Atalay Taşdiken: “Komedi Filmi Çekmek İçin Yola Çıkmadım”
Barış Saydam - Söyleşi 08 Haziran 2016

Bilirsiniz, bazı oyun havaları vardır, ritmi hareketlidir, ezgiler sizi oynamaya sevk eder ama sözlerine kulak verdiğinizde içinizi acıtır. Arama Moturu da görünüşte bir oyun havası, eğlenceli ama özde çok dramatik öykülerin yaşandığı bir film.

 

 

Mommo ve Meryem filmlerinden sonra Atalay Taşdiken, Arama Moturu ile Anadolu’da bir kasabada yaşayan bir grup insanın hikâyesini konu alıyor. Birbirinden farklı da olsa, yöre halkından hemen herkes filmde bir arayış içinde… Bu arayışın öte tarafında ise geleneksel ve modern arasındaki gerilim absürd bir mizahın içerisinde kendisini gösteriyor. Bizler de yönetmenle filmi ve filmdeki mizah anlayışının nasıl ortaya çıktığını konuştuk.

 

Filmin hikâyesi ne zaman ve nasıl oluştu?

 

Bilirsiniz, eskiden destancılar, âşıklar vardı. Köy köy, kasaba kasaba gezerler; destanlar, hikâyeler anlatırlardı. Heybeleri her zaman dolu olurdu bu destancıların, âşıkların. Ben de üniversiteyi bitirip İstanbul’a geldiğimde, heybemde epeyce öykü vardı. Mommo ve Meryem filmlerimde bu hikâyelerden küçük bir kısmını paylaştım seyirciyle. Ben İstanbul’da oturuyorum ama doğup büyüdüğüm Konya, Beyşehir’le bağımı koparmadım. Çavuş’a sürekli gidip geliyorum. Bölgenin sosyoekonomik ve kültürel değişimlerini gözleyebiliyorum. Filmin ortaya çıkışı biraz da bu gözlemlere dayalı.

 

Filmde bir arayış meselesi var. Köydeki herkesin bir şeyleri aradığını, bir şeylerin peşinden koştuğunu görüyoruz, sonunda da peşinde koşulan şeyden çok arayışın önemli olduğu ortaya çıkıyor. Daha derinlemesine de ele alınabilecek bu temayı komedi türünde çekmeye nasıl karar verdiniz?

 

Aslında ben bir komedi filmi çekmek için yola çıkmadım. Hele de filmde kasabalıları oynatıyorsanız, onların bir komedi unsuru olarak kullanılmasına karşı çıkarım. Biz iç içe geçen üç beş öyküyü bir senaryoda ele aldık. Ortaya çıkan şeyin kendisi komik oldu. Yoksa filmde de gördüğünüz gibi hiç kimse komiklik yapmaya çalışmıyor. Her karakterin sahici dertleri var. Her karakterin peşinden koştuğu, bulmaya çalıştığı bir şeyler var. Ama bu arayış sırasındaki yolculukta karşılaştığımız bazı durumlar elbette ki komik oluyor. Bu zaten hayatın içinde var. Filmin türünü ben değil, senaryonun kendisi belirledi.

 

Film bir yandan da modernizmin bireysel hayatların içine ne derece nüfuz ettiğini, şehir yaşantısında insanları yönlendiren temel motivasyonların taşrada çok gülünç şeylere dönüştüğünü de ortaya koyuyor. Bu anlamda, filmin dilinin ve tür tercihinin de bunu ortaya koymaya yönelik olduğunu söyleyebilir miyiz?

 

Her sahneyi gözlemlediğim gibi, gerçeğine uygun çekmeye çalıştım. Biraz belgesel tadında yani. Ama modernliğin enstrümanları kırsala girdiğinde, kırsaldaki insanla modern enstrüman arasında bir gerilim oluşur. Daha sonra tanışma safhasında trajik şeyler de ortaya çıkabilir, komik şeyler de… Bunu şey gibi düşünün; kasabadan İstanbul’a gelen birisi kendi kültürüne uzak yemeklerin yapıldığı bir lokantaya oturuyor. Önüne konan menüye bakıyor, tanıdık tek bir yemek ismi yok. Menüyü o kadar inceledikten sonra “bir tavuk şiş” ya da “bir köfte” istiyor. Bu sahneyi çektiğimizi düşünün. Bu sahnenin seyirciye verdiği duygu, komikse evet durumun kendisi komik. Ama trajik soslar da var içinde. O yüzden ben bu filmin dilini oluştururken ve türü konusunda çaba sarf etmedim. Konuyu öyküye bıraktım, o kendi akacağı kanalı buldu.

