Umut, Endişe ve Sürü Filmlerinde 1970’ler Türkiye Ekonomisinin İzdüşümleri
Makale 27 Şubat 2017

Umut, Endişe ve Sürüde en önemli ekonomik eleştiri bilinçsiz makineleşmeyedir. Umut’ta fayton-otomobil, Endişe’de işçi-biçerdöver, Sürü’de ise traktör-koyun ikilikleri işlenmiştir. Aşırı makineleşmeden dolayı her üç filmde de aileler yoksulluk sonucu dağılmıştır. 

Musa Demirdağ

1970’ler Türkiye’de ekonomik anlamda serbest sermaye ithali ve finans kapitalin etkilerine açılmanın başladığı yıllardır. Gülten Kazgan’a göre serbest piyasa ekonomisi diye vizyonsuz bir ekonomi politikasının petrol krizini izleyerek gündeme gelmesi, enflasyon hızının dönemin sonuna doğru tarihsel rekorlara koşması, kayıt-dışı ekonominin patlama sürecine girmesi  dönemin mirasıdır.[1] Bu dönüşüm Yılmaz Güney’in sinemasında eleştirel bir  tonda ele alınır. Özellikle Umut (1970), Endişe (1974) ve Sürü (1978) filminde.

Yılmaz Güney’in yönetmenliğini yaptığı Umut filmine baktığımızda, buradaki ekonomik eleştirinin sanayileşme ile ilgili olduğunu görürüz. Filmde arabacılık yapan Cabbar’ın (Yılmaz Güney) taksilerin artması ve belediyenin at arabalarını kaldırma planları sebebiyle eve ekmek götürmek konusunda yaşadığı sıkıntı anlatılır. O yıllarda faytonların yerine motorlu taşıtların getirilmesi, fayton piyasası ve türevlerinde bir kriz meydana getirmiştir. Filmde geçen diyaloglarda bu durum şöyle aktarılır: “Biliyorsunuz memlekette bir sürü işçi aylak geziyor. Bu kadar işsiz yetmiyormuş gibi arabalarımızı ellerimizden alarak bizi de onların arasına katmak istiyorlar.” Bu dönüşüm Cabbar gibi geçimini faytonculukla sağlayanların bir anda işsiz kalması demektir. Umut, kalkınma planları çerçevesinde gerçekleştirilen kredi sistemine dönük eleştiriler de barındırır. Bilindiği gibi kalkınma planlarında özel sermaye için devlet yol gösterici bir rol üstlenmişti. Devlet, özel sektörün yapabileceği yatırımlara yönelik bilgi ve kredi imkânı sağlıyordu. Fakat bahsedilen özel sektör, küçük işletmeleri kapsamıyordu. Filmin ilk sahnelerinde, ele alacağımız diğer filmlerde de olduğu gibi, hikâye ile doğrudan bağlantı olmamasına rağmen birkaç bankanın reklamını görüyoruz. 1970’lerin başlarında ülkeye ucuz kredi gelmiştir ve Cabbar gibi yoksullar için bu kredilerden yararlanmak mümkün değildir.

Güney’in senaryosunu yazdığı Endişe filmi de Türkiye’de 1970’li yılların ortalarına dair siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan zengin bir içeriğe sahiptir. Kan davasından kurtulmaya çalışan bir pamuk işçisini konu eden filmin hikâye örgüsünü oluşturan temel bileşen pamuk taban fiyatlarıdır. Pamuk taban fiyatlarının belli olmaması ne işçilerden ne de işverenden kaynaklanmaktadır. Hükümet pamuk taban fiyatlarını belirleyemediği için işveren net bir şey söylemekten çekinmekte, işçiler ise işverenle pazarlık yapmaya çalışmaktadır. Burada temel sorun devletin kararsızlığıdır. Türkiye’de siyasi bir istikrar olmadığı gibi ekonomik istikrar da yoktur. Yılmaz Güney o yıllara ait siyasi tabloyu radyo ve gazete haberleri üzerinden bizlere aktarır. Bu haberlerden anlaşılacağı üzere Türkiye’deki istikrarsızlığın ana kaynağı dışsal etkilerdir. Çünkü Haşhaş olayı, Kıbrıs meselesi ve Arap-İsrail savaşları iç piyasayı oldukça tedirgin etmekte bu da piyasada güvensizlik ortamını oluşturmaktadır. Dışarıda meydana gelen bu olaylar neticesinde iki de bir devalüasyon yapılmakta ve yatırımlar da ertelenmektedir

