Türkiye’de Film Eleştirisi Tarihi
Esra Biryıldız - Dosya June 14, 2014

Türkiye’de düzenli ve sürekli film eleştirilerini, 1949-1950 sinema sezonuyla birlikte görmeye başlıyoruz. 

 

 

Türkiye’de film eleştirisine baktığımızda, 1950’ler öncesi basında münferit film eleştirileri belirse de, düzenli ve sürekli film eleştirilerini, 1949-1950 sinema sezonuyla birlikte görmeye başlıyoruz (Özön, 1962; 284). 1949-1950 sinema sezonunda Melih Başar’ın Ulus Gazetesi’nde ve Vehbi Belgil’in 1951 başında Yıldız Dergisi’nde başlayıp Vatan Gazetesi’nde devam ettiği film eleştirileri, Türkiye Basın hayatında film eleştirisinin sürekli ve düzenli olarak yerleşmesine neden olmuştur.

 

Başar ve Belgil’in daha çok magazine dönük “Tanıtma Yazısı” yöntemindeki eleştirilerinin ardından yönetmen Lütfi Akad’ın, 1952 yılında çektiği Kanun Namına filminde, tüm sinemasal öğeleri başarıyla kullanarak Türkiye Sineması’nda yeni bir dönemi açtığı görülmektedir. Akad’ın Türkiye Sineması’nda başlattığı “Sinemacılar Dönemi”yle birlikte, film eleştirisinde de bir gelişme olmuş ve 1949-1950 sinema sezonuyla başlayan ve magazin bilgileriyle donanmış, “Tanıtma Yazısı” yöntemiyle yapılmış film eleştirileri yerini; sinema dili, anlayışı, duygusu göz önünde tutularak filmin dramatik yapısı, tekniği, oyuncu yönetimi, görüntü düzenlemesi, kurgusu gibi sinemasal öğelerin incelenmesine ağırlık verildiği “Klasik Eleştiri” (Gazete/Gazetecilik Eleştirisi) yöntemine bırakmaya başlamıştır.

 

1952-1953’de Vatan’da Atilla İlhan, Burhan Arpad, yine aynı yıl Dünya’da Metin Erksan, Semih Tuğrul, “Klasik Eleştiri” sayılabilecek ilk örnekleri vermeye başlamışlardır.

 

1956 yılında sinema yazarlığında, bir dönüm noktasına gelindiği görülüyor. Ulus, Vatan, Dünya, Milliyet ve Yeni Sabah gazeteleri ile Devir, Akis gibi siyasi dergiler, Pazar Postası ve Yeditepe (Özön; 285) adlı sanat dergilerinde sürekli ve düzenli olarak film eleştirileri yayınlanıyordu.

 

1957 yılında, Tercüman ve Akşam gazeteleri, 1959 yılında ise Cumhuriyet, film eleştirisi yayınlayan gazeteler kervanına katılıyorlar. 1957 yılında Tuncan Okan (Milliyet), Nijat Özön (Akis, Sinema), Halit Refiğ (Akis, Sinema), Semih Tuğrul (Tercüman) işbirliği yaparak 1956-1957 sinema mevsiminin en iyi on filmini seçiyorlar (Scognamillo, 1967; 18) ve yine aynı sezonun Ocak ayında, Şakir Sırmalı’nın yaptığı Kamelyalı Kadın filminin eleştirilmesi üzerine film eleştirisi alanında ilk tartışma ortaya çıkıyor (Tuğrul, 1957). Tuğrul’a, Şakir Sırmalı bir tekzip yazısı gönderiyor (Sırmalı, 1957) ve tartışma böylelikle Halit Refiğ (Refiğ, 1957; 33) Adnan Ufuk (Nijat Özön) (Ufuk, 1957) ve Metin Erksan (Erksan, 1957; 5) tarafından da eleştirmenler adına desteklenerek aylarca gazete ve dergilerde sürüyor.

