Adana Film Festivali'nden Notlar 1
Barış Saydam - Yorum 22 Eylül 2016

Özellikle Türk filmlerinin gösterimlerinin yoğun geçtiği festivalde, Ulusal Yarışma bölümünde ilk gün dört film gösterildi. Adana’da geçen ve yönetmen Güven Beklen’in ilk filmi olan Mehmet Salih’le başlayan gösterimler, Erhan Tuncer’in Ağustos Böcekleri ve Karıncalar, Handan Öztürk’ün Bana Git De ve Cemil Ağacıkoğlu’nun Tarla filmleri ile devam etti.

 

23. Adana Film Festivali’nin Ulusal Yarışma seçkisi bu yıl en çok merak edilen Türk filmlerinden üçüne ev sahipliği yapıyor. Derviş Zaim’in Rüya, Reha Erdem’in Koca Dünya ve Mehmet Can Mertoğlu’nun Albüm Türk sinemasıyla ilgilenenlerin merakla beklediği filmlerin başında geliyor.

Özellikle Türk filmlerinin gösterimlerinin yoğun geçtiği festivalde, Ulusal Yarışma bölümünde ilk gün dört film gösterildi. Adana’da geçen ve yönetmen Güven Beklen’in ilk filmi olan Mehmet Salih’le başlayan gösterimler, Erhan Tuncer’in Ağustos Böcekleri ve Karıncalar, Handan Öztürk’ün Bana Git De ve Cemil Ağacıkoğlu’nun Tarla filmleri ile devam etti.

Mehmet Salih

İlk günün programında yer alan filmler arasında Mehmet Salih, son dönemde benzer örneklerini çeşitli festivallerde sıkça gördüğümüz tarzda düşük bütçeli, sade ve minimalist anlatıma sahip bir festival filmi. Adana’da küçük yaşta ailesinden kaçarak evlenen, sonrasında kocası tarafından nedensiz yere terk edilen bir kadın ile oğlu Mehmet Salih’in hikâyesinin anlatıldığı film, gerçek bir hikâye ve gerçek karakterlerden yola çıkılarak çekilmesine karşın fazlasıyla şematik, düz ve yapay duruyordu. Yönetmen de dâhil olmak üzere filmde çalışan pek çok kişi filmin geçtiği arka plândaki mahalleye benzer bir yerde büyüdüklerini ve o insanları iyi tanıdıklarını söyleseler de, izlediklerimiz bunun tersini söylüyordu. Film, hikâyesini, karakterlerini ve alt sınıfın yaşama pratiklerini sömüren, gerçek hayat deneyimini kurmaca bir hikâyeye evriltirken fazlasıyla yapay ve inandırıcılıktan uzak bir biçimde beyazperdeye taşıyan bir yapım. Neredeyse “fakirlik pornosu” diyebileceğim bir tarzda, bir ailenin yoksunluğunu ve düşmüşlüğünü tüm detaylarıyla aktarmanın gerçek hayatın kendisini aktarmak zannedildiği filmleri sanıyorum festivallerde daha çok göreceğiz. Mehmet Salih, şematik ve fazlasıyla formülize anlatımına bir de senaryosundaki boşluklar, özellikle çocuk oyuncuların inandırıcılıktan uzak, annenin ise fazlasıyla tiyatral performansı da eklenince yarışmanın zayıf filmlerinden biri olarak öne çıktı.

Ağustos Böcekleri ve Karıncalar

Günün ikinci yarışma filmi Erhan Tuncer’in yönettiği Ağustos Böcekleri ve Karıncalar oldu. Film, işlevsiz ve birbirine yabancılaşmış bir çekirdek ailenin çözülme hikâyesini geriye dönüşlerle anlatıyor. Ailenin küçük çocuğu olan Kemal’in anlatımı üzerinden ilerleyen filmin özellikle ilk bölümü sarkıyordu. İkinci bölümde ölüm döşeğindeki babanın etrafında miras için toplanan kardeşlerin arasındaki gerilimin artmasıyla birlikte filmin ritmi, oyunculuklar ve bütünlük de dengeleniyordu. Filmin en büyük sıkıntısının fazlasıyla diyaloglara ve karakterlere yüklenmesi, sinematografinin geri plânda kalışı olduğunu düşünüyorum. Çekirdek ailenin çözülüş sürecinde diyaloglar gibi görsel anlatım da standardın üzerine çıkabilseydi, film de bir kademe daha yukarıya sıçrayabilirdi. Uzun süren ve kimi zaman tirada dönüşen bölümler bir yerden sonra seyirciyi yorarak, filmden uzaklaşmaya sebep olduğu gibi, filmden çok tiyatro oyunu havası oluşmasına da neden oluyordu. Görsel anlatımındaki zaaflarına karşın, filmin senaryosunun, diyalogların ve oyunculukların standardın üzerinde olduğunu, karakterlerin değişimlerinin iyi çizildiğini ve Erhan Tuncer’in ilerleyen filmleri için büyük bir potansiyel taşıdığını belirtmekte fayda var. Türk sineması genç, kalemi kuvvetli, oyuncu yönetimi güçlü bir yönetmen kazanmış görünüyor.

Bana Git De

Handan Öztürk’ün başrollerini Tayanç Ayaydın ve Atiye’nin paylaştığı yol hikâyesi Bana Git De, ailesinden uzakta, İstanbul’da yaşayan bir gitaristin varoluşsal sorunlarından kurtulmak için çıktığı yolculuğu hikâye ediyor. Filmin özellikle ilk bölümünde Atiye’nin oynadığı karakterin yer aldığı sahneler, inandırıcılıktan uzak, dizi kolaycılığında ve yapaylığıyla seyirciyi ilk anda filme uzaklaştıran bir etkiye sahipti. Film bu anlamda televizyon dizisi ile sinema filmi arasında duruyor, yolculuk sırasında bir dönüşüm geçiren başkarakter klişesini bile başarılı bir şekilde gerçekleştiremiyordu. Televizyon dizilerindeki gibi Bana Git De filminin de egzotik mekânları, cafcaflı aforizmaları ve renkli görüntülerinin arkasında aslında tipik bir kentsoylunun Anadolu’ya bakışı ve self-oryantalizm ortaya çıkıyordu.

Tarla

İlk gün Ulusal Yarışma’nın son filmi olan Cemil Ağacıkoğlu’nun Tarla filmi, tefeciden aldığı borçları ödeyemediği için her şeyini kaybetmenin sınırına gelen bir karakterin yaşadığı bunalımı anlatıyor. Filmde, elindekileri kaybeden karakterin köydeki tarlayı satmak için ailesinin yanına dönmesi ve kardeşiyle birlikte İstanbul’a yolculuğu sırasında, bir yandan da çekirdek aile içindeki huzursuzluğa ve çözülmeye tanık oluyoruz. Çekirdek ailenin işlevsizliği, iki kardeş arasındaki ilişki ve modern yaşamın bireyi sürüklediği çıkmazın anlatıldığı film, Ağacıkoğlu’nun bundan önceki filmlerinden de aşina olduğumuz şekilde ağır, hatta zaman zaman durağan diyebileceğimiz bir anlatımla beyazperdeye taşınıyor. Başroldeki karakter hem sinemamızda hem de toplumsal hayatta çok sık örneklerini gördüğümüz, farklı açılardan da ele alınan bildik bir karakter olduğu için aradaki boşlukları tamamlaması kolay oluyor. Ama filmin kendi anlatım dilinin ve metnin karakteri ve olayların diğer karakterler üzerindeki etkilerini anlaşılır bir biçimde yansıttığını söylemek güç.

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.