Bizde Sinemacılık
Kemal Emin Bara - Belge 06 Temmuz 2015

1919'da Temaşa'da yayınlanan Kemal Emin Bara'nın yazısı, o yıllarda sinemanın nasıl algılandığına dair ilginç detaylar içeriyor: "Sinemanın tiyatrolara karşı galabe-i katiyye temin edemeyeceğini kâfil yalnız sözdür. Bu hayâl-i zî-ruhun tiyatrodan noksanı edebiyattan ibaret kalıyor."

 

Malumdur ki, sinemacılık Avrupa’da, az zaman içinde pek büyük terâkkiye mazhar olmuştur. Bu uğurda azim müesseseler teşekkül etmiş fevkalade masârıf ihtiyâr olunmuş ve olunmaktadır.

 

Milyonlarla Franka bâliğ[1] olan kordelalardan memleketimize de birçokları uğradı. Sinema dekor ve mümessil[2] zenginliği itibarıyla tiyatrolara korkunç bir rakip kesildi.

 

Eski Yunaniler zamanında tiyatro bugünkü şekilde olmayıp bizim orta oyunlarına biraz benzediği için piyesler vahdet-i mekândan[3] kurtarılmıyordu. Bilahare tiyatro bugünkü şekle ifrağ[4] dekorlar, perdeler icat edildikten sonra da yine bu piyeslerin vaz-ı sahne[5] edilmelerine devam olunmuş ve hâlâ o sûrette kalmıştır.

 

İngiliz şâir-i meşhuru Şekspir bu ananeyi ilk bozanlardan olup eserlerini müteaddit sahnelere tefrik ile daha tabii bir şekle ifrağ etmişse de ekseriya birkaç kelimenin bir meclis için yüzlerce liralar sarfıyla ayrıca dekor yaptırabilmek her tiyatronun yapabileceği miras yediklerden olmadığı için birçok meclislerini yekdiğerine eklemek sûretiyle vaz-ı sahne edilmekte devam olunuyor. Gerçi bu tarz-ı takdim Şekspirce matlub olan tabiiliği muhal ise de aynen vaz-ı sahne etmenin de mecnûnâne bir israf olacağı şüphesizdir.

 

Tiyatronun en müsrif bir siması olan Antuan’ın bile bu ufak ve müteferrik meclisler için bir kadife perdeden ziyade masrafı göze aldırtamamış olması cây-ı nazardır.[6]

 

Sinema, tiyatronun bu noksanını ikmâl etmiştir. Tabii dekorlardan istifade sûretiyle masrafsızca birçok sahne gösterilebilmesi temâşâgerânı[7] pek güzel eğlendirmekte ve tabiata daha ziyade yaklaşmaktadır.

 

Sinemanın tiyatrolara karşı galabe-i katiyye[8] temin edemeyeceğini kâfil[9] yalnız sözdür. Bu hayâl-i zî-ruhun[10] tiyatrodan noksanı edebiyattan ibaret kalıyor. Ve bunun içindir ki tiyatroda muvaffak olamayan birçok mümessilîn sinemanın kahramanı olmuşlardır. Zannedersem bu nev sanatkârân edebiyat ve halâvet-i ifade[11] cihetinden zayıf olanlardır.
 

 

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

 

(Latinize: Samime İnceoğlu ve Ayşe Yılmaz)

 

[1] Bâliğ: Varan, ulaşan.

[2] Mümessil: Tiyatro sanatçısı.

[3] Vahdet-i mekân: mekân birliği, tek mekânlılık.

[4] İfrag: Bir halden başka bir hâle sokma, şekil verme.

[5] Vaz-ı sahne: Sahneleme, sahneye koyma.

[6] Cây-ı nazar: Dikkat çeken bir nokta.

[7] Temâşâgerân: Seyirciler.

[8] Galebe-i katiyye: Kesin bir üstünlük, üstün gelme.

[9] Kâfil: Kefil olan.

[10] Hayâl-i zî-ruh: Sinema

[11] Halâvet-i ifade: İfadenin güzelliği, hoşluğu.

 

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.