Osmanlı’da Bir Sinema Gönüllüsü: Sigmund Weinberg
Yalçın Lüleci - Makale January 06, 2015

Weinberg bir fotoğrafçı, bir otomobil temsilcisi ve nihayet sinemanın ilk yıllarında, mesleği ve ilgileri gereği sinemayı benimseyen bir sinema heveslisiydi.

 

Sigmund Weinberg, sinemanın ülkemize gelişi, yaygınlaşması ve yerleşik sinema salonlarının kurulması gibi konulara dair yapılan çalışmalarda, ismi sık sık gündeme gelen bir sinema gönüllüsüdür. Fakat ne yazık ki onun hakkında bilinenler genelde eksik ve birbiriyle çelişkilidir. Bu yanlış bilgiler, uzun yıllar çeşitli çalışmalarda tekrar edilip durmuştur. Bu durumun istisnası olarak değerlendirilebilecek iki çalışmayı anmakta fayda var. Bunlardan birincisi Burçak Evren’in 1995 yılında yayımladığı Sigmund Weinberg: Türkiye’ye Sinemayı Getiren Adam, ikincisi ise Ali Özuyar’ın 2007 yılında yayımladığı Devlet-i Aliyye’de Sinema isimli çalışmalarıdır. Evren, Weinberg hakkında o dönemde elde edilen bütün belgeleri kullanmış, Özuyar ise özellikle Osmanlı arşivlerinde son dönemde ulaştığı belgelerle Weinberg’in Birinci Dünya Savaşı yıllarında yaşadıklarına açıklık getirmiştir. Amacımız Weinberg hakkında daha önce yapılan bu çalışmalara, yeni bulduğumuz arşiv belgesiyle katkıda bulunmak ve eldeki bilgileri yeniden gözden geçirip düzeltmektir.

Sigmund Weinberg, 1868 yılında Romanya’nın Galiçya bölgesinde doğmuştur ve babasının adı İsrail’dir.[1] Weinberg’in Romanya doğumlu olmakla beraber aslen Polonya (Leh) Yahudisi olduğu da onunla ilgili en sık verilen bilgilerden biridir.[2] Osmanlı’ya ne zaman geldiği bilinmemekle beraber ülkemizdeki ilk dükkânını 1885’de açtığı belirtilmektedir.[3] Weinberg bir fotoğrafçı, bir otomobil temsilcisi ve nihayet sinemanın ilk yıllarında, mesleği ve ilgileri gereği sinemayı benimseyen bir sinema heveslisiydi; Fransız Pathe Şirketi’nin temsilciliğini yapmaktaydı. İstanbul’da Tünel Caddesi’nde bir dükkân işlettiği, burada fotoğraf malzemeleri sattığı, sinema ile birlikte tiyatroya da ilgi duyduğu, onun hakkında bilinenlerden bazılarıdır.[4] “Osmanlı döneminde ilk aktüalite filmlerini çekenlerden”[5] biri olan Sigmund Weinberg, ülkemizdeki sinema faaliyetlerinin başlamasına ve ilk uzun metraj film çalışmalarının yapılmasına da öncülük eden kişiydi.[6] Weinberg, aynı zamanda gramofonu ülkemize getiren ilk yabancıydı.[7]

 

