Beyrut'ta İlk Kez Kadınlar Sinemaya Gider ve İtirazlar Yükselir
Ayşe Yılmaz - Belge March 05, 2015

1913 kışı Beyrut’tan İstanbul’a bir telgraf gelir. Kadınların ve Müslüman fertlerin meyhane ve kerhane mesabesindeki sinematograf tiyatrolarına gitmelerine imkân tanıyan valiliğin, ileride ortaya çıkacak tehlikeli durumlar göz önüne alınarak uyarılması talep edilmektedir.

 

1913 kışı Beyrut’tan İstanbul’a bir telgraf gelir.[1] Telgraf, devletin bu derecelere değin yükselmesinin ve ebediyete kadar da devam etme düşüncesinin ancak ırz ve namusun korunmasındaki gayretle imkân bulduğunun altının çizilmesiyle başlar. Bu sebeple de kadınların ve Müslüman fertlerin meyhane ve kerhane mesabesindeki sinematograf tiyatrolarına gitmelerine imkân tanıyan valiliğin, ileride ortaya çıkacak tehlikeli durumlar göz önüne alınarak uyarılmasının talep edilmesiyle devam eder.

 

Bu satırları okuyunca insanın zihnine de birçok soru üşüşüverir: Kadın niye film seyredemesin veya ne tür sinemalara gitmeli? İzlediği görüntüler onu tabiatından, annelik potansiyeliyle dünyaya gelmesi sebebiyle çokça özdeşleştirildiği şefkat ve merhamet duygularından uzaklaştırır diye mi bütün bu yasaklar?

 

Yine İç işleri Bakanlığı’na hitaben Beyrut’taki âlim ve bir takım saygın kişiler tarafından 14 mühürle çekilen bir başka telgraf daha gelir. Bu kimseler, nasıl olup da Beyrut valisinin iffetli genç hanımların –özellikle de Beyrut Limanı’nda yabancı gemilerin bulunduğu bir sırada- sinematograf seyretmelerini uygun bulmasına bir anlam veremez. Vali’yi örf ve âdete aykırı, hükümetin haysiyetini zedeleyici, İslâmi kanunlara karşı bir ayıp hükmündeki bu teşebbüsü konusunda uyardıklarında ise askeri kuvvetle reddedilmelerini hazmedemez. Bu yüzden de bu gayri meşru ve alçakça hareketi Sadarete[2] bildirmeyi bir borç bilir.

 

Ardından 21 mühürle gönderilen diğer bir telgrafta, Hz. Ömer'in bir gereklilik üzerine kadınların camiye girmelerini yasakladığı, bu sebeple sinematografhaneye de girmemelerinin vacip olduğu izah edilerek gereğinin yapılması arz edilir.

 

Hemen hemen aynı vakitlerde Beyrut valisi tarafından bir şifre gönderilir. İlk kez düzenlenen bu sinematograf gösterisi için hademenin dahi kadınlardan seçildiğini ve yalnızca hanımlara özel şekilde yapıldığını ifade ederek suçlamaların asılsızlığını dile getirir.

 

Valinin bu ifadeleri üzerine Dâhiliye Nezareti'nin Beyrut valiliğine gönderdiği cevabi yazıda, bu şartlar altında kadınların sinematograf gösterisini izlemelerinde herhangi bir sakınca bulunmadığı bildirilir. Ancak bu durumun, olayı hiç tasvip etmeyen âlim kesiminin herhangi bir taşkınlığına sebebiyet verilmeden ve hoşnutlukları göz önüne alınarak çözülmesi emri verilir.

 

Emir verilir verilmesine ama ne yorgan gider, ne kavga biter. Hatta 100 yıl sonra bile hâlâ kadınlarla ilgili birçok konu ihtilaflıdır. Kadının konumunun belirlenmesi gibi bu yazışmalardakine benzer durumlar günümüzde de farklı cephelerde varlığını sürdürür. Önce sinemaya girmesi gündeme gelir, ardından o sahnede bizzat kendisinin yer alması. Bu da yetmez. Sinemada kadın -özellikle de Türk sinemasında- sadece güzel nesneler hâlinde gösterilir ve uzun yıllar boyunca kadının kendi içine dönük hiçbir hikâyenin odağına yerleşmesine izin verilmez.[3] Bir süre sonra ‘bütün’ gücünü ortaya koyarak toplum tarafından saygı görmek ister ama o zaman da kadınlığından feragat etmek zorunda kalır.

