Mâşuk’un Nefesi’ni Hissetmek…
Peyami Çelikcan - Eleştiri March 11, 2015
Murat Pay’ın filmi, yalın bir görsel anlatıma sahip olan, sözel bir geleneği “sözel anlatım”la aktaran ve anlam üretimini seyircisine devreden bir film. Murat Pay bu devir işlemini Mâşuk’un Nefesi’ni seyircisine hissettirerek gerçekleştiriyor…

 

 

Kimi filmler öyküsü, kahramanları ve konusuyla yaşadığımız hayatla yoğun bir etkileşim içine girerler. Bir seyirci olarak bu tür filmleri ancak kendi hayat tecrübelerimizle ve söylemsel yeterliliklerimizle anlamlandırırız. Böylesi bir seyir deneyimi, film ile hayat arasındaki bir dikiş gibi ilerleyerek zenginleşir. Bir başka ifadeyle filme, filmde var olmayan, daha geniş bir anlam haritası oluşturmamızı sağlar bu tür bir seyir.

 

Bu durumda filmin, yönetmeninden bağımsız olarak yeni anlamlar oluşturabilecek bir yapısal özellik taşıması gerekir. Çok-katmanlı metinler[1], okurun ya da seyircinin nüfuz edebildiği katman kadar anlam üretebiliyor. Dolayısıyla aynı filme ilişkin okuma, yorumlama ya da anlamlandırma süreçleri farklı şekillerde tezahür edebiliyor.

 

Mevcut söylemsel birikimimiz kimi zaman bir filmin bütün katmanlarını çözümlememiz için yeterli bir çerçeve oluşturmayabilir. Bu durumda, nüfuz edebildiğimiz katman kadar filmi anlamlandırabiliriz. Roland Barthes bu tür metinlerin bütün katmanlarına nüfuz edebilmenin ek yeterlilikler gerektirdiğini ve okurun ya da seyircinin bu yolla metni ya da filmi sadece okumakla kalmayıp yeniden yazdığını da belirtir. “Okumak” yerine “yazmak” eylemini ön plana çıkaran bu metin türünü Barthes, “yazarsıl metin” olarak tanımlar[2]. Yazarsıl metinler bu farklı okuma pratiklerine yalın anlatı yapıları üzerinden de imkan verebilirler. Tıpkı Murat Pay’ın yönetmenliğini yaptığı Mâşuk’un Nefesi adlı filmde olduğu gibi. Öykü yapısı ve biçimsel özellikleri itibariyle film çok yalın olmasına karşın, Barthes’ın yazarsıl metin tanımlamasına uygun bir özellik taşımakta ve seyirciye alternatif okuma ya da yazma fırsatları sunmaktadır. Çok-katmanlı yapı filmin içinde değil, onunla kurduğumuz ilişkiyle zihnimizde oluşmaktadır.

 

Mâşuk’un Nefesi adlı film, bir mevlidhan ile öğrencisinin “meşk” usulüyle Mevlid’i kıraat etmeyi öğrenmesini anlatır. Geleneği keşfetme ve sürdürme çabası uzun, zorlu ve sabır gerektiren bir öğrenme süreciyle amacına ulaşır. Film usta-çırak ilişkisi üzerinden geleneğin izini sürerken çok yalın bir sinematografik anlatım sergiler. Yönetmen mümkün olan en az müdahale ile usta ve çırağın muhabbetini, meşkini ve hemhâl oluşlarını seyirciye yansıtır. Yönetmen kadar seyirci de görüntüye mesafelidir ve müdahil olmamaya özen gösterir.

 

Yönetmenin görüntü üzerinden kurduğu mesafe “ses” ile aşılır. Görsel olarak uzakta olmakla beraber, işitsel olarak yakındayızdır. Yönetmen seyirciyi işitsel bir deneyime, bir başka deyişle meşk’e davet eder. Bu davet çok güçlüdür. Seyirci kolayca icabet eder ve meşk geleneğinin içine dahil oluverir.