 

Film eleştirisi alanındaki ikinci tartışma ise Milliyet Gazetesi’nin film eleştirmeni Tuncan Okan’ın, Şadan Kamil’in yönettiği ve yapımcılığını Nazif Duru’nun üstlendiği Duvaklı Göl isimli filme bir yıldız vermesi nedeniyle başlıyor (Okan, 1958). Duru, Milliyet Gazetesi’ne bir tekzip gönderiyor (Duru, 1958) ve ardından da “Yerli Film Yapanlar Cemiyeti” bir avukat aracılığı ile Milliyet Gazetesi’ne sert bir nota göndererek, eleştirmeci Okan’ın bundan böyle filmleri yıldızla değerlendirmemesi isteniyor, devam edildiği takdirde de zarar ziyan davasına gidileceği söyleniyordu (Pazar Postası,1958; 9).

 

O tarihlere kadar pek önem verilmeyen eleştiriler etkili olmaya başlayınca; özellikle Duvaklı Göl ve Kamelyalı Kadın filmlerine yöneltilen eleştiriler yapımcı Nazif Duru ve yönetmen Şakir Sırmalı’nın tepkileriyle karşılaşıp basında günlerce süren ve neredeyse mahkemeye intikal edebilecek bir hava yaratınca, eleştirilerin etkinliği ve gerekliliği kamuoyunda yankılanmış oldu. Gerçekten de, sinema yazarlarının yavaş yavaş birleşmelerine de yol açan bu durumdan sonra, ortaya çıkan konu ise, giderek gündelik gazetelerde yerleşmeye başlayan film eleştirmelerinin, özellikle yerli filmler üzerinde yapılan eleştirilerin birtakım sinemacılarda uyandırdığı şiddetli tepkiydi. Aynı zamanda, yerli sinema üzerinde daha geniş biçimde durmaya başlayan sinema yazarları ile geniş görüşlü sinemacılar arasında gittikçe artan bir yakınlık meydana geldi (Onaran, 1999; 233-234). Eleştirmeci-sinemacı yakınlaşması toplantıları yapıldı. Bu toplantılara katılanlar arasında Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Osman Seden, Memduh Ün gibi yönetmenler; Semih Tuğrul, Tuncan Okan gibi yazarlar; Erdoğan Tokatlı, Alp Zeki Heper, Cengiz Tacer, Baykan Sezer gibi Galatasaray Lisesi Sinema Kulübü üyeleri vardı (Scognamillo, 1967; 18).

 

1959 yılında, ayrıca sinema eleştirmenleri ile sinemacı işbirlikleri görülmeye başlanıyor. Lütfi Akad-Atilla İlhan Yalnızlar Rıhtımı, Osman Seden-Tarık D. Kakınç Düşman Yolları Kesti ve Atıf Yılmaz-Halit Refiğ Karaoğlanın Karasevdası filmleri üstüne birlikte çalışmaya başlıyorlar (aynı; 18). Ancak bu yakınlık İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ile Türk Sinema Sanatçıları Derneği’nin birlikte düzenlediği film festivaline kadar sürdü (Özön, 1962; 296).

 

1956-1960 yılları arasında, düzenli ve sürekli film eleştirileri yayınlayan gazetelerde film eleştirisi altın çağını yaşıyordu. Ancak 1960’lı yılların ilerlemesiyle Yeşilçam Sineması, film enflasyonu, star kavramının sinemamıza yerleşmesi ile birlikte, gazetelerde aksamaya başlayan film eleştirilerinin 60’ların sonunda eski önemini yitirdiğini görüyoruz.

 

1960 yıllarının başlarında, sinemada “Toplumsal Gerçekçilik Denemeleri” (Güler, Mayıs 1985) yapılmaya başlanmış,  bunun film eleştirisi üzerine etkileri, özellikle 1960 yıllarının ikinci yarısında, süreli yayınlarda görülmüştür.

