Tezgâhta Konuşulanlar-1
Yorum June 06, 2016

Rasathane Film ekibinden yönetmen Murat Pay ile Ali Fidan’ın “Belgesel Filmde “Gerçek”, “Gerçeklik” ve “Hakikat” Algısı Üzerine” düşündükleri bir sohbet.

 

 “Belgesel film, seçilmiş zaman parçalarından dikilmiş bir elbisedir.”

 Murat Pay: Belgeselin ham maddesi “gerçek”tir diye bir düşünce mevcut. Ancak “gerçek”i ham madde kabul ettiğimizde belgesele fazla ve orantısız bir anlam yükleme tehlikesiyle karşılaşıyoruz. Bu durumda, kurmaca film için de geçerli olan bir soru yeniden gündeme geliyor: Gerçek nedir?

 

Ali Fidan: Öyleyse öncelikli olarak “gerçek”i sınırlandırmamız, yani belirli kıstaslara göre tanımlamamız gerekiyor.

 

Pay: Tabii böyle bir çabaya girişirken daha en başta “gerçek” ve “gerçeklik” kavramlarını birbirinden ayırmamız lazım. Çünkü “gerçeklik” dediğimiz şey Türkçede yer yer “hakikat” kavramı ile yakın anlamlarda kullanılıyor. Sinemada, gerçek parçalarından oluşup bir anlam kuran yapıya “gerçeklik” diyoruz. Yani “gerçek”lerden oluşan, “gerçek”lerle inşa edilen veya “gerçek” merdivenleriyle varılan yere “gerçeklik” diyoruz. “Gerçek nedir?” sorusunun cevabını verirken aynı zamanda başka bir soru da kendiliğinden tartışmaya açılıyor: “Belgesel film şu anda bizim için ne ifade ediyor?” Belgesel filmden veya “gerçek”ten bahsettiğimizde, tecrübe itibariyle söylüyorum, hayatın dışında duran, hayata temas etmeyen parçalardan bahsetmiyoruz. Tam tersine, beş duyumuzla muhatap olduğumuz tecrübe alanının bizzat kendisini kastediyoruz. Zaten belgeselin “belge” özelliği biraz da buradan kaynaklanıyor. Ama belgesel, bir gözün, bir bakışın ya da diğer bir ifadeyle bir yorumun neticesi; esasında ister istemez o gözün, o bakışın veya o yorumun bir ürünü. Dolayısıyla saf bir “gerçek”ten hiçbir zaman söz edemiyoruz.

 

Fidan: Bugünkü mânâda belgesel için fotoğrafın evrimleşmiş halidir diyebiliriz belki de. Çünkü her ikisi de kendi gerçekliğini muhatabına dayatarak sunuyor. Ele aldığı gerçeği, yani kendi süzgecinden geçirerek yorumladığı gerçeği bir tahakküm unsuru olarak kullanıyor. Ya da daha ileri gidecek olursak, belgesel sinema için, zaten halihazırda var olan kendi gerçekliğini meşrulaştırma silahıdır diyebiliriz. Eğer mutlak bir gerçeklik mümkün değildir diyorsak hem “saf bir gerçeklik”in ne olduğunu veya mümkün olup olamayacağını hem de belgesel sinemanın esasında ne olduğunu yeniden tartışma zeminine çekmemiz gerekiyor.

 

Pay: Belgesel ile fotoğraf arasındaki ilişki müstakil konuşmaya değer bir konu. Ancak fotoğrafın kurduğu ya da kurma potansiyeli taşıdığı o tahakküm edici tavrın benzerini belgesel film kendi bünyesinde inşa edebiliyor. Öyle ki “Bu perdede mutlak anlamda itaat etmeniz gereken bir gerçeklik var.” şeklinde gizlenmiş bir iddia ortaya atabiliyor. Kabul edilse de edilmese de belgesel filmle uğraşan herkesin aşağı yukarı buna benzer bir psikolojisi vardır. “Ben zaten yaptığım iş itibariyle en sahici olanı yakalıyorum.” gibi bir iddia. Esasında sorun, yapılanın “gerçek” olmadığını, tam tersine “gerçek”in bozundurulmuş bir hali olduğunu ifade etmemekten kaynaklanıyor. Bu itiraf gerçekleşmediği takdirde belgesel film tehlikeli bir alana dönüşüyor. Belgesel filmi kurmaca filmden ayıramaz hale geliyoruz. Ayırmamız zaten mümkün değil ama aradaki yorum farkının hakkını vermek adına belgesel filmin gerçek olduğu iddiasından vazgeçmesi gerekli gözüküyor. Aksi takdirde ortaya çıkan gerçek olma iddiaları bir gerçeklik’e doğru evriliyor, son raddede tartışmasız bir hakikat olma iddiasına varıyor. Bir yanlışlar silsilesi uzayıp gidiyor.

 

Fidan: “Belgesel” kelimesinin kendisi bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor aslında. “Belge” film demiyoruz, “belgesel” film demeyi tercih ediyoruz. Benzer bir şekilde, yine İngilizce literatürde “document” değil “documentary” demek tercih ediliyor. Yani doğrudan belge olma iddiası taşımıyor bu yapılan.

 

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.