Osmanlı’da Sinema ve Weinber’in İlk Girişimleri

1899 yılında İstanbul’daki film gösterilerinde D. Hanri, Cambon ve Mösyö Constinsouza adlı kişilerin isimleri öne çıkıyordu. D. Hanri, Sponeck’teki ilk gösteriyi ve Fevziye Kıraathanesi’ndeki film gösterilerini gerçekleştiren kişiydi. Cambon, Varyete Tiyatrosu’nda, Mösyö Constinsouza da Halep Çarşısı’ndaki tiyatroda film gösterileri yapıyordu. Sigmund Weinberg, diğerlerinden farklı olarak Yüksek Kaldırım (Galata) 28 numarada, fotoğraf makineleri ve malzemeleri satan bir ticarethaneye sahipti. Weinberg’in 1889 yılında açtığı bu ticarethane, onun önemli çevrelerle ilişki kurmasını sağlamıştı. Ayrıca Lumiére Kardeşler başta olmak üzere, Avrupa’daki fotoğraf makinesi ve malzemesi üreten şirketlerin Osmanlı’daki temsilciliğini üstlenmişti. Sinematograf alanında ise 1900 yılında sinematografın tüm haklarını Lumiéreler’den satın alacak olan Pathe Freres Şirketi’nin de ülkemizdeki temsilcisiydi. Weinberg, İstanbul’da sinema gösterileri yapan diğer kişilerle arasındaki rekabeti kendi lehine çevirmek için farklı bir yola başvurarak Saray’la iletişim kurmaya da çalışmıştır.[8]

Osmanlı’da orduya ait görüntülerin halk tarafından ilgiyle karşılanacağını ve bu durumun iyi bir kazanç getireceğini de fark eden Weinberg, Ekim 1899’da padişaha yazdığı bir dilekçede, Osmanlı ordusunun yabancılar tarafından filme alınmasının mahsurlarını belirterek, bu işi kendisinin ücretsiz olarak ve padişahın ordusuna yaraşır bir biçimde yapacağını ifade ediyordu. Osmanlı ordusunun manevraları ya da resmigeçit törenleri, Weinberg tarafından ücretsiz olarak filme alınacak, ancak bu filmler halka ücret karşılığında gösterilecekti. Osmanlı ordusunun beyazperdeye yansıyacak görüntülerini görmeye istekli Osmanlı tebaasının ödeyeceği ücretler de Weinberg için iyi bir kazanç olacak, rakipleri karşısında avantajlı bir duruma gelecekti. Kısacası Weinberg, Osmanlı ordusunun filme alınması imtiyazının kendisine verilmesini istiyordu. Weinberg’in bu talebine Saray’dan nasıl yanıt verildiğini gösteren bir belgeye henüz ulaşılamamıştır.[9]

 

Sinemanın Yaygınlaşmaya Başlaması

Osmanlı Devleti’ne girişinden 1908 yılında Meşrutiyet’in ikinci defa ilânına kadar geçen sürede sinema, Osmanlı topraklarında hızla yayılmış ve halkın rağbet gösterdiği eğlencelerden biri olmaya başlamıştır. Bu ilgi, zamanla kalıcı sinema salonlarına olan ihtiyacı ortaya çıkarmıştır.[10] 1908 tarihi sinemamız açısından bir başka açıdan da önemlidir. Bu tarihte Makedon asıllı Osmanlı vatandaşlarından, Janaki ve Milton Manaki (Manaki Kardeşler) iki dakika uzunluğundaki Türklerin Hürriyet Üzerine Konuşmaları adlı filmleriyle Osmanlı topraklarında, Osmanlı tebaasına mensup kişiler olarak ilk belgesel filmi çekmişlerdir.[11]

O yıllarda Fransız Pathe Firması, temsilciliklerinin bulunduğu pazarlara, yalnızca makine ve film ihraç etmekle yetinmeyip, sinema salonları da açmaya yöneldi. Pathe’nin, Türkiye’de bu işi firma adına üstlenmesi için seçtiği kişi, yine Sigmund Weinberg’di.[12] Böylece Weinberg, 30 Ocak 1908’de Pathe Sineması adıyla ülkemizdeki ilk yerleşik sinema salonunu açmıştır. Tepebaşı’nda yaptırdığı bu sinemayla Weinberg, sinemanın kalıcı salonlara yerleşmesine, İstanbul’un eğlence hayatındaki yerini artırmasına ve İstanbul’un ülkemizde beyazperdenin merkezi hâline gelmesine katkıda bulunmuştur.[13]

