Herkesle Aynı Anda Her Filmi İzleyinceye Kadar…
Söyleşi 29 Ekim 2015

Hayatı kolaylaştırmak için dağları delmek gerekmiyor her zaman. Küçük bir farkındalık, umulmadık sürprizlere gebe olabiliyor. Sesli betimleme, böyle bir farkındalığın ürünü. Birkaç kişinin samimi gayreti sayesinde sinemaların kapısı görme engellilere de açılıyor. 

 

“Bir şeyin neden yapılmayacağını söylemek için pek çok bahane bulmak mümkün. Ama nasılı düşünmeye başladığınızda bir sürü yöntem olduğunu görüyorsunuz!” Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji Merkezi (GETEM) Direktörü Engin Yılmaz tercihini ‘nasıl’dan yana kullananlardan. Görme engelinin başarısını sarsmamasının temel sebebi bu motivasyon. Ancak bir kişinin farkındalığı ve gayreti hayatın herkes için kolaylaşmasına yetmiyor elbette. Onlar Sesli Betimleme Derneği’ndeki arkadaşlarıyla bir hayal kurup onu yaşatıyorlar. Görme engellilerin sinemada, hem de herhangi birinin yardımı ve açıklayıcı desteği olmaksızın film izleyebilmesi bu hayal sayesinde mümkün oluyor. 2006’da bir kısa filmle başlayan betimleme çalışmaları, 10’uncu yılında 400 film ve onlarca programa ulaşmış durumda. Ekip, Kasım ayı içerisinde bir ilke daha imza atacak. Boğaziçi Üniversitesi Sineması’nda (Sinebu) kurulan altyapı sayesinde görme engelliler de görebilen izleyicilerle birlikte aynı anda ve salonda film izleyebilecek. Engin Bey’in çizdiği tablo, zihinlerimizdeki engelleri temizlemek için henüz epey yolumuz olduğunu ortaya koyuyor.

 

On yıllık bir çabanın bugün ulaştığı noktayı dinleyeceğiz sizden. 2006’da başlamıştınız sesli betimleme çalışmalarına değil mi?

 

2006 resmi tarihi. Aslında daha öncesi var. Biz betimlemeden 2000’lerin başlarında haberdar olduk. Boğaziçi Üniversitesi çok önemli bir yere sahiptir bu çalışmada. Çünkü bizim dünyaya açılmamızı, neler olup bittiğini görmemizi sağladı buradaki imkânlar. Internet ilk burada kullanılmaya başlandı. Ilk ekran okuyucu programlar burada kullanıldı. 1990’ların sonlarında bilgisayar laboratuvarımız vardı. O dönemler için önemli bir nokta bu. Bir de bilgisayar görmeyenlerin hayatında bir devrimdir. Ilk kez yazılı kaynaklara o sayede ulaşabildik. Kendi gazetemizi okuyabildik. Kendi araştırmalarımızı yapmaya başladık. Bu çok önemli bir etkileşim. Bir görmeyenin hayatında 3 devrim vardır. Ilki Brail alfabesi. Kabartma yazı ilk kez 1800’lerde kullanılmaya başlanır. Ikincisi bastondur, bağımsız yaşamın simgesi olduğu için. Ve üçüncüsü bilişimdir. Herkesle aynı anda bilgiye erişim sağladığı için. Bilişim ayağından sonra oldu bence her şey. Çünkü dünyada olup bitenlerden haberdar olmamızı sağladı. Adem abimiz vardı, o da bizim okuldan. 1950’lerde çekilen Rüzgar Gibi Geçti’nin sesli betimlemesini verdi bana. Filmde görmediğimiz sahnelerde neler olduğunu anlatıyor. Müthişti. Baktık ki bu bayağı yaygın bir şeymiş. Belli internet siteleri vardı bu iş için. Bir sürü film izledim: Truman Show, Forest Gamp, Cesur Yürek, Matrix, Titanic… o yıllarda bütün bunlar yapılmıştı.

 

Peki nasıl bir fark vardı?

 

Çok ciddi. Türk filmlerinde bunu daha iyi anladık. İngilizce’de biraz onun heyecanına kapılmıştık. Ama bugün bakıyorum betimlemesiz bir film izlemekten zevk almıyorum. Şunu da belirtmek gerekiyor ki bu zaten film izlediğimiz için doğan bir ihtiyaçtı. Bilmezseniz talep de etmezsiniz. Sinemaya gidip filmin sonunu anlamadan çıktığımız çok olmuştur. Ama yine de gidiyorduk. Sonuçta o da bir keyifti. Hikâyesini bir şekilde buluyorduk, anlattırıyorduk ya da kendimiz tamamlıyorduk. Boşlukları dolduruyorduk. Bazen alakasız da doldurduğumuz oluyordu tabii. Sesli betimleme, sinema gibi en görsel kabul edilen alanda bile gerekli düzenlemeler yapılırsa engellenmişliğin ortadan kalkacağını gösterdi bize. Bu önemli! Felsefe o. Gördük ki körlük bir engel değil. Onu engel yapan toplumdaki düzenlemeler. Engeller ortadan kalkarsa körlük sarışınlık, esmerlik gibi bir farklılık haline gelir. Bütün engel grupları için geçerli bu.

