Tuncer Çetinkaya:“Akademik Bir Çerçeve Çizmekten Uzak Durduk”
Barış Saydam - Söyleşi 13 Mayıs 2016

Bizim de çok önemsediğimiz Tarkovski, Bergman, Antonioni gibi yönetmenlerden söz etmenin “gerçek” sinema eleştirisi sayıldığı; Capra'nın, Ford, Hawks gibi sinemayı geniş kitlelerle buluşturmayı başaran önemli isimlerin görmezden gelindiği bir ortama mütevazı bir tavırla itiraz etmek istedik.

Geçtiğimiz aylarda vefat eden Veysel Atayman’la Tuncer Çetinkaya’nın sinemadaki türlerin kökenlerini filmler, yönetmenler ve olaylar üzerinden aktardıkları Popüler Sinemanın Mitolojisi kitabı yayınlandı. Sinemada türler üzerine çok fazla Türkçe kaynak olmadığını göz önüne alırsak, Atayman ve Çetinkaya’nın derinlikli analizlerinden oluşan kitabın önemi anlaşılabilir. Tuncer Çetinkaya ile bizler de kitabın oluşturulma süreci, Atayman ve kitapta izledikleri metot üzerine konuştuk.

  Tuncer Çetinkaya

Veysel Atayman’la birlikte kitabı yazma fikri ne zaman ve nasıl oluştu?

 

Veysel Hoca'yla on yıla yakın bir süredir yayınlanmakta olan Modern Zamanlar Sinema Dergisi'nde, popüler sinemada türlerin tarihsel gelişimi ve bugüne etkileri üzerine pek çok kez kafa yormuştuk. Yazılarından oluşan bir kitabın editörlüğünü üstlenmiş -Sinemamızın Komediyle İmtihanı- ve yine komedi üzerine, yazarları arasında olduğu bir kitabı yayına hazırlamıştım. Son dönemde ise western ve kara filmler üzerine çalışıyorduk. Bir yıl kadar önce Enis Rıza'nın önerisi gündeme geldiğinde, Atayman'ın çağrısına uyup Popüler Sinemanın Mitolojisi’nin yazım sürecine katıldım.

 

Farklı illerde yaşayan iki kişinin kitabı yazma süreci nasıl gelişti?         

 

Araya giren mesafeler, ne dostluğumuzu ne de sinemaya bakışımızı hemen hiç etkilemedi. Veysel Atayman, hâlen okumakta olduğum ve doğrusu kendimi mezun olmaya hiç de hazır hissetmediğim bir okuldu benim için. Ülke sinemasına, Hollywood'a, siyaset, tarih ve kültür dünyasına dair sohbetlerimizi hiçbir zaman unutmayacağım. Buna, kitabın sayfalarında okuyucuyu da davet ettiğimiz tartışmalar da dâhil... Kitabın yazım sürecinde de, Hoca'nın çizdiği çerçevenin rolü büyük oldu. Ele alınan türler üzerine önceden kaleme aldığımız bağımsız yazılar dışında, konseptin içine dâhil edilmesi plânlanan isimler ve filmleri titizlikle belirledik. İncelememize esas olarak dönemin kültürel, ekonomik ve siyasal gelişmelerini de dâhil ederek, türlerin doğuş ve gelişme çizgisini ele almaya gayret gösterdik. Dolayısıyla eserde, ABD'nin Keşfi'nden Yerli Soykırımı'na, Weimar Yılları'ndan Faşizm'in Yükselişi'ne, Caz Çağı'ndan Büyük Bunalım'a, Soğuk Savaş'tan Cadı Avı'na pek çok dönem, filmler/yönetmenler ekseninde yeniden değerlendirildi.

Veysel Atayman

Kitapta Veysel Atayman’la tartıştığınız, fikir ayrılığına düştüğünüz yerler oldu mu?

 

Son bir yılımız, saatler süren telefon görüşmelerinin arasında notlar alarak, birbirimize ödevler

vererek ve kitabın sınırlarını belirleyerek geçti. Üslup konusunda hiç sorun yaşamadık ama esere dâhil edilecek filmler ve yönetmenlere dair tatlı tatlı atıştığımız anlar oldu. Komedi, biraz da benim ısrarımla Woody Allen'a kadar devam etti; melodramın kuramsal boyutunu ise Veysel Hoca belirledi. Üzerinde uzlaşamadığımız tek konu ise veda yazımda da belirttiğim gibi Clint Eastwood'un yönetmenliğini üstlendiği westernler oldu. Hoca, onu türe dâhil etmenin western'e saygısızlık olacağı ısrarından bir türlü vazgeçmedi ve Eastwood'un sinemasal macerasını kişisel intikam öyküleri olarak yorumlamayı tercih etti. Kararına saygı duyduğum için yönetmenle ilgili uzunca bir incelememi çöpe attık ve ilgili bölümün sonuç kısmında yer alan birkaç satır sayılmazsa, ona kitapta yer vermedik.

