Özgürlüğe Kaçış: Umut Savaştan Büyüktür
Hilal Turan - Söyleşi December 19, 2016

O gün yılbaşı arifesiydi, insanlar evlerinde tatil hazırlıkları yaparken biz ekibimizle savaş bölgesine gidiyorduk, bölgenin tekinsiz sokaklarını aşıp İHH kampına ulaşana kadar pek çok köşeden geçtik. Hayatımın pek çok anı beni takip etti diyebilirim.

Suriye krizi, yaşamlarını kaybeden yahut yerlerinden edilerek göç etmeye mahkum bırakılan milyonlarca insanla, halen açık bir yara gibi sızlamaya devam ediyor coğrafyamızda. Krizin ilk anından beri açık kapı politikası uygulayan ülkemiz dışında dünya kör, sağır, dilsiz bu öyküye… Yeni dünyanın “yersiz yurtsuz”larına adeta ikinci vatan olan ülkemizde yazılan kardeşlik destanını hafızaya alan yapımlar ise yok denecek kadar az. Kasım ayında 4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nde gösterilen Özgürlüğe Kaçış belgeseli ise bu açığı kapatacak, nitelikli bir çaba olarak öne çıkıyor. Suriyeli mültecilerin, Türkiye’deki durumunu ve umut öykülerini anlatan Özgürlüğe Kaçış belgeselini yönetmen Eray Demir, yapımcıları Aynelhayat ve Yasemin Demir ile konuştuk.

Özgürlüğe Kaçış belgeselinde bavullarına umutlarını alıp yola düşen Suriyelilerin öyküsüne odaklanıyorsunuz. Nasıl karar verdiniz bu filmi çekmeye? Nasıl başladı Özgürlüğe Kaçış’ın hikâyesi?

Aynelhayat: Suriye Savaşı 6. yılına giriyor. Suriyeli misafirlerimizin ise hepimizin hayatında ciddi bir yeri var artık. Belgesel fikrine karar vermeden önce bu duyguyla medyada bir tarama yaptık ve TV programları ve haber için hazırlanmış kısa videolar dışında ciddi bir Suriye belgeseli yapılmadığını gördük. Bu bizi çok üzdü. Gördük ki ne savaşı ne de savaşın izlerini silmeye çalışan ülkemizin ve halkımızın çabaları pek anlatılamıyor. Ülke olarak aslında çok şey yapıyoruz, üretiyoruz, mücadele ediyoruz fakat anlatamıyoruz, anlatacak enstrümanları kullanamıyoruz. Artık dünyada algılar görsel sanatlar üzerinden ilerliyor. Bu bizim için bir motivasyon oldu diyebilirim, 10 yıldır ürettiğimiz bütün işlerde olduğu gibi elimizi taşın altına koyduk ve ilk taslak fikrimizle projeyi geliştirmeye başladık. Şimdi belgeselimizi festival gösteriminde izleyenler; Suriyeliler için Türkiye’de gıda, barınma, eğitim, sağlık, kültür dahil her türlü imkânların sunulduğunu, bütün bu göç dalgası içinde ülke ve birey olarak ne kadar sağduyulu yaklaştığımızı görebildiler. Gelen tepkiler çok güzeldi. Bu bizi ziyadesiyle memnun ediyor.

Suriye krizinin yarattığı insani dram, içinde çok fazla hikâye barındırıyor aynı zamanda. Dünyanın kayıtsızlığının sebep olduğu yükü sırtında taşıyan her bir Suriyeli’den sevdiklerine, vatanlarına duyulan özlemin sızısıyla dolu hikâyeler dökülüyor. Özgürlüğe Kaçış̧’ta ise onlardan biri olan Ali Saho’yla başlıyor öykü. Sizi Ali Saho’yla buluşturan ne oldu? Bunca hikâye arasında onu size yakın hissettiren ve hikâyenin ana ekseni kılmanızı sağlayan neydi?

Eray Demir: Ali Saho’nun hikâyesini ilk dinlediğimizde, eşini ve 7 çocuğunu Ege Denizi’nde kaybetmesi sonrasında yaşadıkları, onun hayatının etrafında dönecek pek çok Suriyeli kardeşimizin hikâyesine dikkat kesilmemizi sağladı. Bir merkez nokta oldu bizim için ve böylece 2015 Aralık itibarıyla projeye başladık. Ali Saho’nun hikâyesi, adeta Suriyeli mültecilerin tüm hikâyelerinden bir iz taşıyordu… Göç dalgasını, yaşanan travmaları ve onlara bütün kapılarını açan, elindekileri onlarla paylaşan Türkiye’yi, onun hikâyesi üzerinden anlatmaya karar verdik.

(Eray Demir, Aynelhayat, Yasemin Demir, Halenur Çalışan Gürbüz)

Tüm dünya kapılarını kapatırken, açık kapı politikasıyla Suriyeli göçmenleri misafir eden tek ülke olduk. Siz de belgeselde başta kamplar olmak üzere mültecilere el uzatan STK’lardan mültecilerin kendilerine kadar pek çok kişiden görüş aldınız. Biraz çekim sürecinden bahsedebilir misiniz?