Tepebaşı’ndaki Şehir Tiyatrosu’nun Eski Komedi Bölümü olan yerde (Bu yere daha sonraki yıllarda yapılan sergi merkezi, şimdi TRT tarafından kullanılmaktadır.) açılan[14] bu yerleşik sinemayı, Beyoğlu’nda yapılan “Palas Sineması”, “Majik Sineması” vb. salonlar izledi.[15] Dönemine göre oldukça modern bir görünümü olan Pathe Sineması, Weinberg’in işletmesinde ancak sekiz yıl hizmet verebildi. Daha sonra adı değiştirilerek Belediye Sineması yapıldı.[16] Pathe Sineması’nda, kısa metrajlı belgesel ve güldürü filmleri ile yola çıkan Weinberg, daha sonra sinemasını Beyoğlu’ndaki Concordia’ya taşıdı.[17]

Pathe Sineması’nın açılışını yaptıktan sonra Weinberg, sinema piyasasına ağırlığını koydu. Elinde her geçen gün çoğalan film ve aygıtlar için yeni pazarlar aramaya başladı. Gayrimüslimlerin yoğun olduğu semtlerde sinema açmak için Fransızca, Rumca, Ermenice ve hatta Almanca el ilânları bastırıp dağıttı.[18] İstanbul’da sinemacılık faaliyetlerinde bulunan ve kadınlı-erkekli sinema gösterileri düzenleyen rakibi Assaduryan’a karşı bir hamle olarak, konaklarda ve okullarda film gösterilerine başladı. Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi), İstanbul Sultanisi (İstanbul Erkek Lisesi)[19] ve Darüşşafaka bu okullardan en önemlileridir. Bazı yerlere de gösterici gönderdi ve elindeki mevcut filmleri kiraladı.[20]

 Weinberg’in bu okul gösterilerinde, ilk Türk sinemacısı olarak anılacak genç bir sinema heveslisi yetişiyordu: Fuat Uzkınay.[21] İstanbul Sultanisi’nde dâhiliye memurluğu yapan Uzkınay, sinemaya özel bir ilgi duyuyordu.[22] İşte bu genç memur, Sigmund Weinberg’le tanıştı ve ondan projeksiyon aygıtının nasıl çalıştırıldığını kısa sürede öğrendi.[23]

1915 yılına gelindiğinde Sigmund Weinberg önemli bir hamle daha yaptı ve dönemin en lüks sinemalarından biri olan Cine Palace’ın giriş holündeki aynalardan dolayı halkın Aynalı Sinema diye andığı sinemanın, işletmeciliğini üstlendi. Weinberg, sinemanın açılışını, dönemin önemli gazetelerinde önceden ilginç ilânlarla duyurdu.[24]

 

MOSD’daki Görev Hakkında Yeni Bilgiler

1915 yılı Türk sineması açısından bir dönüm noktası olarak kabul edilebilecek bir olaya daha tanıklık ediyordu. I. Dünya Savaşı’nın devam ettiği bu günlerde Osmanlı’nın müttefiki Almanya’ya giden Harbiye Nazırı Enver Paşa, burada Alman ordu sinemasının çektiği filmleri izledi. Alman ordusunun sinema çalışmalarından etkilenen Enver Paşa, yurda döner dönmez Osmanlı ordusunda da bir sinema biriminin kurulması emrini verdi. Paşanın bu direktifiyle 1915 yılında Merkez Ordu Sinema Dairesi (MOSD) kurulmuş ve Weinberg bu birimin başına, o günlerde yedek subay olan Fuat Uzkınay da onun yardımcılığına getirilmiştir.[25] MOSD, önceleri savaşla ve başkomutanın, padişahın, resmi ve özel yaşamlarıyla ilgili belge filmler çekti.[26] Bu filmler, savaşın, Osmanlı’nın da dâhil olduğu İttifak grubunun lehine gittiğine dair halka yönelik propagandada önemli bir rol oynadı.[27] Weinberg’in MOSD’daki görevi, Romanya’nın tarafsızlığını bozup Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilân ettiği 29 Ağustos 1916 tarihine kadar sürdü. Bu tarihten sonra Weinberg’in görevine, Düvel-i Muhâsama (Düşman Devletler) tebaasından olduğu için son verildi. Ancak bazı sinema tarihi kitaplarında belirtildiği gibi Weinberg sınır dışı edilmedi. Aksine MOSD ile olan ilişkisi, resmi olmayan bir düzeyde devam etti.[28] Ayrıca MOSD’daki görevine son verildikten sonra İstanbul’daki yaşamını sürdürdü. Bunun yanında başta Enver Paşa olmak üzere devlet ricalinin gittiği Aynalı Sinema’yı da işletiyordu.[29] 