 

1960’lı yılların ikinci yarısında, film eleştirilerinin gazetelerde aksayarak gitmesine karşın,  sinema dergiciliğinde önemli adımlar atılmış, yeni dergiler yayın hayatına girmiştir. Ancak, bu dergilerin çoğu kısa ömürlü olmuştur. Bunların içinde, en uzun ömürlü olanı Yeni Sinema’dır ve 34 sayı yayınlanmıştır. Film Dergisi, Sinema 65, AS Akademik Sinema, Özgür-Ulusal Sinema, Genç Sinema bu dönemde yayınlanan dergilerdendir. Bu dergilerdeki Türk film eleştirilerinde, sinemadaki “Toplumsal Gerçekçilik Denemeleri”nin etkileri görülmeye başlanmıştır.

 

Erman Şener, 1960-1970 tarihleri arasındaki film eleştirisinin durumunu şöyle yazıyor: “Sinema eleştirisi sustu artık Türkiye’de. Bir Çetin Özkırım’la, Atilla Dorsay’ın dışında film eleştirisi yapan pek yok. Oysa 1956’larda durum ne değişikti. Her gazetede, her dergide film eleştirisi sütunu vardı. Peki bu bolluktan bu yokluğu nasıl geldik dersiniz? Bence en önemli öğeyi, halkı unuttuk eleştiride. Brighton Okulu, yeni gerçekçilik, pan, travelling derken halka itibarımızı bütün bütüne yitirdik. Nüfusumuzun %60’ı okur-yazar olmayan; okur-yazar bilenlerin içinde de örneğin alfabede bir (i) harfi olduğunu pek çabuk unutuveren bir toplum için yazdığımız yazıları fazla teknik bilgilerle doldurduk. Üstelik bunları –çoğunlukla- kolayından basitinden değil de zorundan aldık. Sonunda da bağ koptu tabii!

 

Bununla “Eleştirinin faydası dokunmadı?”mı demek istiyorum. Ne münasebet. Çok faydası dokundu eleştirinin. Ama daha faydalı olabilirdi üstelik yöntem koşullar düşünülerek tespit edilseydi eleştiri bugünkü çıkmaza da girmezdi. “Halk Sineması” ve “Ulusal Sinema” tartışmaları bir alev gibi parladı o suskunluğun üzerine. Bir takım gerçekler çıktı ortaya. Tezler antitezler arasında sinema severler senteze vardılar. Peki, eleştiri bu çıkmazdan çıkabilir mi, kurtarabilir mi kendini? Zor, çok zor.” (Şener, 1969; 45-469) diyor Erman Şener.

 

1968 yılında televizyonun yayın hayatına başlamasıyla birlikte gazetelerdeki en önemli yenilik televizyon sayfalarının yer almaya başlamasıdır. 70’li yıllara baktığımızda gazetelerde, yine Atilla Dorsay ve Kami Suveren’in dışında aksayarak giden film eleştirileri görülüyor. Genellikle yabancı filmleri eleştiren Tanju Akerson, 1971 yılında yazdığı yazılarda eleştirilecek film bulamamaktan yakınıyor: “Bu durumda piyasayı kendi seviyesizliği ile bırakıp sinema kültürünü yaymaya çalışan kurumların gösteri programlarından sinema severleri haberdar etmek daha yararlı olacak” (Akerson, 1971) diyerek, Türk Sinematek’inin ve Türk Film Arşivi’nin programlarını yazıyor.

 

“Toplumsal Gerçekçilik Denemeleri”nin ardından Yılmaz Güney Sineması’nın ve Genç Sinemacılar’ın ilk örneklerini verdikleri yıllarda yayınlanan bazı dergilerde, “Derinlemesine Eleştiri”lerin yapıldığı görülüyor. Onat Kutlar bir yazısında, 1974’de sinema konusunda yapılan olumlu çalışmalardan söz ediyor ve “Yedinci Sanat, Gerçek Sinema, Çağdaş Sinema dergilerinin çalışmalarını bunlara eklemeliyiz.” (Kutlar, 1974; 9-11)  diyor.

