Bir Kartpostalın Hikâyesi
Barış Saydam - Makale August 10, 2016

Muhsin Ertuğrul’un rolüne girmek amacıyla yaptığı radikal hamlesini ilk öğrenen Sedat Simavi olur. Lebon Pastanesi’nde Simavi ile Ertuğrul oturmaktadır. Ertuğrul’un fesini çıkarmasıyla birlikte saçlarını görür görmez Simavi öyle bir bağırır ki, tüm pastane dönüp ikiliye bakar.

 

 

1916 yılının sonlarına doğru Muhsin Ertuğrul Almanya’daki incelemelerine ara vererek İstanbul’a döner. Döndüğünde ise Darülbedayi’de beklentilerinin ötesinde bir tepki ile karşılaşır. Çoğunluk Ertuğrul’un Darülbedayi’ye dönüşünden mutludur. Herkes onun Almanya’daki gözlemlerini dinlemek için büyük bir heyecan içerisindedir. Sanatçının Darülbedayi’ye gelişiyle birlikte ondan Bir Çiçek İki Böcek isimli oyunu sahnelemesi ve oyunda başrolü oynaması istenir. Robert de Flers, Gaston de Gaillavet ve Etienne Réne’nin La Belle Avanture adlı eserinden Tahsin Nahit’in uyarladığı oyunu, 25 Ocak 1917’de, İstanbul’a dönüşünden bir ay sonra Muhsin Ertuğrul Darülbedayi’de sergiler.

 

Kendisine yönelik her şey olumluyken, yakın arkadaşlarından biri olan Halit Fahri Ozansoy’daki değişim Ertuğrul’un dikkatini çeker. Halit Fahri Darülbedayi’de öğrenciliğe giriş sınavlarında oyunculuk anlamında en başarısız kişilerden biridir. Bunu bilmesine rağmen her zaman Halit Fahri’nin yanında duran Ertuğrul ondaki değişimi sorgulamaya başlar. Kısa süre sonra Halit Fahri’deki değişimin nedeni ortaya çıkar. Baykuş isminde bir manzum piyes yazmıştır. Halit Fahri hatıratında piyesin çıkış sürecini şu şekilde anlatır: “Hakkı Tahsin’le beraber, yine bir akşam, Osmanbey’de Raif Paşa apartmanına gitmek üzere Valideçeşmesi’nde o tarihte gene beraber oturduğumuz evden çıkmış, Maçka kışlasına doğru çıkan yokuşu tırmanıyorduk. Karanlık bir geceydi. Üstelik yağmur da çiselemeye başlamıştı. Evden çıkalı galiba hiç lâkırdı etmemiştik. Çünkü o gün harbe dair üzüntülü haberler işitmiş, şehirde birçok ıstıraplı levhalarla karşılaşmıştık. Bunun için ikimizde ruhumuza eğilmiş, ruhumuzun hüznünü dinliyorduk. İşte tam bu esnada, Maçka kışlasının karşısındaki kahvenin bahçesinde bir ağacın üstünden sert bir kanat sesi duyuldu ve arkasından acı acı bir baykuş öttü. Ben ürpererek durdum ve yanımda Hakkı'nın da böyle bir hareketini sezer gibi oldum. Galiba bir şey söyleyecekti. Fakat baykuş bir daha öttü. O zaman arkadaşıma gayriihtiyarî: -Sus! Karanlıkta baykuş öttü yine! dedim. Sonra sinirli bir gülüşle bir şey fısıldadım. Galiba: -Tuhaf! Aruzla konuşuyoruz, dedim. İşte Baykuş'un ilk mısraı böyle doğdu.”[1]

 

Muhsin Ertuğrul Halit Fahri’nin piyesini görür görmez onun önemini fark eder. İlk defa içlerinden birisi özgün bir piyes hazırlamıştır. Baykuş, Darülbedayi’nin sahneleyeceği ilk özgün eser olma özelliğine sahiptir. Ancak Halit Fahri’nin işi hiç de kolay değildir. Genç yaşına karşın yazdığı piyesi her biri kendi alanında söz sahibi olan, ismi ve sosyal statüsü güçlü, karar mercilerinde söz sahibi olan Edebi Kurul’a okuması, oradan icazet alması gerekir. Bu, o yaşta biri için oldukça zor bir sınavdır. Kaldı ki, Halit Fahri herkesin yeteneğini hor gördüğü, eleştirdiği ve Darülbedayi’de hakkında en çok dedikodu yapılan isimlerin başında gelir. Bütün bunlara rağmen, Edebi Kurul’dan piyes geçer not alır. Edebi Kurul piyese onay verse de, piyesin sahnelenmesi için bir tarih yoktur ortada. Fakat Muhsin Ertuğrul’un çabalarıyla piyesin bir an evvel sahnelenmesi kararlaştırılır. Piyesi sahneleyecek ve başrolü oynayacak kişi de Muhsin Ertuğrul’dur. Vakit geçirmeden Baykuş’un oyuncu kadrosu hazırlanır. Rol dağılımı şu şekildedir: İhtiyar Baba’yı Muhsin Ertuğrul, Derviş’i Raşit Rıza Samako, Hasta Çocuk’u Ahmet Muvahhit, Ayşe’yi Eliza Binemeciyan, Nine’yi Adriyen Hanım, Perilerin Melikesi’ni Sara Mannik, Köylü’yü de İsmail Galip Arcan oynayacaktır.