 

 

Telgrafname

Devlet-i Aliyye-i Osmaniye Telgraf İdaresi

 

Tarih: 24 Kânûn-i evvel [1]328

Memur İmzası: Mustafa

Saat: 4 Dakika: 30

Harç

Sevk Numarası: 163

Mahreci: Beyrut

Numara: 24834

Kelimât: 108

                                      

Huzûr-ı Sâmi-i Sadâret-penâhîye

Devlet-i ebed müddet[4] Osmaniyemizin ilâ âhiri'd-devran[5] bekasının[6] esbâbı[7] din ile ırzın muhafazasıyla fevkalâde gayret edilmesinden ileri geldiğinin umûmca malum iken şer‘ ile âdet-i diniyye-i İslâmiyyeye mugâyir[8] sûrette gayet merzûl[9] ve mebzûl[10] olup âdeta meyhane ve kerhane hükmünde bulunan sinematograf tiyatrolarının mahallât-ı umûmiyesine[11] nisâ[12] ve efrâd-ı müslimînin[13] gidip seyretmelerine bi'l-müsaade taht-ı himayesine[14] alan vilâyette şu yüzden tevellüd edecek[15] mahâzîrin[16] önü alınması zımmında[17] yarınki teşhisten[18] menʻi serîan[19] kemâl-i ehemmiyetle irade ve ferman buyrulmalarını hasbe'l-gayre[20] müsterhamdır[21] fermân.

Mustafa Maraşlı

 

 

Bihi

 

Babıâli

Dâhiliye Nezâreti

Matbûât Dairesi

Adet

 

Beyrut ülema ve eşrâfından[22] on dört mühürle Nezâret-i Celîle-i Dâhiliye’ye keşîde[23] ve takdim kılınan işbu telgrafnamede Beyrut valisinin kendi himayesi tahtında muhadderât-ı İslâmiyeye[24] ''sinematograf'' seyrettirilmesi teşebbüsünde bulunduğu binâenaleyh, şer‘-i şerife, örf ve âdete muhalif, haysiyet-i hükümete muzırr,[25] nevamîs-i[26] İslâma şeyn[27] olan bu teşebbüsten feragat kılması husûsunda kendisine mükerreren müracaat kılınmış ise de müşârün-ileyhin[28] müracaat-ı vakıayı asker kuvvetiyle redd eylemekte bulunduğu, ale'l-husûs[29] Beyrut Limanı'nda bir takım sefâin-i ecnebiye[30] mevcud olduğu böyle bir zamanda valinin böyle gayr-ı meşrû şeylere teşebbüs etmesinin mahâzîr-i mühimme-i[31] siyasiyesi de derkâr[32] bulunduğu cihetle valinin ahkâm-ı şer‘-i şerife hudûʻ[33] zımnında ilzam[34] kılınması şer‘-i şerif, kanun-i mübeccel[35] namına tazarrûʻ[36] olunuyor.

 

 

 

Babıâli

Hariciye Nezâreti

Umûr-ı Siyasiye Müdüriyet-i Umûmiyesi

Tercüme Şubesi

 

Atebe-i ulyâ-yı[37] hazret-i Padişahîye 24 Kânûn-i evvel sene [1]328 tarihi ve Beyrut ülema ve vücûhundan yirmi bir kişinin imzalarıyla takdim kılınan Arabiyü’l-ibâre[38] telgrafnamenin tercümesidir.

 

Muhadderât-ı İslâmiyenin sinematografhaneye girmelerini umûm ülema ve vücûhu talep ve istidâ[39] eyledikleri halde Beyrut Valisi Ethem Bey meşru ve vâcibü'l-icra olan bu talebi isâf[40] etmek istemiyor. Hâlbuki Emîrü'l-müminin Ömer bin el-Hattab Hazretleri gördükleri lüzuma binâen Asr-ı Saadet'te muhadderât-ı İslâmiyenin camiye girmelerini men buyurmuşlardı. Beyrut muhadderât-ı İslâmiyesinin sinematografhaneye girmemeleri şeran[41] vâcib olduğundan ve erkân-ı devlet ise ahkâm-ı şeriyyenin emr-i muhafazasıyla mükellef bulunduklarından mebde-i[42] ıslahat olmak üzere bu ahkâm-ı şeriyyenin icra ve infazı husûsunu istirhâm eyleriz ferman.

 

 

 

Bihi

 

Babıâli

Dâhiliye Nezâreti

Şifre Kalemi

 

Beyrut Vilâyeti'nden alınan şifredir.

C 25 Kânûn-i evvel sene [1]328 adet 618 mahiyet-i madde Beyrut'ta mevcud sinematograf tiyatrosunda hademesi dahi kadınlardan olmak üzere ilk defa olarak hanımlara mahsûs sinematograf temaşası itâsından[43] ibaret olup buna Arzuhalci Mustafa'nın itirazı hiçbir hüküm ve ehemmiyeti hâiz olmadığı marûzdur.[44] Fî 26 Kânûn-i evvel [1]328 vürûdu[45] 27

Vali Ethem

 

 

 

Bihi

Dâhiliye Nezâreti Muhaberât-ı[46] Umûmiye Dairesi

 

Sad 8002

Şube: 2

[Yusuf] 2

[İsmail Hakkı] 2

[İsmail] 2

Evrak Numarası 357

Müsevvidi[47]: Mehmet

Kaleme Vürudu Tarihi: 2

Tarih-i tesvîd[48]: 2 Kânûn-i sânî sene [1]328

Tarih-i tebyîz[49]: 2 Kânûn-i sânî sene [1]328

 

Beyrut Vilayetine (Şifre)

