Semra Sar: “Ben Daha Ölmedim”
Söyleşi February 11, 2017

Semra Sar’ın gazinolarda şarkıcılığı sinemaya tercih etmesi, film aleminde hakkında çok çeşitli dedikoduların yayılmasına ve sinema aleminde Semra Sar diye bir ismin kalmadığına ait söylentilerin çıkmasına sebep olur.

Artist, 6 Nisan 1965

Film çevirmek dert mi?

Geçen yıl için Semra Sar yılıydı denilebilir. Gerçekten de Semra’nın ani çıkışı hissedilmiş ve meslektaşlarını bir anda geride bırakmıştı. “Ağaç­lar Ayakta Ölür filmiyle sinema alemindeki yerini daha da sağlamlaş­tıran Semra’nın şansı şarkıcılığa başlayana dek yürümüştü. Ama şarkı­cılığa başlamasıyla birlikte Sar’ın sinemadaki şansının yavaş yavaş si­lindiği dedikoduları çevrede yankılar yaparak yayılıyor.

Ne derlerse desinler vız gelir. Hiç önemi yok benim için. Aldırmıyorum söylenenlere. Gülüp geçi­yorum. 4 yıllık sinema ha­yatında toleranslı olmayı öğrendim artık. Eskisi gi­bi kızmıyorum tenkitlere, üzülmüyorum.

Bunları söyleyen 22 ya­şında dal gibi ince bir genç kızdı. Sinemanın narin sanatçısı diyorlardı ona. Film alemine 4 yıl önce bir sinema dergisi­nin açtığı yarışma sonun­da katılmıştı.

Sessiz sedasız ama çok emin adımlarla ilerlemiş­ti başlangıçta. Oynadığı her filmde başarı hane­sindeki notlar biraz daha yükseliyordu.

Ağaçlar Ayakta Ölür isimli film ise onun sanat ha­yatının adeta muhteşem bir zirvesiydi.

Sonra dedikodular baş­lamıştı. Yıpratıcı aşk ma­ceralarının hikâyeleri doldurmuştu gazete ve dergi sütunlarını, önce bir pro­düktör adı duyulmuştu. Karanfillerin gölgesinde gelişen bir aşktı bu. Ama ömrü de bir karanfilinki kadar olmuştu, ne ya­zık ki. Sonra bir jön gir­mişti listeye. Kurt gibi idi jön. Çapkındı. Kurnazdı. 50 yıllık hayatında ni­ce kadın tanımıştı Ama, Fatihli genç kızın karşı­sında şaşırmış kalmıştı.

Aşkları fazla uzun sürmedi. Kurt jön kuzuya mağlup olmuştu.

Sonra milyoner aşıklar çıktı ortaya. Apartman­lar bağışlayan, intiharlara kalkan milyonerler.

Onlarda unutuldu. Bu sefer genç bir prodüktö­re geldi sıra. O da listede idi. Belki de hala listede.

Dedikoduyu sevenler için gerekli malzemeyi hazırlamakta Fatihli genç kız büyük bir ustalık gösteriyordu.

Ama bir zaman geldi. Hepsi unutuldu bunların. Dedikoducular susmuştu. Ya da başka kişilerin pe­şine düşmüşlerdi bu defa.

Bu arada genç kız sa­kin sakin evinde oturu­yor, sinemalara gidiyor, kitap okuyor, yün kazak­lar örüyordu kendine. Annesi babası ve erkek kar­deşi ile mutlu bir aile dü­zeni kurmuştu.

Ama bu düzen de tıpkı aşk maceraları gibi uzun süre devam edemedi.

Sinema artistlerinin sahneye koşmalarının başladığı bir zamandı.

Bir gece bir adam gel­di Fatihli genç kızın evi­ne.

Genç kızı da istiyorlardı sahneye. Şöhretini duy­muşlardı. Yıllar yılı Feriha Tunceli, Arif Sami Toker gibi hocalardan ders aldığını işitmişlerdi. “Ne­den olmasın” demişlerdi, kendi kendilerine. Ellerinde mukavele, ceplerinde bol para vardı.

Ve aradan bir hafta geçmeden genç kız çıkıvermişti sahneye. Gazino­nun assolisti idi.

O şarkı söylerken dedi­koducularda boş durmu­yordu tabii.

Şarkıcı olmasının aley­hinde idiler. Durmadan konuşuyorlardı.

Ama Fatihli genç kız azimliydi. Ne yaptığını, ne istediğini gayet iyi bi­liyordu. Bu yüzden aldır­mıyordu söylenenlere.

Bir gece vakti evinde konuştuk kendisiyle. Set­ten yeni gelmişti. Yorgun­du. “Tam 4 gün gece ya­rılarına kadar çalıştık” diyordu.

“Şarkıcılığa başladı. S. artık öldü. Artistliği sona erdi” demişlerdi onun için.

Ama o, film çalışmala­rının yoruculuğundan şi­kayetçiydi.

Garip bir tezattı bu.

Sinema artisti olma­saydım ses sanatkarı ola­caktım zaten. Ortaokulu bitirdikten sonra hep bu yönde çalıştım. Ta ki artist yarışmasını kaza­nıp da kamera karşısına geçinceye kadar.

Bir merak bir hevesti bu bende. Hem anlamıyo­rum, bir artistin kendisindeki kabiliyetlerden faydalanması niçin tepkilere yol açıyor.

Sesim var şarkı söylü­yorum. Kabiliyetim olsay­dı eğer şair olarak da çı­kabilirdim ortaya, der­ken Fatihli genç kız ger­çekten çok samimi idi.

“Sinemayı bırakmış de­ğilim. Bırakmaya da şim­dilik niyetim yok.” Bir hafta sonra “Kadın Okşan­mak İster” adlı film bite­cek ondan sonra da Sadri Alışık’la beraber Behri Mustafa’ya başlayacağım. Bu arada film günlerini ayarlayabilirsem Ankara Göl Gazinosu’ndan gelen teklifi görüşeceğim.”

Kalktı. Annesi sütünü getirmişti.

“İzmir’de çok yoruldum zayıfladım da biraz. Tam 4 kilo vermişim. Şimdi verdiğim kiloları yeniden kazanmaya çalışıyorum.” dedi. Her akşam bir şişe süt içmeden yatamıyormuş.

Konuşmalar sona er­miş ayrılma zamanı gel­mişti artık.

Ben gittikten sonra dü­nün Fatihli genç kızı bir yandan sütünü içecek bir yandan da geçenlerde başladığı yeni romanını oku­maya devam edecekti.

Eskiden tarihi roman­ları severdi. Ama bıkmış­tı artık. Şimdi Anjelik okuyordu bir, bir de Agatha Christıe’yı.

“Polisiye roman oku­mak iyi ama sonra da ge­celeri yalnız yatmaya korkuyorum. Yanımda an­nem olmadan uyuyamıyo­rum bir türlü.” diyordu.

Son okuduğu romana baktım. Agatha Christie’dendi yine.

Adı?

Adı “Sıfıra Doğru” idi.

Semra henüz 36. sayfa­sında idi. Kitap uzundu. 206 sayfa idi.

Demek daha çok okuyacak sayfa vardı önünde. Kim bilir belki de sıkılır ya da korkar hiç bitirmezdi kitabı.  

 

 

Not: Söyleşideki imla ve yazım hataları büyük oranda  orjinal halindeki gibi bırakılmıştır.