 

Bu dönemlerde yayınlanan süreli yayınlarda ve özellikle “Yedinci Sanat” ve “Gerçek Sinema” adlı dergilerde, Türkiye Sineması’nda az da olsa beliren “Yeni Gerçekçilik” çalışmalarıyla, Güney Sineması’nın eleştiriye yansıyan örnekleri görülmeye başlanmıştır.

 

70’lerin başında Sinematek Derneği’nin program dergisi olarak Film70 (71-72-73-74-75) yayınlanıyor. Milliyet Sanat Dergisi de, bu dönemde film eleştirisine yer veren dergilerden.

 

1970-1980 arasında gazetelerde aşama kaydetmeyen film eleştirisi, bizce süreli yayınlarda devamlı yayınlanma ve toplumsal koşulların incelenmesi açısından, kat edilecek yolların başlangıcı olmuştur. Böylelikle, sanat ve sinema dergilerine eleştiri yerleşmiştir.

 

1980-1990 yıllarını kapsayan 10 yıllık döneme baktığımızda, bir önceki dönem olan 1970-1980 yıllarının aksine, gazetelerde ve ilavelerinde yayınlanan sinema sayfaları ve vizyondaki film eleştirilerinde ciddi bir artış göze çarpmaktadır.

    

Milliyet, Cumhuriyet, Tercüman ve Son Havadis Gazete’lerinde “Sinema Sezonu” içinde, sürekli ve düzenli olarak film eleştirileri yapılmaktadır.

 

Günaydın Gazetesi’nde 1989 yılına dek, vizyona giren filmlerin eleştirisi yapılmamış, magazin, video, televizyon sayfalarında, televizyonda yayınlanan filmlerin ve video filmlerinin, tanıtım ve eleştirileri yapılmıştır. 1989’da, Saklambaç ilavesinde başlayan film eleştirileri, düzenli olarak 1991 Temmuz sonuna dek sürmüştür.

 

Yayın hayatına 1982 Şubat’ta başlayan Güneş’in ilavesi Güneş 2’de, ilk yıl sinema sezonu içinde, düzenli film eleştirileri yapılmıştır. 1983-1986 yıllarında bir aksaklık yaşanmasına karşın 1986 Kasım’ından sonra her hafta düzenli ve sürekli film eleştirileri yayınlanmıştır.

 

Yayın hayatına 1985 Nisan’ında başlayan Sabah Gazetesi’nde, 1990 Mart’ına dek vizyondaki filmlerin eleştirisi yayınlanmamış, ancak video ve televizyondaki filmlerin eleştirileri yapılmıştır.

 

Bu on yıllık dönem dergilerine baktığımızda; Milliyet Sanat, Gösteri (1988 başına dek), bu dönemde yayın hayatına giren Gelişim Sinema, Video Sinema,  Ve Sinema, Beyazperde adlı dergilerde sürekli ve düzenli olarak “Klasik Eleştiri” ve “Derinlemesine Eleştiri” yöntemleri kullanılarak film eleştirileri yapılmıştır.

 

1980’lerin ortalarına dek yayınlanan Ses Dergisi’nde aksayarak giden film eleştirisi yanında, sinemadan haberler, magazin haberleri, video ve televizyon filmleri tanıtım ve eleştirilerine düzenli olarak yer verilmiştir.

 

Sanat Olayı’nın ilk iki yılında düzenli film eleştirileri yayınlanmasına karşın, derginin son beş yılında film eleştirileri yayınlanmamıştır. Ancak dergi, sinema ile ilgili yazılara yer vermiştir.

