Bir Mutluluk Temaşası
Ayşe Adlı - İnceleme 03 Haziran 2016

İnsanoğlu hayatı boyunca bir mutluluk hikâyesi yazmak için uğraşır durur. Ancak eskiden çok kahramanlı bir hikâye olan mutluluk macerası, zamanla tek kişilik bir oyuna dönüşmüştür. Özgür Velioğlu’nun Türk filmlerinde mutluluğun izini süren çalışması bu dönüşümü açıkça gözler önüne serer...

 

 

İyi, tatmin edici bir hayatın delili nedir? Kalp huzuru, bol para, başarılı bir kariyer?.. Mutluluğa hangi yoldan yürümeli? Sadece kişiye göre değil, döneme göre de değişiyor bu sorunun cevabı. Özgür Velioğlu, geçirdiğimiz toplumsal değişimi ve mutluluğa yüklenen anlamı, Türk filmleri üzerinden takip etmiş Agora Kitaplığı’ndan çıkan çalışmasında.

 

Kitap, Mutluğu Tanımlama Çabaları, Mutluluğu Anlama Çabaları, Mutluluk Araştırmaları, Mutlu Olduğumuzda Bize Ne Olur?, Yeni Dünya Düzeni ve Mutluluk, Din ve Mutluluk ana başlıklarından oluşuyor. Gündelik hayatımızda yaşadığımız ancak belki pek de farkında olmadığımız hızlı bir dönüşümü gözler önüne seriyor yazar. 60’lar ve 70’lere ait yapımlar doğulu, mütevazı bir toplumdan izler taşıyor. Dönüşüm, 80’lerde başlıyor. Mutluluğa götüreceği düşünülen vasıtalar ve aslına bakarsanız giderek daha büyük bir tutkuyla arzulanan mutluluk yavaş yavaş uzaklaşıyor ekranlardan…

 

Mutlu muyum? Mutsuzluk bu soruyla başlıyor. Stuart Mill, varlığından şüphe ediliyor olmasını mutsuzluğa delil kabul ediyor. Peki hayat boyu mutluluk mümkün mü? Bu sorunun cevabı da Eric Fromm’dan; ‘Yaşamın tek amacının mutluluk olarak görülmesi, asıl mutsuzluk sebebidir!’ Kişi, ancak düşüncesini kendi mutluluğunun dışında şeylere odaklarsa mutlu olabilir… Yüzlerce yıldır mutluluk kavramını tanımlamaya çalışan düşünürlerin geldiği nokta burası. Ancak insanoğlu kendi mutluluğunu avlama hayalinden vazgeçemiyor yine de. Araçlar değişse de amaç aynı kalıyor…

 

Mutluluğun Resmini Yapmaya Çalışan Türk Sineması kitabında yazar, 1960’lardan itibaren çekilen filmleri dönemler halinde ele alarak topluma nasıl bir mutluluk formülü sunulduğunu belirlemeye çalışıyor. İnsanlık hallerini anlatan sinemada bu kez mutluluğun izini sürüyor Velioğlu.

 

Sinema sadece bir eğlence vasıtası değil şüphesiz. Tüm toplumsal araçlar gibi beyaz perde de kitleleri yönlendirme ve şekillendirme gücünü uhdesinde barındırıyor. Yazar, bu kabulden hareketle, Türk sinemasının, özellikle 1960 ve 70’lerdeki Yeşilçam filmlerinin birçoğunun toplumun genç kesimini etkilediği ve gençlerin film karakterlerini rol model aldıklarını kaydediyor.

 

1960 ve 70’li yılların birçok filminde, o günlerde son derece doğal ve normal kabul edilen birliktelik, iyilik, hayırseverlik, yardımseverlik gibi değerler ön plandadır. Tek başına bir mutluluk yoktur kimsenin aklında. Bunun mümkün olduğuna da inanılmaz. 1975 yılı yapımı Beş Milyoncuk Borç Verir Misin bu kapsamda ele alınabilecek filmlerdendir. Baş rollerinde Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın yer aldığı filmde iki yoksul arkadaş piyangodan büyük ikramiye kazanır. Kaybettikleri bileti uzun maceralar sonucu tekrar elde ederler. Ancak kurnaz bir müteahhit yaşadıkları mahalledeki mütevazı evlerin yerine apartman dikmek için harekete geçmiştir. Mahalleli ya kaptırdıkları senetleri ödeyecek ya da evlerinden olacaktır. Filmin mesajı burada devreye girer. İki kafadar kendi istikballeri ile komşularının saadeti arasında bir tercih yapar. Başkalarının mutsuzluğuna rağmen bir gelecek inşa edilemez zira. Bir gece her kapıya gerektiği kadar parayı bırakır ve yollarına devam ederler... Geleneksel toplum modeline ve değer sistemine 1963 yapımı Zoraki Milyoner, 1966 yapımı Boyacı ve daha pek çok örnek sıralanabilir.

