Osman Fahir Seden: Yeşilçam’ın ta Kendisi
Yiğitalp Ertem - Makale September 01, 2014

Osman Seden, kuşkusuz, bugün Yeşilçam filmleri denince akla gelen imge deryasının büyük çoğunluğunu tek başına yaratan ve geliştiren sinemacıların başında gelir.

 

Osman Fahir Seden üzerine bütün bir sinemasal üretimini yekten değerlendirme amacıyla yazılmış metinler kaçınılmaz olarak eksik kalacaktır. 1955 yılında Kanlarıyla Ödediler filmiyle yönetmenliğe adım atan Seden, 1989’da son sinema filmi Suçlu’yu tamamladığında, Türkiye Sineması’nın en çok film çekmiş üçüncü ismi olarak 136 film yönetmişti.[1] Yönettiği filmlerin yanı sıra senaryosunu yazdığı, yapımcılık görevini üstlendiği pek çok film ve kariyerinin son yıllarında yöneldiği televizyon dizileri de düşünüldüğünde, Seden’in üretiminin Yeşilçam’ı besleyen en dolgun pınarlardan olduğu söylenebilir. Elbette nicelikle sınırlı olmayan bu katkı, ancak Seden’in sinemanın en önemli kültürel iletişim haline gelmeye başladığı 1950’lerin sonundan itibaren verdiği emeğin niteliğiyle anlaşılabilir.

 

Seden’in Yeşilçam serüvenine dair kısa bir giriş, üç temel başlık altında yapılabilir. Bir yapımcı ve stüdyo sahibi olarak Yeşilçam’daki uzun ve meşakkatli mücadelesine dair biyografik bir giriş; oldukça çeşitli bir yelpazede anlattığı öykülere ve “halk sinemacısı” olarak anılmasına imkân sağlayan üslubuna dair filmografik bir değini; son olaraksa sinema yolculuğu boyunca senaryo ve filmlerinde tekrarladığı kavramlara dair tematik bir okuma…

 

Biyografi

Kemal Film, Yeşilçam’a az çok aşina olan herkesin hatıralarında bir şekilde yer etmiştir. 1922 yılında iki kardeş olan Şakir ve Kemal Seden’in kurduğu bu film stüdyosu, Osman Seden’in sinemayla ilişkisinin başladığı noktadır. Osman Seden sinema dünyasına lise yıllarında, babası Kemal Seden’in kurucusu olduğu bu film şirketinde, ithal filmlerden dublaj amaçlı çeviriler yaparak adım atmıştır. Bu yıllarda okuduğu senaryolar, izlediği filmler ve sinemacılığın işleyişine dair edindiği bilgiler ise onun bir aile mesleği olarak filmciliği sürdürmesinde en büyük yardımcısı olacaktır.

 

1949 yılının sonlarında İngiltere ve Amerika’daki yapım şirketleriyle film alımı üzerine görüşmek için çıktığı bir gezide edindiği tecrübeler sonucunda ise, artık kendisi film yapmaya karar vermiştir. Elindeki tüm imkânları seferber eden Seden, 1951 yılında, kütüphanelerden belgeler toplayarak ve çevresindeki Rumlardan birinci elden hikâyeler dinleyerek ilk senaryosu İstanbul Kan Ağlarken’i yazar. Fakat yapımcılığını da yaptığı bu film gişede başarılı olmasına rağmen Seden filmin çok memnun kalmaz çünkü henüz kafasındakileri hayata geçirmeyi tam olarak başaramamıştır. Bir sene içinde ise, Lütfi Akad’la beraber senaryosunu geliştirdikleri, Akad’ın yönetmenliği, Seden’in ise yapımcılığı üstlendiği Kanun Namına ile Türk Sineması’nda büyük dönüşümlerin kapısını aralayacaktır. “Sinemacılar Dönemi”ni başlatan filmlerin başında anılan 1952 tarihli Kanun Namına filminin ardından Seden’in eli senaryo geliştirmeye ve film yapmaya iyice alışacaktır.