 

Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve 600 yılı aşan bir zamandır, sözlü kültür geleneğinin bir uzantısı olarak dilden dile, gönülden gönüle aktarılarak bugüne kadar ulaşan Mevlid, Hz. Muhammed’in doğumunu, peygamber oluşunu, mucizelerini ve ölümünü anlatan bir kaside’dir. Süleyman Çelebi’nin etkileyici bir üslûb ve yalın bir dille yazdığı bu kasidenin, başta kandiller olmak üzere pek çok dinî ve sosyal etkinlikte icra edilmesi güçlü bir gelenek haline gelmiştir.

 

732 beyitten oluşan bu uzun kasidenin ezberlenmesi özel bir eğitim gerektirmektedir. Beyitleri ezberlemek ve makamları doğru icra etmek bir ustanın rehberliği ile mümkün olabilmektedir.  Mâşuk’un Nefesi filminde, bu öğrenme sürecinin teknik bir süreçten ibaret olmadığını görürüz. Söz konusu olan Hz. Muhammed’in hayatını anlatan Mevlid-i Şerif’i usulüne uygun bir biçimde icra etmektir. Dolayısıyla bu, ancak onu anlayarak, onun yolunu izleyerek, onun ahlakıyla yaşayarak ve Allah’a yönelerek yapılabilir.

 

Filmin genç kahramanını sadece ustasıyla meşk yaparken görmeyiz. Evinde, sokakta, otobüste, metroda yani hayatın içinde de izleriz onu. Mevlid’in hayatında bir “fantazi”den ibaret olmadığını, hayatını kuşatan değerleri tamamladığına şahit oluruz. Mevlid, Allah’a, peygambere ve İslam’a adanmışlığın sembolü olur.

 

Mâşuk’un Nefesi filmini izlerken, sadece filmin öyküsü üzerinden değil, Mevlid’e ilişkin bireysel ve toplumsal deneyimlerimiz üzerinden de farklı okumalar yapabiliriz. Film, tekrar edilen beyitler üzerinden hafızamızın derinliklerinde iz bırakmış olan “mevlid” deneyimleriyle yeniden ilişki kurmamızı sağlar. İlk beyitler yeterince yönlendirici bir rol üstlenir:

 

Allâh adın zikredelim evvela

Vacib oldu cümle işte her kula

 

Allâh adın her kim ol evvel anâ

Her işi âsan eder Allâh anâ [3]

 

Bu beyitler üzerinden, bir camide ilk kez katıldığınız bir mevlid’e ilişkin kim bilir neler hatırlarsınız bir seyirci olarak. Mahalle camisinde mevlid olacağı haberinin çocuklar üzerinden mahalle sakinlerine duyurulması yaygın bir uygulamadır. Çocukların gruplar halinde çıktığı davet ziyaretlerinin son durağı cami olur. Pek çoğu için camideki bir törene dahil olmanın ilk adımı olur mevlid’ler. Bu nedenle çok heyecanlı ve gurur vericidir. Ama çocuk dünyasında mevlid’i aslı heyecanlı kılan mevlid şekeridir. Uzunca bir külaha sarılmış akide şekerleri ve üzerine konulmuş birkaç lokum mevlid’in ödülüdür.

 

Kadınlar için evlerde düzenlenen mevlid’lerin oluşturduğu heyecan bir başkadır. Anneler kendilerine verilen mevlid şekerini açmadan çocuklarına saklarlar. Genellikle çocuk sayısı kadar mevlid şekeri ile çıkagelen annelere ilgi yoğun olur. Toplumsal eşik törenlerinin ayrılmaz bir parçası olan mevlid’ler, modern şehir hayatı içinde kendisine özgü böylesine uygulamalar da oluşturmuştur. Bütün bunlarla Mâşuk’un Nefesi’ni hissetmeye başlarız... Bu hissiyat filmin anlam haritasının zenginleşmesine imkan sağlar.