 

Türler yazılırken önce türlerin tarihçesi, öne çıkan filmleri, yönetmenleri ve günümüzdeki yerleri ifade ediliyor. Bu yapıyı kurarken referans aldığınız kaynaklar oldu mu?

 

Uzun yıllar boyunca, en çok da onun derlemelerinden aşina olduğumuz Frankfurt Okulu merkezli okumaları önemsiyor, yazılarımızda sinemanın tarih ve sosyoloji ile kurduğu bağı öne çıkarmaya çalışıyorduk. Kitapta da aynı yolu benimsedik ve Kracauer'den Patalas'a, Roloff'tan Seeslen'e, sinema yazınına emek vermiş kalemlerin izini sürdük ama en büyük yol göstericilerimizin filmlerin ve yönetmenlerin bizzat kendileri olduğunu söyleyebiliriz.

 

Türkçe kaynaklarda türlerle ilgili geniş kapsamlı yayınlar yok. Bu anlamda kitabın hazırlık sürecinde zorlandınız mı?

 

Önsözümüzde de vurgulandığı gibi, Popüler Sinemanın Mitolojisi’nin sınırlarının akademik bir çerçeveyle çizilmesi tutumundan uzak durduk. Okurla sohbet halinde, kimi zaman cevabını bizim de veremediğimiz sorular sorarak yol almaya çalıştık: John Ford'un muhafazakârlığının sınırları nelerdi? Buster Keaton'ın, yer yer Chaplin'i de aşan sinemasının alametifarikası neydi? Hangi korku filmleri totaliter rejimlerden duyulan ürpertinin dışavurumu olmuştu ya da çoğunlukla dudak bükülen melodram, alt sınıfların kendisini ifade etmesinin etkili bir aracı olarak yorumlanamaz mıydı?

 

Kitabı hazırlarken sizin için de keşif olan, bunu şimdiye kadar fark etmemiştik ama çalışırken gördük dediğiniz yerler oldu mu?

 

Kitabı hazırlamaktaki en büyük amacımızın, sinema yazınında, özellikle 90'lı yılların ikinci yarısıyla birlikte değişen yönelimlere itiraz olduğunun altını çizmek isterim. Bizim de çok önemsediğimiz Tarkovski, Bergman, Antonioni gibi yönetmenlerden söz etmenin “gerçek” sinema eleştirisi sayıldığı; Capra'nın, Ford, Hawks gibi sinemayı geniş kitlelerle buluşturmayı başaran önemli isimlerin görmezden gelindiği bir ortama mütevazı bir tavırla itiraz etmek istedik. Bu çıkışın, günümüz “sanat” sineması tartışmalarıyla da bir ilgisi vardı elbette. Orson Welles'i en çok etkileyen yönetmenlerden olan Preston Sturges, muhtemelen bu yoğunlukla ilk kez Popüler Sinemanın Mitolojisi aracılığıyla literatürümüzde yer aldı. Benzer şeyler, dünyada üzerinde en çok kalem oynatılan türlerden olan ama ne yazık ki bizdeki kaynak sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek westernler için de söylenebilir. Birkaç yıl önce, bırakın film noir'ı, günümüz filmlerini bile çokça etkilediği bilinen Dışavurumcu Alman Sineması, 100. yılını geride bıraktı. Olguyu masaya yatıran kaç yazı okuduk? Umarız yazarken çok keyif aldığımız; Hollywood'un altını üstüne getiren Stroheim'ın, mitolojiyi yaşamına indirgeyen Gloria Swanson'ın, Boğaz'da rakının “gazına gelip” ünlü narasını atan Weissmuller'in ya da ilk korku figürlerinin patent savaşlarının öyküsü, okurda da merak uyandırır.

 

Kitapta dört türe yer veriliyor. Kitabın devamında diğer türleri de görecek miyiz?

 

Ardında devasa bir miras bırakan ve kitabın yayınlanmasına sayılı günler kala aramızdan ayrılan Veysel Hoca ile eserin ikinci cildi için hazırlıklara başlamıştık. Atayman'ın gerilim ve bilimkurgu üzerine çalışmaları bulunmaktaydı. Bu türlere, önceden plânladığımız ama kaleme alma fırsatı bulamadığımız epik ve suç sinemasını da ekleyip vasiyet projeyi tamamlamayı düşünüyorum. Bu fırsatla, devam cildini talep eden Ayrıntı Yayınları'nın değerli yöneticilerine de teşekkür ediyorum.

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.