 

1980’li yıllarda; Arabesk filmler; kadın sorunlarını işleyen, kadını anlatmayı amaçlayan filmler; göç olgusunu işleyen, olaya iç ve dış göç boyutunda yaklaşan filmler; toplumsal, siyasal eleştiri filmleri; sinemaya ve yaratım sorunlarına değinen filmler ve insan psikolojisini incelemeyi amaçlayan filmlerin yapılmasıyla (Esen, 1992; 48-49) Türkiye Sineması bir değişim ve gelişim yaşamaya başladı. Bu değişim, izleyicinin de ilgisini çekti. 70’li yılları sarmalayan seks filmleri ve terör olaylarının ortadan kalkması, izleyiciyi videoya olan ilgisine rağmen, sinemaya yönlendirdi.

 

Türkiye Sineması’ndaki bu değişimi, gazete ve dergiler de düzenli yaptıkları film eleştirileriyle desteklediler. Böylece, 1970’li yıllarda gazetelerde, durma noktasına gelmiş olan film eleştirisi, 80’li yıllarda tekrar canlanmaya başlamıştır.

     

1990’lar film eleştirisi görünümüne baktığımızda, şaşırtıcı biçimde Türkiye Sineması’ndaki durumun aksine, film eleştirisi alanında büyük bir ilerleme olduğunu görüyoruz.

 

1990’lar boyunca Milliyet, Cumhuriyet, Yeniyüzyıl, Yenibinyıl ve Radikal gazetelerinde, düzenli ve sürekli olarak film eleştirileri yayınlanıyor. Özellikle Radikal Gazetesi’nde, yayın hayatına girdiği günden itibaren, neredeyse hemen her gün film eleştirisine yer veriliyor.

 

1995 yılında yayın hayatı biten Tercüman Gazetesi’nde, 1994 yılına dek düzenli film eleştirileri yayınlanıyor. Güneş Gazetesi’nde, 1992’de yayın hayatının bittiği döneme dek, 1990-1991 Nisan’ına kadar haftada 2-3 kez film eleştirileri yapılıyor. 1991 Nisan-Ekim arasında her hafta düzenli yapılan film eleştirileri Kasım’da bir aksama gösteriyor ancak, Aralık 1991 ile Şubat 1992’ye dek düzenli film eleştirileri devam ediyor. Sabah Gazetesi’nde de zaman zaman çok küçük aksaklıklar olsa bile, düzenli film eleştirisi yayınlanıyor.

 

Sinema eleştirisi ve sinema gazeteciliğinde önemli bir yeri olan Antrakt Sinema Gazetesi 1980’li yılların sonunda yayınlanmaya başlanıyor. Bu gazete, her hafta vizyona giren filmlerin tanıtımını yapıyor ve sinema ile ilgili bilgiler sunuyor. En büyük özelliği ise, gazeteye sinema gişelerinden izleyicinin ücretsiz olarak ulaşması.

 

Doksanlarda sinema yazınına ve film eleştirisine yönelik, çok sayıda sinema dergisinin de yayın hayatına başladığı görülüyor. Bunlar arasında Antrakt Dergisi, Popüler Sinema Dergisi, Görüntü, Yeni İnsan Yeni Sinema, 25. Kare, Klaket, Cinemascope dergilerini sayabiliriz.

 

1990’ların bir diğer yeniliği de, eski yıllardaki “Sinema Sezonu” kavramının yok olmasıdır. Bu dönemde, film eleştirileri yılın her ayında kesintisiz olarak yapılıyor. 

 

Milliyet Sanat, Antrakt, Popüler Sinema  dergilerinde düzenli olarak film eleştirileri yapıldığı görülüyor. Bu dergilerde yapılan eleştirilerde, “Klasik Eleştiri” yöntemi kullanılıyor.

 

Gösteri Dergisi’nde sinema incelemeleri, haberleri olmasına karşın, düzenli film eleştirisi, 1,5 yıllık bir süre dışında yapılmamıştır.

 

Görüntü ve Yeni İnsan Yeni Sinema adlı dergilerde yapılan film eleştirilerinde ise daha çok, “Derinlemesine Eleştiri” yönteminin kullanılmakta olduğu görülüyor. 25. KARE adlı dergi ise, tamamıyla akademik bir dergi görünümü sergileyerek, “Bilimsel Eleştiri” ve “Derinlemesine Eleştiri” yöntemleri ile film eleştirilerini yapıyor.