Weinberg’in MOSD’da ne kadar süre görev yaptığı kesin olarak bilinmemektedir. Nijat Özön’e göre MOSD 1. Dünya Savaşı’nın başlamasından bir buçuk yıl kadar sonra kurulmuşsa, bu 1916 yılının başlarına rastlar. Osmanlı Devleti’nin Romanya’ya savaş ilânı da 29 Ağustos 1916 olduğuna göre Weinberg’in buradaki yöneticiliği, ancak birkaç ay kadar sürmüştür.[30] Weinberg’in MOSD’daki görevinden uzaklaştırılmasından sonra yerine, yardımcılığını yapan Fuat Uzkınay tayin edilmiştir.[31] Weinberg, bu görevden alma olayından sonra Merkez Kumandanlığı tarafından Fotoğrafçı İbrahim Ferit Bey ile beraber Galiçya Cephesi’ndeki Osmanlı askeri birliklerini filme almak için görevlendirildi. Bu görev sona erdikten sonra her ikisi de tekrar İstanbul’a döndüler.[32]    

Özuyar’ın çalışmaları sonucu ortaya çıkan ve Weinberg’in sınır dışı edilmediğini gösteren bir belge Enver Paşa imzasıyla 13 Temmuz 1917 tarihinde Dâhiliye Nezareti’ne gönderilen bir yazıdır. Bu yazıda, Merkez Kumandanlığı’nda kurulan sinematograf için gerekli olan araç gereci satın almak üzere Weinberg’in Berlin’e gönderileceği ifade edilir. 1920 yılına ait bir belgede ise Darülaceze kurumunun açtığı film ihalesini Weinberg’in kazandığı ortaya çıkmaktadır.[33]

Weinberg girişken bir sinema ve ticaret adamı idi. Bu yüzden yalnız askeri belge filmleri çekmekle yetinmedi. Konulu filmlerin çekilmesine ve halka gösterilmesine de öncülük etti. Bunun için savaşta, İstanbul’da gösteriler yapan Benliyan’ın Milli Operet Kumpanyası’yla anlaştı ve bu kumpanyanın repertuarında bulunan Leblebici Horhor ve Himmet Ağa’nın İzdivacı adlı oyunları filme almayı kararlaştırdı.[34] Leblebici Horhor’un çekimlerine başladı. Bu Türk sinema tarihinde çekilen ilk konulu filmdi, fakat önemli oyuncularından birinin ani ölümü nedeniyle yarım kaldı.[35] Bu talihsiz duruma rağmen, Weinberg yılmadı, bu kez de Ahmet Vefik Paşa’nın Moliere’in Le Mariage Forcé (Zor Nikâh) oyunundan uyarlanan Himmet Ağa’nın İzdivacı’nı filme çekmeye başladı. Film çevrilmeye başlandığı sıralarda yine talihsiz bir olay oldu: Fransa, Polonya’ya savaş ilân etti ve filmin yabancı oyuncularının önemli bir kısmı askere alındı. Film, ancak savaşın bitiminden sonra, yönetmen Reşat Rıdvan, kameraman Fuat Uzkınay tarafından yine aynı ad ve oyuncularla tamamlandı.[36] Scognamillo, Weinberg’in bu dönemde ayrıca Boksör SabriMarzuk (Efe Merzuk)İyi Karar ve Terör isimli kısa metrajlı filmler de çektiğini belirtir.[37]