 

Dekorları çizen Muhsin Ertuğrul, dekorların uygulaması için İtalyan Izola Bella’yla, sahne müziği için de maestro Radeglia’yla anlaşır. Provalar Şehzadebaşı’ndaki Letafet Apartmanı’nda başlar. Daha sonra Tepebaşı Tiyatrosu’nda devam eder. Ancak provalar sırasında hiç hesapta olmayan bir sorunla karşılaşırlar. Ertuğrul’un oynadığı karakter piyesin sonunda yere düşmektedir. Oyuncu yere düşünce doğal olarak fesi de yere yuvarlanmakta ve fesin altında kendi gür saçları gözükmektedir. Bu sorunu aşmak için her şeyi dener Ertuğrul, ama hiçbir deneme sonucu değiştirmez. Sedat Simavi ve İ. Galip Arcan, seyircinin oyunun finalinde buna dikkat etmeyeceğini, etse de bunun seyircinin fikrini değiştirecek kadar önemli bir şey olmayacağını savunurlar. Arkadaşlarının söyledikleri nafiledir. Ertuğrul sorunu çözmekte kararlıdır. Sonunda radikal bir çözüm bulur. Bir berbere giderek saçlarını oynadığı yaşlı adamın saçları gibi kestirir. Hatıratında bu olayı şöyle anlatır:“Piyesin sonunda yere düştüğüm zaman başımdan fesim ve sarık gibi sarılan yemenim bir yana fırlıyor; kendi saçımla başım, ihtiyar görünümümü yalanlıyordu. Bunu inandırıcı bir duruma sokmak için başımın ortasındaki saçları, dökülmüş saç gibi usturayla kestirmeye karar verdim. Berbere giderek saçlarımı, yaşlıların dökülmüş saçları tarzında kazıttım.”[2]

 

Muhsin Ertuğrul’un rolüne girmek amacıyla yaptığı radikal hamlesini ilk öğrenen ise Sedat Simavi olur. Lebon Pastanesi’nde Simavi ile Ertuğrul oturmaktadır. Ertuğrul’un fesini çıkarmasıyla birlikte saçlarını görür görmez Simavi öyle bir bağırır ki, tüm pastane dönüp ikiliye bakar. Simavi büyük bir öfkeyle, “sen sahiden delisin Muhsin, bu kadarı çılgınlık, sen aklını kaçırmışsın” diye bağırır.

 

İlk Gösterim

 

Geceli gündüzlü yoğun bir çalışmadan sonra Baykuş ilk defa 28 Şubat 1917’de Tepebaşı Kışlık Tiyatrosu’nda gazeteci, yazar ve sanatçılardan oluşan özel bir gruba karşı bir ön gösterim yapar. Oyun son derece iyi bir tepki alır. Herkes büyük bir merak ve heyecan duygusuyla oyunu takip eder. Tam bir başarı kazanılmışken… Birden salonun arkalarından yarı Türkçe yarı Fransızca bir ses yükselir: “Berbat bir oyun! Berbat bir oyun!” Tepkiyi gösteren kişi Yahya Kemal’den başkası değildir. Hem Halit Fahri’yle hem de Muhsin Ertuğrul’la arkadaş olan, onlarla birlikte kimi zaman birlikte vakit geçiren Kemal’in tepkisine karşın, ön gösterim oldukça iyi geçer. Eleştirmenlerden geçer not alan oyunun artık halka açık gösterim yapması beklenmektedir. Tarih 2 Mart 1917’yi gösterdiğinde, ilk gösterim için salon hınca hınç doludur. Seyirciler arasında baş locada Veliaht Abdülmecid Efendi de vardır. Herkes büyük heyecan içinde, oyun sonrasında özellikle de Abdülmecid Efendi’nin vereceği tepkiyi merakla beklemektedir.

 

Ön gösterimde olduğu gibi oyunun galasında da final anında herkes nefesini tutar. Muhsin Ertuğrul’un büyüleyici performansı ve etkileyici makyajıyla final anını seyirci de büyük bir gerilim içerisinde takip eder. Oyun sona erer; Ertuğrul rol icabı sahneye düşmüş, fesi yerde yuvarlanmıştır ama seyirciler arasında hiçbir hareket yoktur. Herkes buz keser. Yaşadıkları anın yoğunluğundan dolayı kimse oyunun bittiğini anlayamamış, bir reaksiyon gösterememiştir. En sonunda perde inmeye başlar ve büyük bir alkış tufanı kopar. Herkes ayaktadır. Seyirciler şimdiye kadar izledikleri en sahici oyun olduğunu haykırırlar. Abdülmecid Efendi de yerinden kalkarak alkışlarıyla seyirciye katılmakta, oyunculara takdirlerini sunmaktadır.