 

Dergilere “Derinlemesine Eleştiri” yönteminin girmesi, ülkemizde 1960’larda “Toplumsal Gerçekçi Denemeler” ve 1970’lerde Yılmaz Güney ve Genç Sinema Hareketi’yle görülmeye başlanmıştır. “Bilimsel Eleştiri” yönteminin kullanımı ise, sinema eğitiminin çeşitli fakültelerde verilmeye başlandığı, 1980’li yılların bir ürünü olarak görülmektedir.

 

Sinemanın ve film eleştirisinin, ülkenin toplumsal, siyasal, ekonomik koşullarından ayrı tutulamayacağı önemli bir gerçektir. 1989 yılı, Türkiye Sineması için önemli bir dönemin başlangıcı olmuştur. 1989 yılında, “Yabancı Sermaye Kanunu”nda yapılan değişikliğin uygulanmaya başlamasıyla yabancı şirketlere, doğrudan doğruya şirket kurma, dağıtım ve gösterim olanakları sağlanmıştır. Warner Bross ve United International Pictures ülkemizdeki ticari faaliyetlerine başlamışlardır(Pösteki, 2005; 28). Böylelikle, Amerikan Sineması’nın tüm ürünleri vizyona çıktıkları Amerika Birleşik Devletleri’ndeki sinemalarla, aynı zamanda ülkemizde de gösterime girmişlerdir. Yaz-kış demeden, ülkemizi Amerikan filmleri istila etmiştir. Gazete ve dergilerdeki, “Sinema Sezonu” kavramının kalkması bu gelişmenin bir sonucudur.

 

Türkiye Sineması, yabancı sermayenin gelişiyle ciddi bir krize girmiştir. Bunun üzerine devlet, Kültür Bakanlığı aracılığı ile Türk filmleri yapımına yeterli olmasa da sermaye desteği vermeye başlamış, özel televizyon şirketlerinin Türk filmlerine sponsorluk yapmaları, Eurimages’ın devreye girmesi, ilki 1988 yılında İstanbul Ataköy’de kurulan AVM’lerde cep sinemalarının açılması, bunlardan hareketle büyük sinema salonlarının bölünerek daha küçük bir kaç sinema salonuna, elden geçirilip iyileştirilerek çevrilmeleri sonucunda sayılarının göreceli olarak artması, bunun izleyici sayısını arttırması gibi gelişmelere de sebep olmuştur.

 

Amerikan filmleri ile mücadele edemeyen Türk Sineması 1990’lı yıllarda durma noktasına gelmesine rağmen film eleştirisi altın dönemi sayılan 1956-1960 yıllarının bile ötesine geçerek neredeyse her gün yayınlanır hale gelmiştir.

 

1990’lar izleyici profilinin gelişimi açısından da önemlidir; genç, entellektüel, üniversite eğitimli, izlediğini değerlendiren, araştıran, okuyan bir genç kitle sinemaya ilgi göstermeye başlamıştır. Kanımızca bu; 80’lerden itibaren gitgide yaygınlaşan film festivalleri, sinema eğitimi veren kurumların artması, gazete ve dergilerin sinemaya daha fazla yer ayırmaları ve sinema dergisi sayılarının artması sonucunda oluşmuştur.

        

2000’li yıllarda gazetelerde 90’lardaki kadar neredeyse her güne varan yoğun bir eleştiri yazımı görülmese de her hafta vizyona girecek filmlerin düzenli olarak eleştirildiğini, 90’lardan kalan dergilerde de düzenli olarak film eleştirilerinin yapıldığı görülmekteydi ancak geçtiğimiz günlerde 90’lar ve 2000’lerin önemli sinema dergileri yayın hayatından çekilmeye başladı; örneğin en uzun soluklu sinema dergileri olarak sayabileceğimiz Antrakt ve Popüler Sinema Dergisi’nin yayın hayatı sona erdi.                                                                                             

 

2001 de yayın hayatına başlayan Altyazı, 2003’te Yeni Film, 2010’da Film Arası ve yine aynı yıl hakemli ilk akademik sinema dergisi olarak yayınlanan Sinecine Dergisi de yayınına devam etmektedirler.