Yasemin Demir: Aslında bir tür olarak belgesel, görsel sanatlar içerisinde gerçeğin olduğu gibi görülebileceği bir yer. Ama bunu nasıl verdiğiniz çok önemli. Oluşturduğunuz görsel dil gerçeği ajite etmeden, sadece insanların ve olayların hakikatine yaklaştırmalı. Böylece izleyici fact/hakikat ile karşı karşıya kalıyor ve kararını devamını izlemekten yana kullanıyorsa başarılısınız demektir. Ekip olarak bunu başarmaya çalıştık. Röportaj yaptığımız aileler, çocuklar, kadınlar, sanatkarlar, askerler, bir zamanlar ülkesindeki hayatından uzakta ama güven içinde yaşayan bu insanlar hiç bir baskı altında kalmadan bizimle konuştular, hislerini ve savaş-ölüm-kayıp-aile gibi kavramları yeniden tanımladılar. Böylece her bir röportaj belgeselin kendi içine açılan bir pencere oldu. Kurumlar ve STK’lar bu aşamada bizim için 2. sıradaydı. Onların değerli çabalarını kameralarımızı onlara çevirerek göstermek istedik. AFAD, İHH ve Kızılay, Suriyeliler için yapılan her türlü yardım faaliyetinde başroldeler. Çok ciddi yatırımları ve destekleri var. Bunlardan bahsettik ve kurumların genel başkanlarından da röportajlar aldık. Ağırlığımız ise evvela mülteci kardeşlerimizden yana oldu, onlarla hissiyatları arasına hiç bir şeyin girmesine izin vermedik. Bu vesileyle bize kalplerinin ve hanelerinin kapılarını açan her kardeşimize teşekkür ederiz.

Belgesel çekimleri için kampları ziyaret ettiniz. Orada sizi en çok etkileyen ne oldu?

Yasemin Demir: Seçmek o kadar zor ki, hangisini söylemeliyim bilemiyorum. Ama en etkililerinden bir tanesini anlatabilirim. Suriye Azez bölgesinde İHH kampındaki bir röportaj beni çok etkilemişti, çocukları ve torunlarıyla birlikte bu kampta kalan bir baba, röportaj sırasında bu savaşı torunlarına anlatmasına gerek kalmayacağını çünkü bitmeyeceğini, artık sadece Allah’a sığındıklarını anlatmıştı. Kim bilir bunları söylerken neler düşündü… Bir de Suriyeli psikolog kardeşimizin umut dolu sözlerini de unutmak mümkün değil. İnşallah bu belgeselle herkesin vazgeçtiği, gözden çıkardığı bu insanlara umut olabiliriz. Bazen gerçeğin bizzat kendisi de umuttur, işte bunu yakalamak istedik.

Eray Demir: Sanırım en çok Suriye sınırını geçerken hissettiklerimi söyleyerek başlamalıyım. O gün yılbaşı arifesiydi, insanlar evlerinde tatil hazırlıkları yaparken biz ekibimizle savaş bölgesine gidiyorduk, bölgenin tekinsiz sokaklarını aşıp İHH kampına ulaşana kadar pek çok köşeden geçtik. Hayatımın pek çok anı beni takip etti diyebilirim. Bu yolculuk, başından sonuna kadar hem belgeselimiz hem de kişisel hayatlarımızda unutulmaz bir yer aldı. Ayrıca Rua’dan da bahsetmek isterim. Aslında planımızda Rua ile röportaj yoktu, annesi ve babasıyla birer kayıt almıştım. Ancak onu halı tezgahında ilk gördüğümde mutlaka ondan bir kaç söz duymak istedim, hislerini anlamak için. İyi ki yapmışım diyorum, bu an Rua’nın hayatında da bir baht dönüşümüne yol açtı. Röportajda anlattıkları onu yıllardır göremediği ablası ve yeğeniyle buluşturdu.

Belgeselde en çok etkileyen sahnelerden birinin kahramanı Rua’ydı. Onun gözyaşları hepimizin yüreğini burktu. Belgeselin galası Rua’nın da ailesiyle buluşmasına vesile oldu. Rua, uzun süredir ayrı olduğu ablası, eniştesi ve ilk kez gördüğü 2,5 yaşındaki Sadi Şerafettin adlı yeğeniyle bir araya geldi. Bize bunun öyküsünü anlatır mısınız? Nasıl gerçekleşebildi bu kavuşma?

Aynelhayat: Sevgili yönetmenimiz Eray’ında bahsettiği gibi Rua röportajı en etkileyici sahnelerden biriydi. İzleyip de ağlamamak mümkün değil sanırım. Savaşın en ağır izleri bir çocuğun ağzından ancak bu kadar plansız, doğaçlama çıkabilirdi. Bunu yansıtabildiğimiz için çok mutluyum. Zira belgeselimiz savaş yüzünden birbirinden ayrı düşen kardeşleri buluşturdu. Sayın Hanımefendi, Emine Erdoğan’ın desteğiyle Rua ve ailesini galamızda buluşturduk. Müthiş bir andı, Rua böyle bir buluşma beklemiyordu, ablasını, yeni doğmuş yeğenini ve eniştesini bir anda karşısında görmesi belki de savaş başladığından beri hayatındaki ilk büyük mutluluk olmuştu. Buna vesile olduğumuz için çok mutluyum. Umuyorum ki belgeselimiz daha nice güzelliklere vesile olur.

