındayken kafasında çektiğini ve kendisinin de filme teknik açıdan yaklaşmadığını daha çok yönetmenin zihnindeki hikâyenin içine girmeye çalıştığını anlatıyor. Kendisinin gördüğü en iyi yönetmenlerden biri olmasını ise ne istediğini çok iyi anlatmasına ve her zaman önerilere açık oluşuna bağlıyor. Uluçay her şeyden önce iyi bir hikâye anlatıcısıdır, aslında çok bilinen bir konu bile o anlatınca insanlarda farkındalık oluşturur ve birçok sinemacı onun hikâyelerini filmlerinde kullanır. Berke’ye göre Uluçay’ın bundan rahatsızlık duymamasının sebebi anlatacak daha çok hikâyesi olduğundandır.

Gerçekleş(e)meyen Hayaller

Ahmet Uluçay’ın ilk uzun metraj senaryosu aslında Bozkırda Deniz Kabuğu. Uzun yıllar bu projeyi gerçekleştirmeye çalışır fakat hiçbir yapımcı destek olmaya yanaşmaz. Yapımcısı Ezel Akay Uluçay’dan daha basit bir proje isteyince oturup Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ın senaryosunu yazar ve Bozkırda Deniz Kabuğu daha fazla bütçe gerektirdiği için yönetmenin ertelemek zorunda kaldığı hayalleri arasında -bir süreliğine- yerini alır. Aynı zamanda Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ın görüntü yönetmeni olan İlker Berke, filmi en azından 16 mm çekme konusunda baskı yapmasını ister Uluçay’dan. Fakat yapım şirketinin verdiği kamerayı kullanmazlarsa filmi hiç çekemeyebileceklerini anlayınca gönülsüz de olsa razı olur ve çok yetersiz bir kamerayla başlarla çekimlere.

Berke, “Sanatın vasata tahammülü yoktur, yapacaksan en iyisini yapacaksın.” diyen yönetmenin senaryolarının görüntülere çok özenilerek aktarılması gerektiği halde ne yazık ki maliyeti artırdığı için en zayıf yönünün yine görselliği olduğunu vurguluyor. Kısıtlı bütçe sebebiyle filmi tam olarak yönetmenin kafasında yer aldığı şekliyle çekmekte zorlandıklarını ve görsel açıdan birçok unsurun eksik kaldığını belirtiyor. Uluçay’ın prodüksiyonda dile getirmekte zorlandığı isteklerini ise “Profesyonel sinema dünyasına karşı bir çeşit güvensizlik yaşıyordu.” şeklinde özetliyor. Uluçay da  belgeselde benzer şekilde “Sağlığımı tehlikeye attım. Belki de beynimde ur çıkmasının nedeni söylemek istediğimi söyleyememem.” diyor.

İlk uzun metraj tamamlandıktan sonra sıra ikinci filme gelince Uluçay rafa kaldırdığı Bozkırda Deniz Kabuğu’nu yeniden ele alır ama projesine yapımcılar yatırım yapmak istemez. Bakanlığa yapılan başvuru neticesinde yetersiz bir destek çıkar. İlk filmindeki prodüksiyon sıkıntıları sebebiyle yapım şirketini değiştirmek ister ancak üç filmlik sözleşmesi diğer yapımcıların da projeden uzak durmasına neden olur. Berke’ye göre Ahmet Uluçay’ın bir türlü sinemasına destek bulamamasının temel sebebi, projelerinin milyonların izleyeceği gişe filmleri olmamasından kaynaklanıyor.

İlker Berke’den Bozkırda Deniz Kabuğu’nun deneme çekimi sayılabilecek bazı görüntülerinin var olduğunu öğreniyoruz. Fakat bunların üzerine filmin inşa edilmesi pek mümkün değil. Projeyi hayata geçirebilmek için geneli amatörlerden gelen bazı talepler olduğunu ama şimdiye kadar ciddi bir teklif almadıklarını belirtiyor. Projenin tüm hakları yönetmenin ailesinde, yönetmenin oğlu İdris Uluçay da projeyi ele almaya niyetlenir fakat finansal problemler sebebiyle prodüksiyon çerçevesi hiçbir zaman oluşmaz.

Sinema diğer sanat dalları arasında en çok sermayeye ihtiyaç duyanlardan biri. Bunun altını çizen İlker Berke, Ahmet Uluçay’ın insanlara bir şeyi tutkuyla severek yaptıklarında ancak başarılabileceğini gösterdiğini söylüyor. Uluçay’dan önce de küçük bütçeli filmler vardı ancak tutku meselesi hiç bu kadar vurgulanmamıştı. Berke’ye göre yönetmenin sinemaya en büyük katkısı da tutkunun başarıya ulaştırdığını göstermesi.