 

Sistematik çalışmalarınız ne zaman başladı?

 

2005 yılında bu felsefeyle Engelsiz Erişim adıyla bir dernek kurduk. Ilk projelerimizden biri sesli otobüsler, ikincisi de betimlemeydi. Otobüste nerede ineceğimi neden bilmeyeyim? O proje bizim çalışmalarımız sayesinde oldu. Betimlemede de aynı şekilde, neden Türkiye’de olmasın? sorusuyla yola çıktık. O zaman ismi bile belli değildi. Ne desek, işitsel tarif mi, sesli tanım mı diye düşünürken ingiliz dili bir arkadaşımız betimleme dedi. Öyle kaldı. Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’ne gittik. Projeyi çok sıcak karşıladılar.

 

Ne yapılması gerekiyordu?

 

Önce biri filmi izleyip boşlukları belirleyecek. O boşluklarda ne olduğunu, en çok şeyi en kısa zamanda anlatmanız gerekiyor. Bir sürü ayrıntı var, nerede ne olduğunu doğru şekilde vermeniz gerekiyor. Betimlemenin altın kuralı konuşmalara girmemektir. Betimleme filmin önüne geçemez. O yüzden çoğu zaman ünlü ses kullanmıyoruz. Dikkat dağılır ve betimleme filmin önüne geçer sesin etkileyiciliği sebebiyle. Duygusal kelimelerden, yorumlardan kaçınıyoruz. Çok güzel bir kadın demiyoruz mesela. Nasıl giyindiğini, ne tür özelliklere sahip olduğunu veriyoruz, dinleyen kişi karar versin. Önemli olan doğru betimleme sayesinde kişinin en doğru yorumu yapmasını sağlamak. Ilk başta böyle değildi tabii. Zamanla oluştu bu kurallar.

 

Bir standardı var mı?

 

Dünyada kabul edilmiş bazı şeyler vardı, izledik ve onları aldık ama çok da net değildi. Yaptıkçı öğrendik. 2006’da ilk olarak Çarpışma diye bir kısa film yaptık. 24 Kasım 2006’dır onun galası. O gün resmi açılışımız yapıldı diyebiliriz. O filmin betimlemesine bugün baktığımda ne kadar kötü diyorum. Çok fark var. Ama belki 10 yıl sonra da bugün yaptıklarımızı beğenmeyeceğiz. Çünkü bu gelişen bir süreç.

 

İlk gösterimden sonra ne tür tepkiler aldınız?

 

İnsanlar için inanılmaz bir şeydi. Bizim tepkilerimiz de önemliydi çünkü ilk Türk filmiydi bizim için de. İlk beş dakikasında hiç konuşma olmayan 20 dakikalık bir yapımdı. Betimleme olmasa hiç bir şey anlamazsınız zaten. Onu ilk betimlemeli izlediğimde duyduğum heyecanı unutamıyorum. Ama bir dönem kavrayamadılar tabii her filmde olur mu falan diye. Zamanla yeni filmler yapıldıkça betimlemeli film izleyenler bir daha betimlemesiz izlemez oldu.

 

Aralardaki boşluklar gerekli açıklamayı yapmak için yetiyor mu?

 

Ustalık o küçük boşluklara en doğru bilgiyi yerleştirmekte gizli işte.

 

Nasıl çalışılıyor peki?

 

Ilk başlarda mutlaka her filmi bir görenle görmeyen birlikte izliyordu. Görmeyenin verdiği nereyi anladım, nereyi anlamadım gibi ip uçlarıyla betimlenecek yerler belirleniyordu. Sonra filmin metni oluşuyordu ve yapıldıktan sonra son kontrolü de yine birlikte yapıyorlardı. Bir filmin yapılması 2 – 3 ay sürüyordu tabii. Öğrenme süreci olarak baktık ona. Ilk başta yavandı, sadece hareketler betimleniyordu. Gitti, geldi, oturdu, kalktı… Sonra bakışlar farklılaşmaya başladı. Beden dili, oyuncuların hareketleri daha fazla betimlenmeye başlandı. Mekandaki ayrıntılar girdi devreye. Onlar da çok önemli çünkü. Yönetmenin gösterdiği her şeyin bir anlamı vardır. O anlamın elden geldiğince yansıtılması gerekir. Küçük bir boşluk varsa orada en can alıcı açıklama veriliyor. Bir sonraki boşlukta önceden kaçırdığı ama hala görünür olan  şeyler betimleniyor. Dizileri de betimliyoruz. Ama sinema filmi daha zor. Sinemada ilk kez karşılaşıyoruz her şeyle. Dizide ise sürekli tekrar var. Kıyafetler çok önemli. Ne giymiş, hangi rengi kullanmış?