Endişe’nin bir diğer özelliği de Umut’la başlayan makineleşme eleştirisidir. İşçilerin bir korkusu da makinenin emekleri yerine ikame edilmeye başlamasıdır. Bu dönemde siyasi rekabetten dolayı Türkiye hemen her türlü biçerdöverlere, traktörlere harcamalar yapar. Arap-İsrail Savaşları sonucunda oluşan petrol şokları neticesinde petrol fiyatları artmaktadır. Ancak hükümetler petrole dayalı harcamaları kısıtlayacağı yerde sübvansiyon verir bu da makineleşme sürecini hızlandırır, gerçek olmayan bir büyümeye sebep olur.

İki aşiretin kan davası arasında kalmış bir çiftin hikâyesini anlatan Sürü, bir yandan Türkiye’nin ekonomik yapısının değiştiğini göstermesi bir yandan da çekildiği yıllara ait ekonomik verileri barındırması açısından değerli bir filmdir. Ekonomik yapının değişimini aşiret kavramı üzerinden aktarırken, dönemin ekonomik verilerini makineleşme, işsizlik, enflasyon ve yabancılaşma kavramları üzerinden aktarır.

 Umut (1970)

Nihat Taydaş’a göre aşiret düzeni aslında kapalı bir ekonomik yapıya tekabül eder. Kökü feodalizm öncesine yani toprağa yerleşme aşaması öncesine dek uzanır. Kendi içlerinde ataerkil aile biçimlerinin yasaları işler. Ancak yüzlerce yıllık süreç içinde, kapalı ekonomik yapıları yıkılmış, meralarının dahi ekilip biçilmesiyle zorunlu bir dışa açılım olmuştur. [2]

Sürü’de eski günlerin ihtişamını çoktan kaybetmiş Veysikan aşiretinden Şivan'ın (Tarık Akan) da ayrılmak istemesiyle aşiret içi çözülmelere ve kolektivist bir toplum anlayışından bireyci bir topluma geçişin ilk aşamalarına şahit oluruz. Baba Hamo (Tuncel Kurtiz) karakteri bu ayrılığın karşısındaki şiddetli duruşuyla geleneğin varolma mücadelesini temsil eder. Hamo ile beraber tanık olduğumuz modern araçların toprağın altını üstüne getirdiği sahnelerde anlarız ki modernizm, tarım makinelerinin bitkileri topraktan söküp attığı gibi insanı da topraktan koparmakta ve toplumları altüst etmektedir.

Sürü filminde de üzerinde önemle durulan konulardan biri makineleşmedir. Filmin başından sonuna kadar yer yer uzun çekimlerle traktörlerin kuru toprağı sürümesinin gösterilmesi, makineleşme karşısında kapalı bir toplumun nasıl çaresiz bırakıldığını ima eder. Filmde Şivan bunu şöyle ifade etmektedir: “İyi bir iş bulursam ayrılacağım, hayvancılık öldü, meralar ateş pahası, her taraf sürülüyor baksana.”[3]

Görüldüğü gibi aşırı makineleşmeden dolayı hayvancılık sektörü zor durumda kalmıştır. Makineleşmenin aşırı biçimde artması sonucu insan emeği yerine makine gücü gelmiştir. Makineleşmenin getirdiği işsizlikten dolayı Şivan gibi diğer işçiler de kırdan kente, Doğu’dan Batı’ya göç etmişlerdir.