C 26 Kânûn-i evvel sene [1]328 ülemâ ve vücûhdan[50] 24 Kânûn-i evvel sene-i minhüde[51] (24867) numarasıyla on dört tarih-i mezkurda[52] (24884) numarasıyla yirmi bir imza ile atebe-i[53] seniyyeye ve bazı makamâta çekilen telgrafnamelerin de kopyaları görülerek gerçi işâr[54] buyurulan tarz ve sûrette kadınların sinematograf temaşasında bulunmalarınca bir mâni yoksa da şu meselenin ülema ve vücûh-i İslâmiye-i mahalliyenin ekseriyetince tasvîb edilmediği anlaşıldığından ve arzu-yı umûmi hilâfını iltizam ile teessür ve infiâlâta[55] bi'l-hassa şu sırada sebep vermek tecvîz[56] olunamayacağından bunların suver-i mülâyimede[57] tatyîb-i kalpleri[58] esbâbının istikmal[59] buyurulması.

Telhisi

Ba-emr-i âli-i nezâret-penâhî

 

 

 

 


[1]              BOA, Dosya Nr. 65, Gömlek Nr. 27, Fon Kodu: DH.İD.

[2]              Başbakanlık.

[3]              Elmacı, Tuğba. “Yeni Türk Sinemasında Kadının Temsil Sorunu Bağlamında Gitmek Filminde Kadın İmgesi.” İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi 33 (2011): 185-202.

[4]              Devlet-i ebed müddet: Ebediyen yaşayacak devlet.

[5]              İlâ âhiri’d-devran: Kıyamete kadar.

[6]              Beka: Devamlılık, ebedilik.

[7]              Esbâb: Sebepler.

[8]              Mugâyir: Aykırı, zıt.

[9]              Merzûl: Rezil ve kepaze halde.

[10]             Mebzûl: Bol ve ucuz. [Üç nüshası bulunan telgrafın birinde sehven metrûk şeklinde yazılmıştır.]

[11]             Mahallât-ı umûmiye: Genel yerler.

[12]             Nisâ: Kadınlar.

[13]             Efrâd-ı müslimîn: Müslüman fertler. [Efrâd kelimesi metinde sehven ağrâz şeklinde yazılmıştır. Üç nüshası bulunan telgrafın birinde efrâd şeklinde düzeltilmiştir.]

[14]             Taht-ı himaye: Koruma altında.

[15]             Tevellüd etmek: Doğmak.

[16]             Mahâzîr: Korkulacak ve sakınılacak şeyler.

[17]             Zımn: Gaye, maksat.

[18]             Teşhis: Canlandırma, gösterim.

[19]             Serîan: Hızlıca.

[20]             Hasbe’l-gayre: Gayret gereği.

[21]             Müsterham: İstirham edilen.

[22]             Eşrâf: İleri gelenler.

[23]             Keşîde: Çekilmiş.

[24]             Muhadderât-ı İslâmiye: İffetli Müslüman kadınlar.

[25]             Muzırr: Zararlı, zararı dokunan.

[26]             Nevamîs: Kanunlar, namuslar.

[27]             Şeyn: Kusur, ayıp, kabahat.

[28]             Müşârün-ileyh: İşaret edilen, bahsi geçen kişi.

[29]             Ale’l-husûs: Hususiyle, özellikle.

[30]             Sefâin-i ecnebiye: Yabancı gemiler.

[31]             Mühimme: Önemli.

[32]             Derkâr: Malum, açık.

[33]             Hudûʻ: Alçaklık.

[34]             İlzam: Delil göstererek muhalifini susturmak, İsnat ve ispat etmek.

[35]             Mübeccel: Muhterem, yüce.

[36]             Tazarrûʻ: Kendini alçaltarak yalvarma.

[37]             Ulyâ: Pek büyük, yüce.

[38]             Arabiyü’l-ibâre: Arapça ifadeler.

[39]             İstidâ: Rica ile istemek, dilekçe.

[40]             İs‘âf: Yerine getirme.

[41]             Şeran: Kanuna göre.

[42]             Mebde’: Temel, esas, baş.

[43]             İtâ: Vermek, sunmak.

[44]             Marûz: Arz edilmiş.

[45]             Vürûd: Geliş.

[46]             Muhaberât: Haberleşmeler.

[47]             Müsevvid: Temize çekilecek yazıyı yazan katip.

[48]             Tesvîd: Müsveddesinin yazılması.

[49]             Tebyîz: Müsveddenin temize çekilmesi.

[50]             Vücûh: İleri gelenler.

[51]             Sene-i minhü: Aynı sene.

[52]             Mezkur: Adı geçen.

[53]             Atebe: Basamak, eşik.

[54]             İşâr: Bildirmek.

[55]             İnfiâlât: Hareketler, aksi tesirler.

[56]             Tecvîz: Uygun görme, izin verme.

[57]             Suver-i mülâyime: Yumuşak, uygun şekilde.

[58]             Tatyîb-i kalp: Gönlü hoş etme.

[59]             İstikmal: Bir şeyin tamama erdirilmesi.