 

Seden ve Akad, yapımcı/yönetmen birlikteliklerini 1955’e kadar sürdürürler. Bu süreçte film üretiminin artan temposuyla Akad üretimin mekanikleştiğini hissederken, Seden de kendi filmini yönetmeyi kafaya koyar. Bu yıllarda, Yeşilçam’da hem büyük ikonlar hem de yer yer büyük zararlar bırakacak Star sisteminin temellerini, Ayhan Işık’ı Kemal Film’in oyuncusu olarak anlaşarak atar. İleriki yıllarda benzer anlaşmaları Zeki Müren ve Feridun Karakaya (Cilalı İbo) gibi oyuncularla da yapacaktır. Senaryo, yönetim ve yapım sürecinin tamamını üstlendiği ilk filmi Kanlarıyla Ödediler, 1955 yılında sinemalarda gösterime girer. Bu yıldan sonra bir yılda en az iki üç film yönetecek, 1960 ve 1970’li yılların Yeşilçam patlaması sıralarında ise senede altı film yöneteceği yıllar gelecektir.

 

Kemal Film bünyesinde pek çok genç yönetmen Seden’in yanında, onunla usta-çırak ilişkisine girerek film çekmeye başlarlar. 60 ve 70’li yıllarda, müthiş üretim temposu sebebiyle Seden, filmlerinde sık sık önceki işlerinde yarattığı karakterleri ve hikâye parçalarını tekrarlar. Fakat yarattığı sinemasal evren, neredeyse her seferinde geniş kitleleri sinemaya çekmeyi başarır. Yeşilçam genelinde veya Kemal Film özelinde yaşanan ekonomik buhranlardan daima halkın ilgi gösterebileceği filmler yaparak, bizzat sinema yaparak çıkmaya çalışır. Kemal Film, 1964’de atlattığı iflastan, 1972’de kurtulamaz ve Seden üzerinde pek çok borçla stüdyosunu kapatır, başka yapım şirketlerinde yönetmenlik yapmaya başlar. 1980 ve 1990’larda sinemanın düşüşü, televizyonun yükselişi sıralarında dönüşüme ayak uydurarak TV dizileri ve video filmler yapmaya başlar. Sinemada yakaladığı popülerliği önce TRT’ye, sonrasında özel kanallara yaptığı dizilerle de devam ettirerek kariyerini tamamlar.

 

Filmografi

Pek çok salon filmi, duygu yüklü melodram, casusluk öyküsü, şarkıcı filmi, arabesk film ve halk güldürüsüne imza atan Seden’in kendine özgü belli bir sinema türü veya öykü tarzı seçimi olduğunu söylemek oldukça güçtür. Film yönetmeye henüz başladığı 1950’li yılların ikinci yarısında, olgunluk yıllarında tekrarlayacağı türde filmlerin temellerini atmaya başlar. İlk filmi Kanlarıyla Ödediler’in ardından 1950’lerde Ayhan Işık ve Eşref Kolçak’ın yanına, sıradaki büyük yıldızı Zeki Müren’i de ekleyerek, bu karakterlerin başrolde olduğu filmler yapar. Seden’in Müren’le yaptığı ilk şarkıcı filmi olan Berduş’ta (1957) yan karakterlerden birini canlandıran Feridun Karakaya, bu rolüyle grotesk bir güldürü tipi yarattığı Cilalı İbo serilerine başlar. Serinin ilk filmiyse bir artist yarışmasında geçen ve Yeşilçam dünyasından gözlemler de barındıran Cilalı İbo Yıldızlar Arasında (1958) olur.

 

1960 mahsulü Namus Uğruna ile Seden film tekniğini parlatır, iyi/kötü karakter zıtlıklarında kullandığı öncülleri iyice oturtur, sade ve sert bir psikolojik dramla hem gişede hem de eleştirmenlerin gözünde başarı kazanır. Bu filmin bir önemi de, filmdeki pek çok karakter özelliklerinin ve küçük olay parçalarının hem Seden’in kariyerinde hem diğer Yeşilçam filmlerinde karşımıza çıkıyor olmasıdır.

 

Ayhan Işık’ın başrolde olduğu Aşktan da Üstün (1960) adlı filmde Milli Mücadele yıllarındaki bir casusluk ve aşk hikâyesini konu eder. Aşktan da Üstün, Seden’in birkaç yılda bir yaptığı dönem filmlerindendir. Bu filmin sonrasında zengin ile fakir, geleneksel ile modern gibi zıt kişiliklerin arasındaki gerilimlerden doğan melodram ve halk komedileri yapar. Mahalleye Gelen Gelin (1961)’de sosyetik bir genç kız ile babasının şirketinde çalışan bir işçi; Badem Şekeri (1963) ve Elveda Sevgilim (1965)’de iki düşman ailenin çocukları; Ne Şeker Şey (1962) ve Gül ve Şeker (1968)’de evlilikten kaçmak için kılık değiştiren gençler; Ağlayan Kadın (1967)’da annesi genelevde çalışan bir sekreter ile zengin bir iş adamı arasındaki aşk hikâyelerini anlatır. Bu filmlerde kalabalık yıldız oyuncu kadrolarının yönetiminin üstesinden ustaca gelen Seden, Badem Şekeri’nde Türkan Şoray ve Fatma Girik’i bir arada oynatmayı başarabilmiştir. Sadri Alışık’ın Şaka ile Karışık (1965) filmiyle hafızalara derinden işleyen saf, yoksul ve iyi kalpli Ofsayt Osman karakteri ve “Bu da mı gol değil?” repliği ise Seden’in 1960’lardaki akılda kalan işlerinden biridir.

