Malatya Film Festivali ve Sinemamızın Kronik Problemleri
Barış Saydam - Yorum 16 Kasım 2015

Birçoğu Türkiye’deki ilk gösterimini Malatya’da yapan yerli filmler gelecek için umut vermekten uzak, belli formüllere ve kalıplara hapsolan, özgün ve yaratıcı bakış açıları ortaya koymaktan uzaktı. Toplumu çözümleyen, insanlarını anlayan ve anladığı ölçüde perdede anlatabilen çalışmalar çok azdı.

 

Sinema, seyirci ile varolabilen bir sanat. Seyirci olmazsa, en güzel salonlarda en güzel filmleri gösterseniz bile karşılığını bulması mümkün olmuyor. Sinemanın bir seyirliğe dönüşmesinde, onun büyülü bir eylem hâline gelmesinde kalabalığın da önemli etkisi var. İstanbul dışındaki kentlerde seyirci potansiyelini harekete geçirmek bu anlamda çok zor. Nüfus olarak kalabalık illerimizden Ankara, Antalya, Adana ve İzmir’de bile seyircilerin festivallere ilgi göstermesi, bu illerdeki festivallerin geleneklerine ve seçkilerine rağmen çoğu zaman istenilen seviyelere çıkmıyor. Seyircinin yeterince ilgi göstermediği festivaller de bir süre sonra gerçekleştirenler için bir zahmete, zorunluluğa dönüşüyor. Yönetimlerde bir sirkülasyon, organizasyonda çap küçültme, istek ve motivasyonda zayıflama başlıyor. Bunları aşmak ve devamlılığı sağlamak için ise öncelikle seyircilerin kentlerinde düzenlenen festivale ilgi göstermesi gerekiyor.

 

Bu yıl altıncısı düzenlenen Malatya Uluslararası Film Festivali, bu açıdan geçmiş yıllardaki dalgalanmalarını aşmış gözüküyor. Özellikle genç seyircilerin gösterilen bütün filmlere yoğun ilgi göstermesi, salonların önünde kuyrukların oluşması kentin festivali sahiplendiğinin en güzel örneği belki de… Kentin festivali var etmesi, onu yalnız bırakmaması festival organizasyonunu gerçekleştirenleri de motive eden bir unsur. Sürekli bir koşturmaca içerisinde her şeyin yolunda gitmesi için çaba sarf eden dinamik ve güler yüzlü bir ekiple birlikte Malatya Uluslararası Film Festivali’nin ilerleyen yıllarda çıtasını daha da yükselteceği muhakkak. Sanıyorum bu seneki yoğunluktan sonra önümüzdeki senelerde festival filmlerine daha büyük ve daha kaliteli salonlar da ayrılacaktır. Böylece seyir zevki ve festival coşkusu daha da yükselecektir.

 

Ulusal Yarışma’daki Filmlerin Genel Özellikleri

 

Şakir Sırmalı, 1957 yılında Yeditepe dergisine yazdığı bir yazıda, o dönemin Türk sinemasını tanımlarken, Türk filmlerinde olmazsa olmaz üç unsurdan söz eder: Mevlid, dansöz ve müzik. Bu üç unsura yer vermeyen bir Türk filmi bulmanın çok zor olduğundan bahseden Sırmalı’nın eleştirdiği 50’li yılların Türk sinemasından günümüze geldiğimizde de ilginç bir şekilde benzer unsurlara rastlarız. Malatya’da Ulusal Yarışma’da gösterilen on dört Türk filminin çoğunda bir mevlid bir de filmin içinde kendine ait ayrı bir dünya yaratan müzikli video klip vardı.

 

Sırmalı, 1950’li yılların sinemasındaki ticari formülasyona, halkın basit bir biçimde kandırıldığına dikkat çekerken; bunun olası tehlikelerini o zaman öngörmesi çok mümkün değildi. Ancak meselenin kültürel boyutu da en az ticari boyutu kadar önemli. Müslümanlığı başörtüsü, takke, mevlid ve camii ile eşleştirmek, yerelliği klişe bir taşra üzerinden sinemaya aktarmaya çalışmak filmlerin inandırıcılığını ve sahiciliğini de zayıflatıyor. İnsanların içinde yaşadığı topluma nüfuz etmeden, toplumu ve toplumsal olayları aktarmaya çalışması bir tarafıyla hep eksik kalıyor. Lütfi Akad’ın göç üçlemesinde köyden kente göç eden muhafazakâr ailelerin hikâyelerini anlatırken karakterleri çepeçevre saran kültürel kodlar, son dönem Türk sinemasında görsel birer dekor olmaktan öteye geçemiyor. Bu unsurlar klişe bir şekilde dekor olarak kaldıkları için de bir yerden sonra sentetikleşerek filmin kendi anlatısına da zarar vermeye başlıyor.