 

Abdülmecid Efendi’nin Daveti

 

Oyun, Muhsin Ertuğrul ve Darülbedayi’nin beklemediği kadar iyi tepkiler alır. Hatta bu başarıdan sonra Ertuğrul’un on lira olan maaşına iki lira daha zam yapılır. Ama oyunun yankısı bununla sınırlı değildir. Gösteriden birkaç gün sonra Edebi Kurul üyelerinden Münir Nigâr Bey, Abdülmecid Efendi’nin oyunu çok beğendiğini ve bizzat kendileriyle tanışmak için Bağlarbaşı’ndaki köşküne davet ettiğini söyler. İkili köşke giderek Abdülmecid Efendi’nin huzuruna çıkar. Abdülmecid Efendi ikiliyi tebrik ettikten sonra gözleri oyundaki ihtiyar babayı oynayan oyuncuyu arar. Merakla Muhsin Ertuğrul’a dönerek oyundaki oyuncuyu sorar. Abdülmecid Efendi yaşlı adamın yüzünden, ifadesinden ve duruşundan çok etkilenmiştir. Onun resmini çizmek için ekibi köşke davet etmiş, ancak oyuncuyu karşısında göremeyince hayal kırıklığına uğramıştır. Ertuğrul uzun süre sahnedeki yaşlı ihtiyarın kendisi olduğunu, makyajla kendisini yaşlandırdığını söylese de Abdülmecid Efendi’ye söylediklerini inandıramaz. Yirmi dört yaşında bir adamın yaşlı bir ihtiyara dönüşemeyeceğini düşünen Abdülmecid Efendi ısrarcıdır. En sonunda Muhsin Ertuğrul bir çözüm önerisinde bulunur. Yeniden aynı makyajı yapacak, makyajlı hâliyle fotoğraf çektirecek ve fotoğrafı Abdülmecid Efendi’ye verecektir.

 

Ertesi gün Muhsin Ertuğrul arkadaşı Sedat Simavi ile birlikte Beyoğlu’nda dönemin en önemli fotoğrafçılarından Sebah et Joaillier’e gider. Üç farklı poz çekilir Ertuğrul. Fotoğraflar çekildikten sonra Simavi fotoğraflardan kartpostal basılması için Almanya’ya gönderir. Her fotoğraftan bin adet kartpostal basılır. Bu kartpostallar, bugün Muhsin Ertuğrul’la ilgili pek çok yerde karşımıza çıkan klasikleşmiş kartpostallardır.

 

 

Kaynakça:

  • Çelik, Ayşegül. Ölmeyi Bilen Adam Muhsin Ertuğrul. İstanbul: Can Yayınları, 2013.
  • Ertuğrul, Muhsin. Benden Sonra Tufan Olmasın!. İstanbul: Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Yayınları, 1989.
  • Ertuğrul, Muhsin. Gerçeklerin Düşleri. İstanbul: Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Yayınları, 1993.
  • Nutku, Özdemir. Darülbedayi’nin Elli Yılı. Ankara: Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, 1969.
  • Ozansoy, Halit Fahri. Darülbedayi Devrinin Eski Günlerinde. İstanbul: Ak Kitabevi, 1964.
  • Sevinçli, Efdal. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Sinema’dan Tiyatro’ya Muhsin Ertuğrul. İstanbul: Broy Yayınları, 1987.

 

 

                                           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Türk Tiyatrosu

Tarih-i tesisi 6 Temmuz sene [1]337[3]

Şehzadebaşı Ferah Tiyatrosu

Kış Temsilleri

Baykuş

Manzum Masal 3 Perde

Müellifi: Halit Fahri Bey

10 Teşrîn-i sânî[4] Perşembe[5] günü akşamı saat 9 buçukta

ve

11 Teşrîn-i sânî Cuma günü gündüz 2 buçukta

Hanım ve Beylere birlikte

 

Pul üzerinde yazanlar:

[Abdülhamid’in mührü]

Deux Paras Droit Fixe

Damga-i[6] Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye

Rusûm-ı maktûa[7]

2 paradır

Latinize: Ayşe Yılmaz

 

 

Not: Bu yazı daha önce Arka Kapak degisinin Nisan sayısında yayınlanmıştır.

 

 

[1] Halit Fahri Ozansoy, Darülbedayi Devrinin Eski Günlerinde, İstanbul: Ak Kitabevi, 1964, s. 63.

[2] Muhsin Ertuğrul, Benden Sonra Tufan Olmasın!. İstanbul: Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Yayınları, 1989, s. 225.

[3] 06 Temmuz 1921

[4] Kasım

[5] Metinde “Pençşembe” şeklinde geçmektedir.

[6] Metinde “Tamga” şeklinde geçmektedir.

[7] Kesilmiş vergiler