Grup Tillo’nun Umut Dolu Yarınlar şarkısında da olduğu gibi son derece trajik bir konuyu ele alsa da filme genellikle umut duygusu hakim. Bu derece hüzün yüklü bir konuyu umutla nasıl buluşturdunuz? Belgesel diline yansıtırken nelere dikkat ettiniz?

Eray Demir: Burada röportajlarımızda kullandığımız dil ve sorular çok etkili oldu. İnsanlara umuttan bahsederseniz bunu konuşmak isteyecekler. Çocuklarına, torunlarına savaşı değil, barışı, umudu, başlarına gelen güzellikleri anlatmak isteyecekler. Ve öyle de oldu, Türkiye’de güven ve imkânlar içerisinde geçirdikleri zamanı umuda hazırlık olarak gördüler ki bize umuttan bahsettiler. Özellikle gençler savaş psikolojisinden kurtulmanın farklı yollarını arıyorlardı. Müzik grupları kuranlar, bildiklerini kendinden küçüklere öğretmeye çalışanlar, eğitimine devam edenler ve evlenenler… Hayat devam ediyor ve hem kamplarda hem de dışarısında Suriyeli mülteciler maddi beklentileri olmaksızın evleniyorlar. Sevgi, aile, çocuk sahibi olmak, onlar için bir umut kaynağı olmuş. Hayata tutunmaya çalışan insanlar en büyük gücü yine insandan, birbirlerinden alıyorlar. İşte bu bir yönetmen olarak beni en çok etkileyen tarafı belgeselin. Ayrıca ülkemizin güzel insanları ve hoşgörüsü de ikinci bir umut kaynağı Suriyeliler için. Bunu çekim için gittiğimiz her şehirde hissettik. Misafirperverlik bizim genlerimizde var, Suriyeli kardeşlerimize bunu en güzel haliyle gösteriyoruz.

Belgeselin yapım sürecinden de bahsedebilir misiniz? Hangi kurumlardan destek gördünüz?

Yasemin Demir: Belgesel çekimleri kapsamında Türkiye’de İstanbul, İzmir, Hatay, Kilis, Antep, Urfa’daki barınma merkezlerinde ve halkın arasında yaşayan Suriyeli misafirlerimizin hayatlarına konuk olduk. Belgeselimizi, bu alanda yapılmış çalışmalardan ayıran ise savaşın tüm yıkıcılığıyla devam ettiği Suriye’ye girip durumu bir de oradan görmeyi başaran ilk yapım olması.

Yapım ekibi olarak 15 kişiydik ve 2 ay süren zorlu çekim koşullarını aşıp tamamladığımız belgeselde 45 kişiye mikrofon uzattık. Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak tüm dünyaya ulaştırabileceğimiz arşiv niteliğinde bir çalışma olmasına gayret ettik. Bu kapsamda çalışmamızı destekleyen T.C Başbakanlık Tanıtma Fonu’na ve bize kapılarını açan AFAD, Kızılay ve İHH ekiplerine de ayrıca teşekkür ediyoruz.

Türkiye en fazla mülteci barındıran ülke ama bunun dünyaya anlatamıyor gibiyiz? Bu konuda şimdiye kadar üretimin yapılmamasını neye bağlıyorsunuz? Siz yapım sürecinde herhangi bir zorluk yaşadınız mı?

Aynelhayat: Bir meselenin içinde yaşarken ondan bahsetmek, görmek, fark etmek çok zor oluyor bunu kabul etmek lazım bir kere. Ama imkânsız değil. Savaş biterse ve üzerinden zaman geçerse belki pek çok hikâye anlatılacak… Ama artık gündemin bir twitle değiştiği günümüzde önemli olan anı yakalamak, bir şeyler olurken, bitmeden evvel olan biteni anlatmak. İşte bu belgeselimizin en büyük zorluğu ve en büyük farkı diyebilirim. Biz ekip olarak insan hikâyelerinin peşinden gittik, “o an”lara odaklandık. Yapılanları, hisleri, hayalleri, hiç bir kurguya fırsat vermeden olduğu gibi yakalamaya gayret ettik ve çok şükür başardığımıza inanıyorum.

Filmin bundan sonraki gösterim planı nedir? İzleyicilerle nerede buluşacak?

Aynelhayat: 2017 İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek. Ayrıca TRT’de de izleyicilerle buluşacak. Belgeselimizin gösterim duyuruları, @OzgurlugeKacis_ twitter hesabımız üzerinden takip edilebilir.

KÜNYE

Yönetmen-Görüntü Yönetmeni: Eray Demir

Senaryo: Halenur Çalışan Gürbüz

Yapımcı: Aynelhayat Demir, Yasemı̇n Demir