 

70’li yılların sonundan itibaren ülke dışa açılmaya başlamış, değerler sistemi de bu değişiklikten nasibini almıştır. Özal’lı liberalizm yıllarında toplum yepyeni bir yola girer. Amaç aynıdır, fakat ona ulaşmak için kullanılan vasıtalar hayli değişmiştir.

 

Velioğlu’na göre 1976 yapımı Güngörmüşler, içerik olarak 80’li yılların dünya görüşüyle ilgili ipuçları vermesi açısından bir geçiş filmi özelliği gösterir. Filmin başkahramanı Murat, para ile sevdiği kız arasında bir tercih yapması gerektiğinde, seçimini paradan yana kullanır. Filmde Murat birkaç kez sevdiği kıza hayatta gerçek mutluluğun paradan geçmediğini söyler ancak film boyunca önemli olan şeyin para olduğu düşüncesi egemendir.

 

1982 yapımı Görgüsüzler filminde parasız mutluluk olmayacağı, paranın gerek şans oyunları yoluyla, gerekse evlilik yoluyla, nasıl elde edildiğinin önemi olmadan sadece elde edilmesi gerektiği sürekli vurgulanır. Görgüsüzler, işlediği konu itibarıyla paranın güç kazanmaya başladığı bir ortamda asıl önemli olanın dostluk, aşk, mutluluk gibi değerler olmasını öğütleyen önceki dönem Türk filmlerinden ayrılır. Ancak senaristler, filmin sonunda aşkın kazanmasıyla o değerlerin hala geçerliliğini koruduğu mesajını vermeyi de ihmal etmez.

 

1984 yapımı Namuslu, 1980 tarihli Banker Bilo, yine aynı yıl vizyona giren Devlet Kuşu ve 1982 yapımı Dolap Beygiri 80 sonrası dönüşmeye başlayan Türkiye hakkında önemli ipuçları içeren filmlerden ilk göze çarpanlar olarak kabul edilebilir. Yazara göre bu yapımlar materyalist ve pragmatik yeni dünya düzenine adaptasyonun gerçekleşmiş olduğunu göstermektedir.

 

80’li yıllarla birlikte arkadaşlık, dostluk, yardımlaşma, aile bütünlüğü gibi kavramların yerini; para, güç, mevki sahibi olma, bireycilik almıştır. Bu çıkarcı, materyalist ve pragmatist yaklaşım 1990’lı yıllarla birlikte tamamen yüzeye çıkar.

 

Özellikle 1970’li yıllara ait aile temalı güldürü filmlerinde ailenin parçalanmaz bir bütün olduğu ve parçalanması durumunda mutluluğun yakalanamayacağı teması vurgulanır.  Orhan Elmas’ın 1978’de çektiği Neşeli Günler bunun en güzel özelliklerinden biridir. Dönem filmlerinde para, aile bütünlüğünün yanında önemsiz bir şeydir. Bireyin zaman içinde aileden sıyrılıp yalnızlaştığı, bu seyir içinde kendi çıkarlarının her şeyin önüne geçtiği Türk filmlerinde ele alınan senaryolar üzerinden rahatlıkla takip edilebilmektedir.

 

1960 ve 70’li yıllarda aşkın yanında paranın önemsizliği vurgulanır. Son derece romantik, basit ve çıkarsızdır mesaj; aşkın birleştirdiği kişiler aile kurarak toplumsal bütünlüğü devam ettirmelidir. İki gönlün bir olması tüm zorlukların üstesinden gelmeye yetecektir. Çok değil 20 yıl kadar sonra, 90’larda ise aşkı mutsuzluk kaynağı olarak görürüz. İlişki çatışmayı simgelemektedir. Âşık, yaşadığı ilişki yüzünden ağır bunalımlar geçirir. Ve ufukta mutluluğa dair bir umut göremez… Velioğlu, hikâyenin devamında, 2000’li yıllarda aşkın pragmatist materyalist dünyanın bir öğesine dönüştüğüne işaret eder. Aşk, kimi zaman paparazzi programlarına, kimi zaman zengin olma hayallerine, kimi zaman da iş ilişkilerini yürütmenin bir nesnesi olarak tektaş bir pırlanta yüzüğe evrilerek zamana ayak uydurur...

Mutluluğun Resmini Yapmaya Çalışan Türk Sineması

Özgür Velioğlu

Agora Kitaplığı

248 sayfa