Sigmund Weinberg’le ilgili çalışmalarda karşılaşılan diğer bir problem akrabalık ilişkilerinin yanlış yazılması ve isminin başkalarının isimleriyle karıştırılmasıdır. Bazı çalışmalarda, Sigmund Weinberg’in aynı dönemde İstanbul’da fotoğrafçılık yapan Jean Weinberg’le kardeş olduğu iddia edilmesine karşın, “bugüne kadar bu iki kişinin kardeş, baba-oğul ya da akraba olduğunu” kanıtlayacak hiçbir belgeye ulaşılamamıştır. Aynı dönemlerde çektiği fotoğraflara S.W. diye imza atan ve bu nedenle de Sigmund Weinberg’le karıştırılan kişinin de W. Sander olduğu tespit edilmiştir.[38]

Osmanlı arşivinde Türk sinema tarihine dair araştırma yaparken tesadüfen bulduğumuz 1923 yılına ait bir belge, Weinberg’in o yıllardaki durumunu ortaya koyması bakımından önemlidir.[39] Weinberg’in “harp kazanç vergisi”nden muaf tutulmasının talep edildiği bu belge, 20 Kasım 1923 tarihinde İstanbul’daki Romanya Elçiliği’nden İstanbul Murahhaslığı’na gönderilmiştir. Murahhaslık da elçilikten gelen bu belgeyi, bir üst yazıyla beraber Hariciye Vekâleti’ne iletmiştir. 20 Kasım 1923 tarihinin önemi üzerinde durmak gerekir. 2 Ekim’de, yaklaşık beş senelik bir işgal döneminden sonra, Türk ordusu İstanbul’a girmiş, 29 Ekim’de ise Cumhuriyet ilân edilmiştir. Yani bu belge Türk ordusunun İstanbul’a girişinden yaklaşık elli gün, Cumhuriyet’in ilânından ise sadece üç hafta sonrasına aittir.[40] Romanya Elçiliği’nin gönderdiği resmi yazıda Sigmund Weinberg ile ilgili olarak “…harp boyunca Türk askeri yetkililer tarafından çoğu kez sinemasına el konulduğu görülmektedir. Kendisi tutsak olarak Galiçya’ya götürülmüş ve 30 yıldan fazla bir zamandır Konstantinapol’deki işletmesini kapalı tutmak zorunda bırakılmıştır. Buna ek olarak, bir başka deyişle, Sayın Weinberg yabancı bir kişi olması nedeniyle böyle bir vergi ödemeye tabi tutulamaz.” denilmektedir.

Bu belgede geçen, Türk yetkililerin Weinberg’in sinemasına el koyduğu, onun “Galiçya Cephesi’ne zorla gönderildiği” ve “30 yıldır İstanbul’daki işletmesini kapalı tutmak zorunda kalması” gibi ifadeler, elimizdeki bilgilerle çelişmektedir. Romanya Elçiliği gönderdiği bu yazıda gerçek olmayan bilgilere yer vererek, onun savaş döneminde kazanç elde etmediği iddialarını güçlendirmek istemiş olabilir. Tabii bu “harp kazanç vergisi” ödememek amacıyla yapılmaktadır. Weinberg, ülkesi Romanya’ya karşı Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında savaşa girmesi, üstelik aslen Galiçyalı olduğu konusunda Özuyar’ın verdiği bilgiyi doğru kabul edersek, doğduğu bölgeye Osmanlı ordusunun emrinde gitmesini elçilik yetkililerine “zorla gönderildim” diye açıklamış olma ihtimali, belgede geçen “Kendisi tutsak olarak Galiçya’ya götürülmüş…” ifadelerinin izahı kabul edilebilir. Weinberg’in “harp kazanç vergisi”nden muaf tutulma talebinin nasıl karşılık bulduğuna dair şimdilik elimizde bir belge yoktur.