 

Kültürün ve toplumsal öğelerin filmlerde gerçek hayatta olduğu gibi başat ve işlevsel bir şekilde kullanılamamasının yanı sıra, seçkide yer alan filmlerin bir diğer sorunu da hemen hepsinde gördüğümüz video klip estetiğindeki sekanslardı. Filmde yaratılan atmosfer, kültürel ve toplumsal referanslardan beslenerek yavaş yavaş örülmediği için filmlerde kendi başına bir duygusu olan ve filmin genelinden ayrıksı kalan sahnelere sıkça rastlamak mümkündü. Filmin, karakterin, kameranın ve diyaloğun kendisi duyguyu veremediği için sırtını müziğe yaslayan yönetmenler, video kliplerle seyircinin ilgisini diri tutmaya çalışıyordu. Televizyon dizilerinden aşina olduğumuz bu sekansların yanı sıra, mizansen anlayışı, sahne geçişleri ve kullanılan ışıklar da televizyon estetiğinin sinemada da baskınlaştığının önemli ipuçlarıydı. Belli ki ilerleyen yıllarda televizyon dizilerindeki yapım şartları, teknik donanım ve anlatım özellikleri sinemamızı daha da çok etkisi altına alacak.

 

Memleket (Yön. Murat Saraçoğlu)

Yeni Dünya (Yön. Caner Erzincan)

 

Genel Eğilimler: Televizyonlaşan ve NBC’leşen Sinema

 

Seçkide yer alan filmlerin genel eğilimlerini kabaca iki ana kategoriye ayırmak mümkündü. Filmlerin çoğunun yer aldığı televizyon ve dizi estetiği, özellikle seyirciyle bağ kurmaya çalışan, seyirliği görece daha yüksek filmler için ana formül gibi gözüküyor. Yeşilçam’daki klişelerin tekrarlandığı “televizyonlaşan” filmlerde, sürekli kendini tekrar eden sahneler, abartılı oyunculuklar, özensiz görüntü ve sanat yönetmenliği ilk anda dikkati çeken özellikler olarak beliriyor. İkinci baskın eğilim ise, “festival filmi” formatı… Nuri Bilge Ceylan’la başlayan ve devam eden festivaller aracılığıyla filmlerin ve yönetmenlerin saygınlık kazanması, yurtiçinde filmlerin anlaşılamasa ve iş yapmasa bile en azından yurtdışındaki saygın yerlerde gösterilmesi arzusu yönetmenlerin film çekerken temel bir motivasyonu olmuş durumda. Bu da ister istemez filmlerin belli formüller üzerine kurulmasını; konu seçimi, mizansen anlayışı, oyunculuklar ve sinematografi gibi öğelerin tek tipleşmesini beraberinde getiriyor. Maalesef sinemamızın son yıllardaki görünümüne baktığımızda televizyonlaşan sinema kadar Nuri Bilge Ceylanlaşan sinemanın da etkisi yoğun. Kuşkusuz her ülke sinemasında kurucu olarak kabul edilen önemli isimlerin örnek alınması, onun benzerlerinin türemesi doğal bir şey; ancak Türkiye’de bu artık doğallığın ötesinde saygınlık kazanmak adına yapılan bilinçli bir taklitçiliğe dönmüş durumda.

 

Malatya Film Festivali’nde yer alan on dört Türk filminin genel özellikleri bu açıdan değerlendirildiğinde geçmiş yıllarda İstanbul, Adana ve Antalya’daki seçkilerden farklılaşmıyordu. Birçoğu Türkiye’deki ilk gösterimini Malatya’da yapan yerli filmler gelecek için umut vermekten uzak, belli formüllere ve kalıplara hapsolan, özgün ve yaratıcı bakış açıları ortaya koymaktan uzaktı. Toplumu çözümleyen, insanlarını anlayan ve anladığı ölçüde perdede anlatabilen çalışmalar çok azdı.

 

Not: Festivalde SİYAD jürisinde görev aldığım için özellikle film ismi belirtmeden genel olarak filmlerin ortak özelliklerine değinmeye çalıştım.

 

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.