 

Türkan Şoray’ın Feride karakterini canlandırdığı uzun ve büyük bir yapım olan Çalıkuşu (1966) uyarlaması Seden’e büyük saygınlık kazandırır. Seden filmlerinin türsel çeşitliliği 1960’larla beraber zirve yapar. Ayşecik Yavru Melek (1962) gibi çocuk öyküleri, Cilalı İbo Almanya’da (1970) gibi fantastik/polisiye güldürüler,  Ana Hakkı Ödenmez (1968) gibi ağır melodramlar, Hindistan Cevizi (1967) gibi şarkılı, romantik komediler bunlardan yalnızca birkaçıdır. Seden bu yıllarda, dönemin diğer usta yönetmenleri olan Refiğ, Akad, Yılmaz, Erksan ve diğerlerinin aralarındaki fikir alışverişlerine, tartışmalara pek dâhil olmamış, sinema hayatını onlardan daha izole bir şekilde sürdürmüştür. Toplumcu gerçekçiliğe kayan, politik mesajları daha net olan filmler ya da göç ve köy filmleri yapmayı pek tercih etmemiştir.

 

Seden’in ilk senaryosu olan Kanun Namına filminin sonunda hapse giren Nazım Usta’nın hapisten çıktığında karşılaştığı dünyayı anlatan 20 Yıl Sonra (1972), Yeşilçam’da nadir rastlanan bir devam filmi fikridir. Kariyerinin ilk dini filmlerini bu yıllarda, bir kadın evliyanın hayatını anlattığı Rabia (1973) ve Hazreti Ömer’in Adaleti (1973) filmleriyle yapar. Aynı yılda, geçtiğimiz yıllarda popüler kültüre de tahvil edilen meşhur Yaban (1973) filmini Kadir İnanır ve Gülşen Bubikoğlu ile gerçekleştirir. Tarık Akan’lı Yaz Bekarı (1974), Ediz Hun ve Bülent Kayabaş’lı Yüz Lira İle Evlenilmez (1974), bu dönem çektiği hafif romantik komedilerdendir. Fatma Girik ile Ana Hakkı Ödenmez (1968)’de yarattığı fedakâr ve güçlü anne karakterini ise hem Ana Ocağı (1977)’de hem de Hacer Ana ve Oğulları (1987)’de çeşitleyecektir.

 

1970’lerin ortalarından itibaren ise, jeneriklerinde Osman Seden ismine en çok aşina olunan filmlerden olan Şaban, arabesk ve Zeki Alasya/Metin Akpınar filmleri üretir. Kemal Sunal’ın ülke genelinde yıldızlaştığı İnek Şaban (1978), Yüz Numaralı Adam (1978), Dokunmayın Şabanıma (1979), Bekçiler Kralı (1979) filmlerinde Seden toplumsal eşitsizlikler üzerinden yükselen halk komedileri yapar. Aynı zamanda klasikleşen bazı arabesk filmleri de yine Seden’in elinden çıkmıştır. Orhan Gencebay ile Batsın Bu Dünya (1975), Bıktım Her Gün Ölmekten (1976) ve Hatasız Kul Olmaz (1977); Ferdi Tayfur ile İnsan Sevince (1979), Durdurun Dünyayı (1980) ve Sen de mi Leyla (1982); Ümit Besen ile Islak Mendil (1982) filmlerini gerçekleştirir.

 

1980’lerde sinema filmi üretimi azalarak biten Osman Seden, video filmleri ve TV dizileri çekmeye girişir. Fakat senaryo üretimini de durdurmaz. Kartal Tibet’in 1980’lerde yönettiği neredeyse tüm Şaban filmlerinin senaryosu, yine Seden’in kaleminden çıkar. TV için yarattığı yeni yıldız ise 1985’de Çalıkuşu’nun dizi versiyonunda Feride’yi canlandıran Aydan Şener olur.