Weinberg’in 1920’li yıllarda neler yaptığına dair iki önemli gazete ilânı vardır. Bunlar “Annuaire Oriental” adlı gazetede farklı tarihlerde çıkan iki ilândır. Her iki ilânda da Weinberg’in İstiklal Caddesi’ndeki işyerinde fotoğraf, film ve gramofon malzemeleri sattığı yazılmaktadır. İlki 1927’de, diğeri ise 1929’da yayınlanmıştır.[41] Evren aynı çalışmasında Weinberg’in ülkemizdeki son ilânını da 1930’lu yılların başında verdiğini yazmaktadır.[42] 

Weinberg’in eğer yaşadıysa 1930’lardan itibaren neler yaptığı ve ne zaman öldüğü hâlâ meçhuldür.[43] Ankara’daki Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Romanya Elçiliği ve İstanbul’daki o döneme ait belgelerin araştırılmasıyla Weinberg hakkında daha geniş bilgi edinmek mümkün olacaktır.

 

KAYNAKÇA

Kitaplar

Yalçın Durmuş vd., Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Cilt: 2 (Ankara: AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, 2005).

Burçak Evren, Sigmund Weinberg: Türkiye’ye Sinemayı Getiren Adam (İstanbul: Milliyet Yayınları, 1995).

Alim Şerif Onaran, Türk Sineması, Cilt:1 (Ankara: Kitle Yayınları, 1999).  

Agâh Özgüç,, Başlangıcından Bugüne Türk Sinemasında İlk’ler (İstanbul: Yılmaz Yayınları, 1990).

Ali Özuyar, Devlet-i Aliyye’de Sinema (Ankara: De Ki Basım Yayım, 2007).

Giovanni Scognamillo, “Türk Sineması: Başlangıcından Bugüne”, Hayal Perdesi, Sayı:18, Eylül-Ekim 2010; Bianco e Nero/Beyaz ve Siyah, Sayı: 5-6, Mayıs-Haziran 1952.

Giovanni Scognamillo, Türk Sineması Tarihi 1896-1959, Cilt: 1(İstanbul: Metis Yayınları, 1990).

Seda Bayındır Uluskan, Atatürk’ün Sosyal ve Kültürel Politikaları (Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2010).

 

Makaleler

Özde Çeliktemel-Thomen, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Sinema ve Propaganda (1908-1922)”, Kurgu Online International Journal of Communication Studies, vol.2, June 2010, s. 4; http://www.kurgu.anadolu.edu.tr/dosyalar/22.pdf  (Erişim Tarihi: 23.11.2010).

Hakan Aydın, “Sinemanın Taşrada Gelişim Süreci: Konya’da İlk Sinemalar ve Gösterilen Filmler (1910–1950)”, s. 61; http://www.sosyalbil.selcuk.edu.tr/sos_mak/makaleler/Hakan%20AYDIN/AYDIN,%20HAKAN.pdf (Erişim Tarihi:  31.10.2010)..

 

Arşiv Belgesi

Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Hariciye Nezareti İstanbul Murahhaslığı (HR. İM.), Dosya No: 89/23, Tarih: 20.11.1923.

 

 

 


[1] Behzat Üsdiken, “Sigmund Weinberg Olayı ve Türkiye’de Sinemanın Başlangıcı”, Antrakt, Eylül 1997, Aktaran: Ali Özuyar, Devlet-i Aliyye’de Sinema (Ankara: De Ki Basım Yayım, 2007), s. 41-42.

