Neşe ile Keder Arasında Daimî Bir Kaybeden
Betül Durdu - İnceleme 18 Mart 2016

Sadri Alışık’ın şair kimliğinden hareketle diyaloglarında şiirsel bir ritim söz konusudur. Kullandığı dilin taklit edilemeyecek kadar nevi şahsına münhasır olması sebebiyle Alışık, o dönemde kendi seslendirmesini kendisi yapan nadir oyunculardandır.

Taş Parçası (1939) ile Türk sinemasında Muhsin Ertuğrul tekelindeki tiyatrocular dönemini bitirip yeni bir dönem başlatan Faruk Kenç, çalışmalarına 1944 yılında çektiği Günahsızlar ile devam ederken aynı zamanda genç ve tanınmamış tiyatro oyuncusu Sadri Alışık, elli yıl sürecek sinema serüvenine ilk adımını atmaktadır. Sinemanın henüz canlandığı bir dönem Yeşilçam’da oyunculuğa başlayan Alışık, 1950’li yıllarda Atıf Yılmaz, Sami Ayanoğlu, Turgut Demirağ gibi yönetmenlerin filmlerinde ve -Türk sinema tarihinin ilk uzun metrajlı renkli filmi- Halıcı Kız’da (1953) yan rollerde görev alır. Ellilerin sonlarına gelindiğinde ise Yeşilçam’da artık kendine belli bir yer edinmiş oyuncu, Ömer Lütfi Akad’ın Yalnızlar Rıhtımı (1959), Metin Erksan’ın Hicran Yarası (1959) filmlerinde de başrol oynayarak bu yerini iyice sağlamlaştırır.

Sinema hayatı boyunca iki yüze yakın filmde rol alan oyuncu, Türk sineması tarihine de birçok tip ve karakter armağan eder. “Star” kavramının fazlasıyla popüler olduğu bir zamanda yan rollerin parlayan yıldızı olmayı başarır. Turist Ömer, Ayhan Işık’ın başrol olduğu Helal Olsun Ali Abi (1963) filmindeki yan karakterlerden biriyken sinema seyircisinden gördüğü ilgiyle dokuz filmlik bir Turist Ömer serisine dönüşür. Alışık, Turist Ömer’e Şaka ile Karışık’ın (1965) Ofsayt Osman’ı ve altmışlı yıllardan itibaren canlandırdığı diğer şoför tiplemelerini de ekleyerek yelpazesini genişletir. Yine altmışlardaki birçok rolünde zengin kıza âşık olan, yahut maddiyat uğruna terkedilen fakir ama gururlu delikanlıları canlandırır. Hindistan Cevizi’ndeki (1967) rolünde “Bu, zengin kızları seven fakir halk çocuklarının hikâyesidir.” der çünkü zengin ile yoksulu bir araya getirebilen aşk, hikâyelerin daima bağlayıcı unsurudur. Sevginin, dostluğun, dayanışmanın ve küçük insanların küçük dünyalarından seyirciyle temas kurar. Böylece seyirci Sadri Alışık’ın rol dünyasında kendini bulur ve filmin bir parçası haline gelir. Sadri Alışık’ın dönemin Ayhan Işık, Kenan Pars gibi jönleri arasından sıyrılmasını sağlayan ise çoğu kez doğaçlama olarak yarattığı özgün karakterlerdir. Yeşilçam’ın içindedir ancak ondan ayrı kendine has bir üslup da geliştirir. Rol aldığı filmlerde dram ile komediyi harmanlar ve karakterlerden ziyade öyküye dayalı melodram türünde rolünü öne çıkarmayı başarır.

Turist Ömer, esasında Charlie Chaplin’in canlandırdığı Şarlo tiplemesinin bir versiyonudur. Nitekim Helal Olsun Ali’den sonra oynadığı Avare (1964)  ise Bollywood’dan Raj Kapoor’un Şarlo’ya dayanan Avare (1951) filminin Türkiye uyarlaması. Ancak Şarlo’dan farklı olarak Sadri Alışık, canlandırdığı karakterleri yerel kültürü ön plana çıkararak halkın içinden, yaşayan canlı karakterlere dönüştürür. Oyunculuktaki esin kaynağı halktır ki kendisiyle özdeşlemiş eğri selamını da askerlikte selam vermeyi beceremeyen bir arkadaşından esinlenerek yaratmıştır. Aynı dönemde çekilen köy filmlerinde dahi Yeşilçam’da İstanbul Türkçesi ile konuşulup, uyum problemi yaşanırken Sadri Alışık, argoya kayan konuşma dili ve davranışları ile hikâyelerinin konusu alt sınıfları gerçekçi bir üslupla yansıtır. Aynı zamanda şair kimliğinden hareketle diyaloglarında şiirsel bir ritim söz konusudur. Kullandığı dilin taklit edilemeyecek kadar nevi şahsına münhasır olması sebebiyle Alışık, o dönemde kendi seslendirmesini kendisi yapan nadir oyunculardandır. Öyle ki bazı sözleri filmin seslendirme aşamasında aklına gelip eklediği olur. Turist Ömer’in yan karakterken Türk sinema tarihinde adeta bir fenomene dönüşmesini sağlayan ise Sadri Alışık’ın dönemin kalıplaşmış oyunculuklarına alternatif, bu ayrıksı duruşudur. Turist Ömer için  “Çetin koşullar altında bile gülmeyi unutmamış, kırıldıkça, ezildikçe, horlandıkça iyimserliği pekişmiş, kenara itilmiş bir kesimin simgesidir, lümpenin çaresizliği, gizli kalmış ince duygusudur."[1] der Selim İleri. Bir anlamda Turist Ömer, Şarlo’nun yerel kodlarla bezenmiş bir örneğidir. Filmin diğer karakterleri gibi belli bir kimliğe sahip değildir. Öncesi ve sonrası olmadığı gibi aynı zamanda mekânsızdır da. Özensiz ve uyumsuz kıyafetleriyle biçimsel olarak altmışlı yıllarda cisimleşen Avrupa’ya odaklanmış Türk burjuva sınıfına karşı yaratılan -fakat alt sınıflara da tam manasıyla ait olamayan- kural tanımayan, protest bir tiptir. Fakat Şarlo’da sınıfsal ayrım belirgin ve sınıf bilinci vurgulanmakta iken Turist Ömer’de belirsizdir.