 

Temalar

Filmografisinden de ilk bakışta görüleceği üzere, Seden’in her döneme uygun filmleri üretmekte ve seyirci ilgisini gözlemlemekte çok başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Yeşilçam’da anlatılan öykülerin büyük çoğunluğu bir noktada Seden filmleriyle de kesişmiştir. Bu sebepten Seden’in Yeşilçam’ın sembolü olduğu söylenebilir.

 

Filmlerinde politik görüşlerini açık etmemesiyle tanınan Seden, öykülerinde toplumun genel değer yargılarına, ahlâki yapısına ters düşmeyecek; hitap ettiği izleyici kitlesinin hislerine tercüman olabilecek izlekleri takip etmiştir. Melodramın temel özelliklerini pek çok filminde alabildiğine parlatarak kullanmış, komedi ve dramlarında da bunlardan sıkça faydalanmıştır. Melodramlarında, alabildiğine iyi, fedakâr, saf, çalışkan karakterler bir yanda; kötü kalpli, çıkarcı, para tutkunu, alkol/uyuşturucu bağımlısı karakter diğer yanda, sürekli mücadele halindedirler. Bu mücadelelerde karakterler için nihai amaçlar sevdiklerine kavuşmak, çocuklarını kötü yoldan kurtarmak, namuslu bir hayat sürebilmek ya da en saf haliyle geçimini sağlamak olabilir. Sahip olduğu değerlerini yitirmemek için türlü zorlukla karşılaşır kahramanları. Seden’in eli devreye girip bu pürüzler çözülene kadar, üst üste binen yanlışlıklar bir yumak halini alır. Fakat hem içeriğin hem de biçimin büyük bir dinamizmle bağlandığı film finallerinde yumak çözülür.

 

Seden, Yeşilçam’a büyük aşk öykülerinden ziyade, büyük fedakârlık öyküleri armağan etmiştir. Hasta çocuklarını kurtarmak için para karşılığı nefret ettikleri kadınlarla evlenen babalar, ailesini ayakta tutmak için saçını süpürge eden anneler ve sevdiği kadını/adamı mutsuz etmemek adına duygularını açamayan kahramanlar başroldedir melodramlarında. Filmin türü ne olursa olsun, yanlış tanıma ve yanlış anlaşılma, Seden’in en sevdiği çatışma kurma yöntemidir. Buna örnek olarak Seden’in defalarca tekrarladığı hizmetçi veya yoksul kılığına giren zengin kızlar, kendini zengin olarak tanıtan fakir delikanlılar, her kılığa giren Cilalı İbo, kör taklidi yapanlar, sevgisini belli etmeyen kahramanlar verilebilir.

 

Scognamillo’nun “Yeşilçam’ın en büyük sinema profesyoneli” diye adlandırdığı Seden biçimsel ustalığıyla, en kötüleri de dâhil tüm senaryoları belli bir kalitenin üstünde anlatabilmesiyle de ünlenmiştir. Yapıldığı dönemlerde gişe rekorları kıran, seyircisiyle samimi diyaloğa giren, sürekli bir kriz hali olarak tanımlanan Türkiye Sineması’nda sürekli üretmesini sağlayan filmcilik tarzı eleştirileri de beraberinde getirir. Eleştirildiği noktaların başında, filmlerindeki stilize ve abartılı bulunan şiddet sahneleri, hikâyelerinin ve karakterlerinin birbirlerini tekrarlaması, star oyuncu sisteminin Yeşilçam’a yerleşmesindeki rolü ve apolitik sinema yapması gelir. Bu eleştirilerin büyük kısmı Seden’in yapımcı kimliğiyle, Yeşilçam’daki üretim ilişkileri ve Seden’in sinemaya olan popülist yaklaşımıyla ilintilidir. Fakat onu çağdaşı diğer büyük yönetmenlerden ayıran, gişe filmlerini, asıl yapmak istediği filmlere kaynak sağlayabilmek yerine, çoğu kez, bizzat bu tarz filmleri yapmayı tercih etmesidir. Osman Seden, kuşkusuz, bugün Yeşilçam filmleri denince akla gelen imge deryasının büyük çoğunluğunu tek başına yaratan ve geliştiren sinemacıların başında gelir.

 

[1] Özgüç, A. (2003) Türk Film Yönetmenleri Sözlüğü, İstanbul: Agora, s. viii.