[2] Giovanni Scognamillo, Türk Sineması Tarihi 1896-1959, Cilt: 1 (İstanbul: Metis Yayınları, 1990), s. 19; Agâh Özgüç, Başlangıcından Bugüne Türk Sinemasında İlk’ler (İstanbul: Yılmaz Yayınları, 1990), s. 8; Özuyar, s. 35.

[3] Burçak Evren, Sigmund Weinberg: Türkiye’ye Sinemayı Getiren Adam (İstanbul: Milliyet Yayınları, 1995), s. 84.

[4] Scognamillo, s. 19.    

[5] Rakım Çalapala, Türkiye’de Filmcilik-Filmlerimiz (İstanbul: Yerli Film Yapanlar Cemiyeti, 1947), Aktaran: Giovanni Scognamillo, Türk Sineması Tarihi, s. 19.    

[6] Özuyar, s. 35.  

[7] Özgüç, s. 8.

[8] Özuyar, , s. 34.

[9] Özuyar, s. 35-36.  

[10] Seda Bayındır Uluskan, Atatürk’ün Sosyal ve Kültürel Politikaları (Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2010), s. 487.

[11] Özde Çeliktemel-Thomen, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Sinema ve Propaganda (1908-1922)”, Kurgu Online International Journal of Communication Studies, vol.2, June 2010, s. 4, http://www.kurgu.anadolu.edu.tr/dosyalar/22.pdf (Erişim Tarihi: 23.11.2010.

[12] Burçak Evren, Sigmund Weinberg: Türkiye’ye Sinemayı Getiren Adam (İstanbul: Milliyet Yayınları, 1995),

, s. 41.

[13] Bayındır Uluskan, s. 487.

[14] Evren, s. 44.

[15] Hakan Aydın, “Sinemanın Taşrada Gelişim Süreci: Konya’da İlk Sinemalar ve Gösterilen Filmler (1910-1950)”, s. 61.

[16] Evren, s. 51.

[17] Bayındır Uluskan, s. 487.

[18] Evren, s. 54.

[19] Giovanni Scognamillo, Türk Sineması Tarihi 1896-1959, Cilt: 1(İstanbul: Metis Yayınları, 1990), s. 20.    

[20] Evren, s. 54.

[21] Scognamillo, s. 20.    

[22] Evren, s. 54-55.

[23] Agâh Özgüç,, Başlangıcından Bugüne Türk Sinemasında İlk’ler (İstanbul: Yılmaz Yayınları, 1990), s. 8.

[24] Evren, s. 69.

[25] Bayındır Uluskan, s. 489.

[26] Alim Şerif Onaran, Türk Sineması, Cilt:1 (Ankara: Kitle Yayınları, 1999), s. 13.

[27] Ali Özuyar, Devlet-i Aliyye’de Sinema (Ankara: De Ki Basım Yayım, 2007), s. 36.

[28] Özuyar, s. 40-41.

[29] Özuyar, s. 41.

[30] Evren, s. 77.

[31] Scognamillo, s. 22.    

[32] Özuyar, s. 41.

[33] Özuyar, s. 42.

[34]  Onaran, s. 14.

[35] Evren, s. 76.

[36] Evren, s. 76.

[37] Giovanni Scognamillo, “Türk Sineması: Başlangıcından Bugüne”, Hayal Perdesi, Sayı:18, Eylül-Ekim 2010, s. 69; Bianco e Nero/Beyaz ve Siyah, Sayı: 5-6, Mayıs-Haziran 1952.

[38] Evren, s. 83-84.

[39] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Hariciye Nezareti İstanbul Murahhaslığı (HR. İM.), Dosya No: 89/23, Tarih: 20.11.1923. 

[40] Durmuş Yalçın vd., Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Cilt: 2 (Ankara: AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, 2005), s. 441.

[41] Evren, s. 79.

[42] Evren, s. 84.

[43] Scognamillo, Türk Sineması Tarihi, s.19.