                                   

 

Filmde profesyonel oyuncuların yer almaması, farklı mesleklerde çalışan, farklı işlerle uğraşan köy halkının oynamasının filme getirdiği artı ve eksiler neler oldu?

 

Önce artısından başlayım, ben biraz da belgesel tadında bir şey yapmak istedim. Çünkü çektiğim öykülerin birçoğu gerçekten yaşanmıştı ve bu öyküleri oynayan insanlar da o öyküleri yaşayan insanlardı. Duyguları öyküye ve filme geçsin istedim. Bu anlamda filmin samimi olmasına büyük katkı sağladı oyuncularım. Ama diğer yandan şöyle bir dezavantajı var; hayatlarında böyle bir tecrübe edinmedikleri için çok zorlandım. Çünkü kamera kayıt dediği anda rol yapmaya çalışıyorlar, oysa ben tam tersine onları oynatmamak için filmde oynatıyordum. Kendileri olsunlar istiyordum. Biraz da metin üzerinde doğaçlamaya izin verecek değişiklikler yaptım. Hepsi bir araya geldiğinde bazen bir sahneyi on beş yirmi tekrar aldığımız oldu. Bu anlamda büyük sabır gerektiren bir tercihti ama sonuçtan memnunum.

 

Mommo ve Meryem de Anadolu’da yaşayan insanların hikâyesiydi. Arama Motoru da yine orada yaşayan bir grup insanın hikâyesi… Fakat filmde, sadece dil ve şivenin ötesinde Anadolu’nun geleneğini ve hayata tutunma biçimini de kendine has bir şekilde verme gayreti içerisindesiniz. Diğer iki filminize kıyasla Arama Motoru’nu bu açıdan nerede değerlendiriyorsunuz?

 

Aslında diğer iki filmimden pek de farklı bir şey yapmadım. Karakterlerim, coğrafya, öyküler, hepsi birbirinin tamamlayıcısı gibi. Mommo’yu hatırlarsanız, iki kardeşin annesizlik durumu vardı. Aslında içten içe bir ana arıyorlardı kendilerine. Meryem’e bakarsanız, gidip de gelmeyen kocasındaydı gözü kulağı... Hep onun geleceği günü bekliyordu ya da onun yanına gideceği günü. Arama Moturu da bir başka arayış öyküsü. Ama içinde birden fazla ana öykünün olduğu bir film. Bilirsiniz, bazı oyun havaları vardır, ritmi hareketlidir, ezgiler sizi oynamaya sevk eder ama sözlerine kulak verdiğinizde içinizi acıtır. Arama Moturu da görünüşte bir oyun havası, eğlenceli ama özde çok dramatik öykülerin yaşandığı bir film.

 

Filmin anlatım yapısına ve karakterlere yaklaşımına baktığımızda Erkek Güzeli Sefil Bilo, Züğürt Ağa gibi filmlere yakın durmaya çalıştığını görüyoruz. Bu anlamda filminizle yakın bulduğunuz örnekler var mı?

 

Bu konuda bir film ismi verirsem üzerimde etkisi olan diğer filmlere ayıp olur. Ama sonuçta insan sosyal bir varlıktır. İçinde yaşadığı toplumun bütün sosyal ve kültürel ürünlerinden etkilenir. Çocukluğundan başlayarak onu ve duygusunu şekillendiren bin bir etmen vardır. Sonuçta ben de bu toplumun bir çocuğuyum ve doğaldır ki, bu ülkenin sinemasında işlenmiş konular, yapılan filmler, karakterler, öyküler beni de etkilemiştir. Ama nokta atışı bir isim veremem.

                                

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.