Bariz bir kaybeden Ofsayt Osman da yine altmışlarda öne çıkan Sadri Alışık tiplerinden biridir: “Kazandığı birkaç kuruşla gününü gün etmesini bilen, hayatı hep iyi tarafından görmeye çalışan; can düşmanı, kendisiyle alay eden ipsizi bile yürekten seven sevimli bir serseri.”[2] Osman kaybeder ama insanlık kazanır ve tek tesellisi de budur. Alışık’ın altmışlarda canlandırdığı neredeyse tüm karakterler yoksul ama neşeli, hümanist, sokak serserisi halleriyle hüznü umursamazlığa çevirir. Filmlerinde seyircisine hem ağlama hem de gülmeyi vaat eder. Filmlerinde neşe ile keder başa baş gider. Oyuncu, üst ve alt sınıf arasında seyreden hikâyelerinde hümanist bir tavırla denge kurma görevini üstlenir. Yoksul mahallelerin, Beyoğlu pavyonlarının naif delikanlısıdır. Karşı olduğu tek sınıf gözünü para hırsı bürümüş “kötü zenginler”dir.  Çünkü dünya malına tamah etmemek yarattığı karakterlerin en belirgin özelliklerinden biridir. Ancak bu durum Şarlo’da olduğu gibi toplumsal bir yaklaşımla değil aksine aşırı duygusal bir tonla filmlerde yer alır. Ofsayt Osman, tüm aksiliklere rağmen “Adaletine kurban olduğum Allah’ım bir gün bile güldürmedi yüzümü.”[3] der ve asla isyan etmez. Bu sebeple seyirci, Sadri Alışık tiplemelerinde samimiyet, içtenlik ve en önemlisi sıkı bir kadercilik, dolayısıyla kendini bulmaktadır.

 

Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı, 1966 yapımı Ah Güzel İstanbul Sadri Alışık’ın oyunculuğuyla göz doldurduğu filmlerden biridir ve filmografisinde ayrı bir köşede konumlanır. Diğer rollerinden farklı olarak filmdeki Haşmet İbriktaroğlu rolüyle bu kez tüm maddi varlığını kaybetmiş fakat asaletini korumuş bir İstanbul beyefendisini canlandırır. “Gelmiş geçmiş, yitirilmiş bir mazinin savunuculuğunu yapmakta”[4] olan filmde Sadri Alışık, en iyi performanslarından birini ortaya koyar. Haşmet İbriktaroğlu, geçmişine ait ne varsa külbe-i ahzân’ında[5] (hüzünler kulübesi) toplamış ve yasını tutmaktadır. Hafızası kulübesinde, İstanbul’a dair yitip gidenler de Haşmet İbriktaroğlu’nda yaşamaya devam etmektedir.

1970’lere gelindiğinde televizyonun yaygınlaşması ve toplumsal bunalımlar gibi sebeplerle Türk sinemasının üretim alanı daralırken bu durum Sadri Alışık’ın yoğun çalışma temposunu da etkiler. Oyuncu bir sene içerisinde birden çok filmde rol almaya devam etse de altmışlara kıyasla yetmişlerdeki film üretimi neredeyse yarı yarıya düşer. Ancak bu dönemde bir yandan Turist Ömer serisi devam ederken diğer yandan Ah Müjgân Ah’daki  (1970) -yine bir kaybeden profili çizen- Hüsnü Neşedenyana karakteriyle seyircinin takdirini kazanmaya devam etmektedir. Seksenlerde Yeşilçam’ın üretim ilişkileri çözülürken Sadri Alışık da pek çok oyuncunun yaptığı gibi kabuğuna çekilmeyi tercih eder. Uzun süre sinemadan ayrı kalan oyuncu, 1994’te Yavuz Özkan’ın yönettiği Yengeç Sepeti filmi ile kısa bir dönüş yapar. Yengeç Sepeti’ndeki performansı sinemaya yarım asır emek veren Sadri Alışık’a ilk ve son defa 1994’teki Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandırır. Ancak oyuncunun yıllar sonra sinemaya dönüşü vedasıdır da bir bakıma çünkü Yengeç Sepeti son filmi olur. Son filminden kısa bir süre sonra, 1995’te vefat ettiğinde ise arkasında şiirler, şarkılar ve Türk sinemasına kazandırdığı pek çok karakter/tip bırakır.

 

 

[1] Selim İleri, Yaşadığım İstanbul, İstanbul: Everest Yayınları, 2012, s.250.

[2] Şaka İle Karışık (Osman Fahir Seden, 1965)

[3] Şaka İle Karışık (Osman Fahir Seden, 1965)

[4] Alim Şerif Onaran, Türk Sineması Cilt.1, İstanbul: Kitle Yayınları, 1994, sf.119.

[5] Oğlu Yusuf’u kaybeden Yakup Peygamberin yas tutarken halkın rahatsız olması nedeniyle insanlardan uzakta yas tutmak için inşa ettiği oda.

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.