Sürü’de vurgulanan başka bir konu ise enflasyon ve zamlardır. Mesela Veysikan aşireti üyeleri arasında şöyle bir konuşma geçer:

Şivan: “Gittim, geldim, gördüm ki işler pek hoş değil. Ulaştırma Bakanlığı, Mart ayında bütün ücretlere, taşımalara öyle bir zam yapmış ki, altından kalkılacak gibi değil. Eski vagon ücretleri ile yeni vagon ücretleri arasında yüzde yüz fark vardır şimdi.”

Hamo: “Biz koyunların parasını altı ay önce almışız, o zaman ne zam vardı ne bir şey, zamlar kimden çıkacak şimdi, bizden!”

Şivan: “Malın tonu için şimdi istedikleri para, sekiz yüz seksen sekiz liradır.”

Mirza: “Yani anamızın nikâhıdır. Bizim bu işten zerre kadar kârımız yoktur, ziyanımız çoktur. Koyunları peşin sat, her şeye zam gelsin, paranın değeri düşsün,  sonra da bu işten ekmek ye.”[4]

Yukarıdaki diyaloglarda görüldüğü gibi hem enflasyon hem de zamlar artmıştır. 1977’de enflasyon yüzde 22,5 iken, 1978’de bu oran yüzde 53,30’a çıkmıştır.

Sürü filminde sadece görüntüyle aktarılan önemli iki sorundan daha bahsedilebilir: bankalar ve yabancılaşma. Bilindiği gibi 1970’lerin başlarında özel sektör tarafından alınan ucuz kredilerin ödenmemesi sonucu bu borçlar millileştirildi. Güney’in filmde sürünün Ankara’ya yolculuğu sırasında bankaları çokça göstermesinden, onun bu sorunun farkında olduğunu ancak çözümüyle ilgili bir fikri olmadığını anlıyoruz. Çünkü bankalarla ilgili herhangi bir yorum getirmemiştir. 

Yabancılaşma meselesi için ise Taydaş şöyle demektedir: Elindeki bin lira parayla, adım adım ölüme giden sevgili karısını tedavi ettirmek için çırpınan Şivan’ı, tanesi dört-beş bin liraya satılan avizeleri, mutfak eşyaları vs. mağazalarının önünde seyrederken görürüz bir sahnede. Toplumuna yabancılaşmış bir yoksulun yaşamını tüm derinliğiyle simgeleyen bu sahne, hiçbir slogana ve sözlü açıklama gerekmeksizin, yaşadığımız toplumsal düzende, insanın, yarattığı metaya yabancı ve ondan daha değersiz hale geldiğini işaret etmektedir.[5]

Yılmaz Güney’in son filmleri duygu kadar bilgi de barındırmaktadır. Onun çektiği filmler üzerinden döneme ait önemli bilgiler edinmek mümkündür. Yazı da da vurguladığımız üzere Umut, Endişe ve Sürü’de en önemli ekonomik eleştiri bilinçsiz makineleşmeydir. Umut’ta fayton-otomobil, Endişe’de işçi-biçerdöver, Sürü’de ise traktör-koyun ikilikleri işlenmiştir. Aşırı makineleşmeden dolayı her üç filmde de aileler yoksulluk sonucu dağılmıştır.  Umut’ta kalkınma planlarından küçük esnafın yararlanmaması sonucunda oluşan işsizlik, Endişe’de dışsal faktörlerden dolayı meydana gelen işsizlik, Sürü’de ise aşırı makineleşmeden doğan işsizlik vurgulamaktadır.

 

 

[1]  Gülten Kazgan, Tanzimat’tan 21.Yüzyıla Türkiye Ekonomisi, Birinci Küreselleşmeden İkinci Küreselleşmeye. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 1999, s.102.

[2]Nihat Taydaş ,Yılmaz Güney Sineması. Ankara: Alter Yayıncılık, 2015, s.65.

[3] Yılmaz Güney, Sürü. İstanbul: Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Vakfı Yayınları, 1994, s.62.

[4] Güney, a.g.e, s.85-87.

[5] Taydaş, a.g.e, s.151.