 

Tüm bu detayları sığdırabiliyor musunuz?

 

Evet, çok detay var ama filmlerde de zannettiğimizden daha fazla boşluk var. Üstünde çalıştıkça görüyorsunuz bunu. Yine de her şeyi betimleyemeyebilirsiniz ama alternatifi hiç bir şey olmaması olunca çok güzel geliyor size. Bugün artık bir sürü dizi betimleniyor. Filmlerin sayısı 400’e yaklaştı. 2006’da bu hayal gibiydi. Ilk yıllarda bir yılda iki üç film betimlersek iyiydi. Amatör yürüyordu işler. 2010’a kadar 20 filmi geçememiştik. Son yıllarda Kanal D ile başlayan bir atılım oldu. Televizyon kanalları bize dizilerini betimletmeye başladı. Şu an Kanal D’de yayımlanan tüm diziler betimleniyor.

 

Nasıl erişiliyor peki bu içeriklere?

 

engelsiz.kanald.com.tr adresine konuluyor bütün diziler. TRT’de de var. Bir ara Show Tv ve Star da yaptı. Böyle bir atılım içine girince dernekleştik. Maddi olarak da imkânlarımız arttı. Sesli betimleme kitap okumak gibi değil. Yarım saatlik eğitimle kitap okunabiliyor. Ama sesli betimleme metin yazarı olmak için en az 6 ay gerekiyor. Başlarda her gönüllüye buyur yaz diyorduk ama baktık öyle olmuyor. Eğitim koordinatörümüz Emine Kolivar. O birimde sürekli çalışan 8 kişi var. Yeni başlayanlara önce bir aksiyon filmi gönderiliyor. Kurallar zaten ellerinde. Sonra korku filmi, dram, romantik komedi, sonra sadece komedi, çocuk filmi gibi farklı alanlarda yapımlar gönderiliyor ve hepsi yeniden düzeltiliyor. Hepsi bittikten sonra bir filmi baştan sona betimlemeye başlıyorlar. Metin yazarı olmak için dili iyi kullanıyor, kelimeleri doğru seçiyor, süreyi doğru tutturuyor olmanız lazım.

 

Bir filmin betimlenmesi ne kadar sürüyor?

 

Profesyönel arkadaşlar 2 – 3 günde yapıyorlar. Eskiden biz çok uğraşıyorduk, şimdi ne yapmaları gerektiğini biliyorlar. Kurallarımız oturdu ama bu hiç değiştirmiyoruz demek de değil. 2012 yılında Amerika’dan bir sesli betimleme direktörü getirdik Türkiye’ye. Bize eğitim verdi. Gördüğünüzü anlatın ve seyirci adına yorum yapmayın. Bu iki uyarısı çok önemliydi. Çok komik duruyor diyemezsiniz. Görmeyen kişi aptal değildir, sadece kendi yorumuna ulaşabilmek için bilgiye ihtiyacı vardır. Hala öğreniyoruz ve yeni kurallar, düzenlemeler yapıyoruz. Yeni geri bildirimler geliyor. Sesli betimlemeyi özel kılan bir şey var. Biz bunu görmeyenlerle birlikte yaptık. Ben de zaten görmüyorum. Fikir bizden çıktı.

 

Süreç nasıl işliyor?

 

Biri filmi izleyip metni oluşturuyor, başka biri seslendiriyor. Işaret dili ve alt yazı da koyuyoruz artık. İşitme engelliler çok büyük bir parçası projenin. Montaj ekibi bütün bunları filme gömüyor. Son olarak son kontrolcülere gidiyor film. Üç son kontrolcümüz var. Biri görmüyor, filmi izleyip ses yüksekliği, betimlemenin yeterli olup olmadığı yönünde inceliyor.

 

Tekrar başa dönülebiliyor yani?

 

Beğenmezse dönersiniz evet. Dönmesek bile bir dahaki sefere nasıl yapılması gerektiğini görüyoruz. Ciddi bir hataysa başa döndüğümüz de oluyor. Bir altyazı kontrolcümüz var. Yazım kuralları önemlidir çünkü. Şive kullanıp kullanmayayı tartıştık bir ara, Kullanmamaya karar verdik. Bana kalsa kullanılmalıydı.  Daha sonra biri de işaret dili açısından denetliyor. Engellilerle birlikte çalışıyoruz yani. Bunun nihai kullanıcısı engellilerdir ve kontrolü onlar yapar. Kullanıcılar eleştirilerini yazıyor.

