Milli Müdhikemiz ve Komik Abdi Efendi
Belge May 30, 2016

Basit ve kaba zannedilen bir köylü bile etrafına hiçbir şeyden anlamazmış gibi bakar ve münasebette bulunduğu insanlarla lâkayd ve alâkasız konuşurken çok defa muhitindeki zayıf, eksik ve gülünç şeyleri ve şahısları kaçırmamıştır. Dehâsında müdhike mayası bulunan bir milletin komedisi elbette zayıf olamaz.

Milli Müdhikemiz[2] ve Komik Abdi Efendi[3]

 

Bizde tiyatronun diğer aksâmı[4] gibi (komedi) yani (müdhike) dahi sanat itibarıyla müterakki[5] değildir. Ancak sanat kisvesi altında terakki etmemiş[6] olan müdhike halkımızın cidden pek ince ve nâfiz[7] olan ruhunda o kadar tabii bir zarafet halinde yaşar ki alelade halk latifeleri bazen en yüksek komedi eserleriyle pekâlâ mukayese edilebilir. Hayat ve hâdisâtın[8] tuhaf  köşelerini bizim halkımız pek güzel sezer. Buna halk letâifinin[9] pek mebzûl[10] ve çok defa pek ince olması kuvvetli bir delildir. Lisanımızda söylenen, letâif kitaplarımızda pek azı mazbût[11] olup ağızdan ağza gezen ve geçen fıkralara, küçük hikâye ve latifelere dikkat edilirse görülür ki Türk zekâsı hemen her milletin, her memleketin zayıf ve komik noktalarını bulmuş ve bunları tiyatronun küçük bir numunesi veya tohumu demek olan bir fıkra, bir latife veya müdhik[12] bir mükâleme[13] şekline koymuştur.

 

Milli komedimizi eskiden beri en iyi temsil eden meddahlar, orta oyunları asrın sanat kaideleriyle[14] hiç münasebetdâr[15] olmadıkları halde halkın zeki ve müstehzî[16] tarzlarını ne büyük bir belâgatle[17] ifade ederler.

 

Bir meddah veya orta oyununda işitilip görülen taklitlere dikkat ediniz. Onlarda yalnız şive ve lehçe taklidi yoktur. Herhangi bir vaka münasebetiyle bi’l-farz[18] bir Arap’ın, bir Acemin, Çerkez, Kürt, Boşnak veya hangi vilayetli bir Türk, nihayet bir Yahudi, bir Rum, Ermeni veya Bulgar, hatta bir Frenk veya İngiliz gibi herhangi millet veya toprağa mensup birinin en bariz seciyelerini[19] ve en husûsi noksanlarını o taklitlerde mükemmelen görmek kâbildir.[20]

 

Orta oyununda bi’l-farz Yahudiye çıkan biri veya Yahudi dilinden taklit yapan bir meddah yalnız telaffuzu ve vaziyeti değil, bilhassa[21] bir Yahudinin hisâbilik,[22] menfaatperverlik,[23] hasislik, mizacgirlik[24] ve korkaklık gibi en bariz vasıflarını o kadar büyük bir muvaffakiyetle ifade eder ki insan önünde Yahudi ruhunu çır[ıl]çıplak görür. İşte bunun gibi halkın zekâsı önünden kaçmayan bütün bariz tuhaf husûsiyetleri meddahlarda ve orta oyunlarında toplanmış bulursunuz. Türk’ün zekâsı hakikaten ruha nâfiz ve zavâhirin[25] altındaki nevâkısı[26] röntgen şuâ‘ı[27] gibi görüp zapt etmek kudretini hâizdir.[28] Basit ve kaba zannedilen bir köylü bile etrafına hiçbir şeyden anlamazmış gibi bakar ve münasebette bulunduğu insanlarla lâkayd ve alâkasız konuşurken çok defa muhitindeki zayıf, eksik ve gülünç şeyleri ve şahısları kaçırmamıştır. Dehâsında müdhike mayası bulunan bir milletin komedisi elbette zayıf olamaz. Binâenaleyh[29] iddia edileilebilir [edilebilir] ki bizim milli müdhikemiz sanat kaidesi itibarıyla ibtidâî[30] oluşundan kat-ı nazar[31] ruh ve tabiat[32] nokta-i nazarından[33] çok ince ve çok müterakkidir.

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

 

[Latinize: Ayşe Yılmaz, Saliha Şahin ve Samime İnceoğlu]

 

[1] Mazi: Geçmiş.

[2] Müdhike: Komedi, güldürü.

[3] Abdi Efendi: Tam adı Komik-i Şehîr Abdürrezzak Efendi’dir. 1835-1914 yılları arasına yaşamış geleneksel gösteri sanatlarında ünlenmiş bir sanatkârdır.

[4] Aksâm: Kısımlar.

[5] Müterakki: İlerlemiş.

[6] Terakki etmek: İlerlemek.

[7] Nâfiz: Derinlikli, hissiyat sahibi.

[8] Hâdisât: Olaylar.

[9] Letâif: İncelikler, fıkralar. [Burada halkın mizah anlayışı kastedilmektedir.]

[10] Mebzûl: Bol.

[11] Mazbût: Kayda geçirilmiş.

[12] Müdhik: Komedi.

[13] Mükâleme: Konuşma. [Mükâlemenin burada bir tür şeklinde kullanıldığı ve parodi veya hiciv olduğu düşünülmektedir.]

[14] Kaide: Kural.

[15] Münasebetdâr: Uygun.

[16] Müstehzî: Alaycı.

[17] Belâgat: Düzgün ve yerinde konuşma sanatı.

[18] Bi’l-farz: Farzedelim.

[19] Seciye: Karakter, huy.

[20] Kâbil: Mümkün.

[21] Bilhassa: Özellikle.

[22] Hisabîlik: Cimriliğe denk derecede tutumlu olma.

[23] Menfaatperverlik: Çıkarcılık.

[24] Mizacgirlik: Keyfe göre hareket etme.

[25] Zavâhir: Görünüş.

[26] Nevâkıs: Eksikler, noksanlar.

[27] Şuâ‘: Işın.

[28] Hâiz: Sahip olma.

[29] Binâealeyh: Bununla beraber, bundan dolayı.

[30] İbtidâî: İlkel, başlangıç.

[31] Kat-ı nazar: Dikkate almama, saymama, göz ardı etme.

[32] İkinci ‘ye’ harfinin fazladan yazıldığı tahmin edilmektedir.

[33] Nokta-i nazar: Açısından, bakımından.