 

Günümüz film eleştirisinin önemli bir yeniliği ise e-dergi, sinema blogları ve film eleştirisi bloglarının sinema yazınında devreye girmesidir. Arka Pencere, Cine Dergi, P Sinema, Hayal Perdesi, Sinematekdergi, Yergösterici, Filmarası, Sinemarmara e-dergi alanında öne çıkan ve film eleştirisi yayınlayan yeni mecralardır.

 

Film tanıtımları, güncel sinema haberleri, sinema dosyaları ve yer yer film eleştirileri ile Sinema Blog’ları olarak ise; Beyazperde, Ekşisinema, Karanlık Sinema, Sadibey, Öteki Sinema, Ters Ninja, Sineofrenik, Avrupa Sineması ve Fil’m Hafızası dikkat çeken çalışmalar ve mecralar olarak görülmektedir.                                                                                        

 

 

KAYNAKÇA

*Akerson,Tanju, ‘Sinemaseverler İçin’ Akşam Gazetesi,11 Ocak 1971.

*‘Delinin Zoru’, Pazar Postası, Y.6, S.14, 6 Nisan1958.

*Duru,Nazif  ‘Haftanın Filmleri,Tekzip’, Milliyet Gazetesi, 22 Şubat 1958.

*Erksan, Metin,’Eleştirmecilerle Bir Rejisör’, Yeditepe Dergisi, Y.8,S.134, 1 Temmuz 1957.

*Esen, Şükran ‘Uzun İnce Bir Yolda Türk Sineması’, Sinema Yazıları, Yaz 92.

*Güler, Seda(der)‘Türk Sinemasında Son On Yıl Sempozyumu’ Nezih Coş’un konuşmasından, Gelişim Sinema Dergisi, S.8, Mayıs

*Kutlar, Onat, ‘1974 yılı, Türk Sinemasının Ağır Bunalımlarla Birlikte Bereketli Hasılatların Yenilik Tohumlarını da Getirdi’, Milliyet Sanat Dergisi, S.112,27 Aralık 1974.

*Okan, Tuncan, ‘Haftanın Filmleri, Duvaklı Göl’, Milliyet Gazetesi, 1 Şubat 1958.

*Onaran, Alim Şerif, Sinemaya Giriş, İstanbul Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Yayınları, 2. Baskı, 1999.

*Özön, Nijat, Türk Sineması Tarihi, İstanbul, Artist Reklam Ortaklığı Yayınları,1962.

*Pösteki, Nigar, 1990 Sonrası Türk Sineması, İstanbul,ES Yayınevi,2.Basım,2005.

 

*Refiğ, Halit, ‘Sinema,Kamelyalı Kadın’, Akis Dergisi, C.9,S.3,26 Ocak 1957.

*Scognamillo, Giovanni, ‘Türk Sinemasında Eleştirme 1952-1967’, ‘Yeni Sinema Dergisi’ Y.2,S.8, Temmuz 1967.

*Sırmalı, Şakir, ‘Kamelyalı Kadın Prodüktörünün Cevabı’, Tercüman Gazetesi, 27 Mart 1957.

*Şener, Erman, ‘Eleştiri Çıkmazı’, AS-Akademik Sinema Dergisi, S.3,Eylül 1969.

*Tuğrul, Semih, ‘Film Tenkitleri, Kamelyalı Kadın veya Parlak Bir Fiyasko ‘Tercüman Gazetesi,19 Ocak 1957.

*Ufuk, Adnan.(Nijat Özön), ‘Bir Tartışma Üzerine’ Yeditepe Dergisi, Y.8,S.129,15 Nisan 1957