Sinemada Musiki
Cemal Reşit Rey - Makale 07 Mart 2016

Sinemadan musikinin kaldırılması taraftarı olanlar samiayı işgal edecek herhangi bir gürültünün; filmin temâşâsı esnasında musikiden daha ziyade hoşa gideceğini ve çünkü bu gürültünün sinema programının bayağılığı ve rol yapan artistlerin aleladeliği yüzünden musiki kadar haleldâr olmayacağını iddia ediyorlar.

Birçok kimseler vardır ki sinemada musikinin lüzumu hakkında münakaşada bulunuyor ve hatta bu lüzumu külliyen[1] inkar ediyorlar. Sinemada musikinin bulunmasına sebep; projektör aletinin gürültüsünü kapatmak veyahut perde üzerinde insanların yaşadığı, yürüdüğü söylediği, arslanların bağırdığı, revolverlerin patladığı, volkanların ateş saçtığı görüldüğü halde hiçbir gürültü işitilmemesinin temâşâ[2] edenleri sıkmaması mülahazasından[3] husûle geldiğini iddia ediyorlar.

Sinemadan musikinin kaldırılması taraftarı olanlar samiayı[4] işgal edecek herhangi bir gürültünün; filmin temâşâsı esnasında musikiden daha ziyade hoşa gideceğini ve çünkü bu gürültünün sinema programının bayağılığı ve rol yapan artistlerin aleladeliği yüzünden musiki kadar haleldâr[5]olmayacağını iddia ediyorlar. İşte sinema temâşâcılarının büyük bir kısmının fikri budur. Bu fikri takbîh[6] mi etmeli? Vehle-i ûlâda[7] evet denilebilir. Çünkü sinema salonlarında musikinin mevcudiyeti elzem[8] olduğuna şüphe yoktur. Lakin iyi teemmül edilirse[9] anlaşılır ki artist düşmanı; musiki aleyhtarı; hissiz ve sâir gibi aksâma[10] ayrılan bu zevât,[11] büsbütün de haksız değildir. Filhakika[12]kulağınızdaki zevksiz aks-i sadâ;[13] sinemada bulunduğunuz zaman fena ve basmakalıp bir musikiyi ekseriyâ[14] fena çalınmış bir halde dinleyerek sıkılmış olmanızdan ileri gelmiştir.

Bu mukaddimeden[15] sonra diyebilirim ki eğer sinemada musiki birçok kişilerin hoşuna gitmiyorsa kabahat müzikacılardadır. Çünkü bir filmin ehemmiyetini meydana çıkaracak musiki parçalarını hüsn-i intihâb etmek[16] onlara kıymet-i hakikiyesini[17] vermek ve onları hüsn-i sûretle[18] çalmak bu musikişinasların[19] vazifesidir. Hâlbuki ekseriyâ fena çalındığı dinlenilen ve kısm-i küllisi[20] pek aşağı olan bu havalar filmi berbat eder. Ve hatta film güzel olsa bile çalınan havalar filmde görülen vekâyi[21]ile münasebetdâr[22] olmadığından filmin güzelliğini de mahveyler…

Bittabi[23] sinemada bir cenaze merasimi gösterildiği vakit matbah[24] tenceresi demeğe sezâ[25]piyanolar üzerinde kansız ve cansız piyanislerin kemâl-i itina[26] ile (Vals Brun[27]) çaldıkları zamanlar geçmiştir.

Böyle münasebetsiz haller elyevm[28] mevcut değildir. Maamâfih[29] yine sinemalarda musiki fikri pek adi ve pek aşağıdır. Her vesileyle çalınan aynı havaları dinlemekten bıktık. Zaten sanat nokta-i nazarından[30] dahi bu havaların kıymeti şayân-ı tenkittir[31] başlangıç olarak artık modası geçmiş olan Bellini,[32] Donizentisi,[33] Oper,[34] Supye[35] ve sâirenin operalarından bir şey çalmak adet oldu. Bari bu çok kötü başlangıç gösterilecek film ile münasebetdâr olsa!

Halbuki başlangıçtan maksat gösterilecek film ile temâşâgerânı[36] istinâs ettirmektir[37] müzikacılar ise hemen daima film ile bir alakası olmayan şeyler çalıyorlar. Bu fahiş hataya hitâm vermek[38] zamanı gelmiştir. Filmin ruhuna, vakanın cereyan ettiği zamana ve gösterilecek sahnelerin hazin veya neşeli olmasına nazaran musikiyi vaka ile hem-aheng[39] etmek mümkün değil midir?

 

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

 


[1] Külliyen: Tamamen.

[2] Temâşâ: Seyretme.

[3] Mülahaza: Düşünce.

[4] Samia: İşitme.

[5] Haleldâr: Bozma, bozulma.

[6] Takbîh: Kınama.

[7] Vehle-i ûlâ: İlk an.

[8] Elzem: Gerekli.

[9] Teemmül etmek: Düşünmek.

[10] Aksâm: Parçalar, kısımlar.

[11] Zevât: Kişiler.

[12] Filhakika: Gerçekte.

[13] Aks-i sadâ: Yankı.

[14] Ekseriya: Çoğunlukla.

[15] Mukaddime: Giriş.

[16] Hüsn-i intihâb etmek: İyi ve doğru bir şekilde seçmek.

[17] Kıymet-i hakikiye: Gerçek değer.

[18] Hüsn-i sûret: İyi bir şekilde.

[19] Musikişinas: Müzikle uğraşan.

[20] Kısm-i küllisi: Büyük bir kısmı.

[21] Vekâyi: Olaylar.

[22] Münasebetdâr: İlgili.

[23] Bittabi: Tabii ki.

[24] Matbah: Mutfak.

[25] Sezâ: Layık.

[26] Kemâl-i itina: Büyük bir özen.

[27] La Valse Brune: 1909’da sözlerini Georges Villard’ın yazdığı ve müziğini Georges Krier’in yaptığı vals.

[28] Elyevm: Bugün.

[29] Maamâfih: Öyle olmakla birlikte.

[30] Nokta-i nazar: Bakış açısı.

[31] Şayân-ı tenkit: Eleştiriye açık.

[32] Vincenzo Salvatore Carmelo Francesco Bellini: 1801-1835 yılları arasında yaşamış İtalyan opera bestecisi.

[33] Domenico Gaetano Maria Donizetti: 1797-1848 tarihleri arasında yaşamış İtalyan opera bestecisi.

[34] Daniel François Esprit Auber: 1782-1871 tarihleri arasında yaşamış Fransız besteci.

[35] Francesco Suppé Demelli: 1819-1895 tarihleri arasında yaşamış Avusturyalı besteci.

[36] Temâşâgerân: Seyirciler.

[37] İstinâs ettirmek:  Alıştırmak.

[38] Hitâm vermek: Son vermek.

[39] Hem-aheng: Uyumlu.