 

Erişim nasıl oluyor?

 

GETEM’de MP3 dosyaları var, isteyenler oradan dinleyebiliyor. Sitemizden sadece engelliler erişebiliyor. Aksi taktirde telif sorunu oluyor. Ankara’daki Sesli Betimleme Derneği’nden DVD de temin edilebiliyor. Kanallar dizilerini kendi sitelerinde yayınlıyor zaten.

 

Yaptıklarınızı bunlar, ya yapamadıklarınız?

 

Sinemada sesli betimlemeyi gerçekleştiremedik hala. Gerçekleştirememiştik demeliyiz ya da. Yavaş yavaş ona giriyoruz.

 

Kastınız ne bundan?

 

Herkesle aynı anda aynı filmi izlemekten bahsediyorum. Projenin son halkası bu. Sinemaya bir sistem kurulup sunucu yerleştiriliyor. Sadece kulaklıklara yayın yapıyor. Aynı salonda görenler ve görmeyenler birlikte film izleyebiliyor bu sayede. Bizim engelsiz erişimi kurarken temel hedefimiz izolasyonu ortadan kaldıkmaktı. Bugüne kadar sağlayamamıştık. Betimlemeli izlemek gören biri için manasız, ama görmeyen diğerini anlayamıyor.

 

Bugüne kadar yapılamamasının sebebi ne?

 

Sinemalara ciddi bir alt yapı kurmak gerekiyor. Hem maliyeti yüksek hem de bilen yok Türkiye’de. Biz Boğaziçi Üniversitesi’ne kurmak için çok uğraştık. Amerika’da çok yaygınmış, İngiltere’de yine öyle. Türkiye’de hiç yok, ilk kez burada olacak.

 

Sizden danışmanlık almak yönünde talep geliyor mu?

 

Çok oluyor ama genellikle bir film göstermek istiyor insanlar. Insanların gözünü bağlayalım, birlikte izletelim falan. Bunlar bizim hiç sevmediğimiz şeyler. Birinin körlüğü anlaması için gözü bağlanmaz, karanlıkta tutulmaz. Bunlar sadece daha çok acımalarını sağlar. Empati falan olmuyor, haline şükrediyor iyi ki böyle değilim diye. Engellilik bir farklılık. O bakışı yaygınlaştırmak gerekiyor. Sadece sinemayla da sınırlı değil. Tiyatrolar, sergiler, müzeler de kullanabilir bu yöntemi.

 

Yeni hedefleriniz neler?

 

Tiyatroları çok arzuluyorum ben. Birkaç sembolik çalışmamız oldu ama sürekli yapılması lazım. Geçen sene Şeb-i Arus törenini betimledik canlı olarak. Simultane tercüme gibi düşünün. Çok güzel olmuştu. Sesli betimleme her yerde yapılabilir. Görselliğin olduğu her yerde betimleme vardır.

 

Betimlemeyle erken yaşta tanışan çocuklar açısından baktığımızda hayal dünyalarının zenginleştiğini söyleyemek mümkün mü?

 

Kesinlikle öyle. Duyduklarının dışında şeyler olduğunu öğreniyorlar. Betimlemeyle büyüyen çocukların nasıl etkilendiğini 10 – 15 yıl sonra çok daha rahat görme imkânımız olacak. Çizgi film, animasyon ve çocuk filmi de betimliyoruz bu sebeple. Bütün Buz Devri filmleri var. Garfield’lar, Harry Potter serisi… Bütün erişilebilirlik çözümleri gibi betimleme de bir haktır. Sosyal sorumluluk bazında, lütuf gibi yapmamak lazım, Geç kalınmış bir erişim bu. Bir gün herkesle aynı anda her filmi izleyinceye, her kitabı oyuyuncaya, her eğitim kurumuna girinceye kadar mücadele edeceğiz diye bir sözümüz var bizim. Önemli olan budur. Sinemalarda bunun olması bir başlangıç. Devamı geldiğinde anlamlı olacak. Ne kadar yaygınlaşırsa başlangıcın o oranda bir anlamı olacak. Bu yüzden yapımcı ve yönetmenlerin filmlerin DVD’leri hazırlanmadan önce bizimle bağlantıya geçmesini istiyoruz. Iki üç günlük çalışmayla DVD’lere betimleme eklenmesini sağlayabiliriz. Bunun için de samimi bir gayret ve farkındalık gerekiyor… 

 

Fotoğraf: Ali Çağlar Özkan

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.