 

Mâşuk’un Nefesi filmi bizi mevlid’i yeniden konumlandırmaya davet eder. Bu davete hevesle karşılık veririz çünkü aşinası olduğumuz sözel göstergeler kulağımıza yerleşir. Filmin anlatımının bu sözel göstergelerle ilişki kurmamızı çok kolaylaştırdığını ve hatta filmi “ses” üzerinden izlemeyi teşvik ettiğini de belirtmek gerekir.

 

Mevlid’e ilişkin toplumsal hafızamızdaki karşılıklar da filmi farklı okumalara ya da Barthes’ın deyişiyle farklı yazmalara açık kılıyor. Mevlid’in camilerden televizyon ekranlarına taşınması mevlid’le ilişkimize yenilikler katar. Mahallelerimizde değişik vesilelerle tekrarlanan yerel ölçekli bu ritüel, televizyon yayınlarıyla çapını alabildiğine genişletir. Mevlid televizyonla ilk kez Kıbrıs Barış Harekatı sırasında tanışır[4]. 1974 yılında, Kıbrıs’ta şehit düşen askerlerimiz için gelenek olduğu üzere mevlid okutulur. Yeni olan, bu geleneğin televizyon yayını ile ilk kez seyirciye ulaştırılmasıdır.

 

Gelenek-modernite buluşması beraberinde yeni ve farklı ama her zaman tartışılan uygulamalar başlatır. Mevlid artık televizyon yoluyla kamusal alandan herkesin mahrem alanına girer. Dini bir ritüel giderek dünyevileşir bu yolla. Çay-kahve içerek, arada sohbetler yaparak izlenen mevlid yayınlarıyla kurulan ilişki derinliğini kaybetse de, çapını olağanüstü bir şekilde genişletir.

 

Mevlid televizyon yayıncılığının rötuşlarıyla modernleştirilir. Mevlid’in uzun formatı birden fazla mevlidhan’ın mevlid okumasını zorunluluk haline getirir. Mevlidhanların yer değiştirmesi için ihtiyaç duyulan boşluk da ilahi gruplarının icrasıyla değerlendirilmiş olur. Mevlidhanlar bir örnek kıyafetlerle mevlid okurken, yine bir örnek kıyafetleriyle ilahi grupları da ilahiler okumaya başlarlar. Tekrar eden yayınlarla  kimi mevlidhanlar ve ilahi grupları kısa zamanda meşhur olurlar.

 

Kani Karaca, İsmail Coşar gibi mevlidhanlar ve Amir Ateş İlahi Grubu gibi gruplar televizyon yayınlarıyla popülerleşirken din, dinî kurumlar, önderler ve dinî ritüeller ile laik düzen arasındaki gerginlik de kontrol altına alınır. Bütün bu medyatik uygulamalar, dinî ve ideolojik tartışmaları bir yana bırakırsak, geniş kitlelerin mevlid ve ilahilerle daha yoğun ama daha yüzeysel bir ilişki kurmasına neden olur.

 

Mâşuk’un Nefesi  filminde ise bu ilişkinin derinleşmesi süreci ele alınıyor. Murat Pay’ın filmi, yalın bir görsel anlatıma sahip olan, sözel bir geleneği “sözel anlatım”la aktaran ve anlam üretimini seyircisine devreden bir film. Murat Pay bu devir işlemini Mâşuk’un Nefesi’ni seyircisine hissettirerek gerçekleştiriyor…

 

 

[1] Çok-katmanlı metinlerin ve diğer metin türlerinin yapısal özellikleri için bakınız: Çelikcan, Peyami (1996) Müziği Seyretmek-Popüler Müzik ve Medya İlişkileri Açısından Müzik Videosu ve Televizyonu, Yansıma Yayınları, Ankara, s.130-133.

[2] Roland Barthes’ın “yazarsıl metin” tanımlaması için bakınız: Mutlu, Erol (2004), İletişim Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara, s. 310.

[3] http://www.antoloji.com/mevlid-2-siiri/

[4] http://www.zaman.com.tr/gundem_trtden-ilk-mevlit-yayini-kibris-baris-harekatinda-yapildi_2064770.html.