Türklerin En Eski Eğlencesi: Karagöz
Fuad Refik - Makale 26 Eylül 2016

Zavallı Karagöz İstanbul’dan elini ayağını çekti. Şimdi yazları Gebze, Yakacık, Soğanlık gibi köylerde dolaşıyor, sinema bulunmayan, tiyatro binası olmayan bu köylerde karagöz rakipsiz olarak rağbet gören bir eğlence şeklini muhafaza ediyor.

Türkler’in kendi eğlenceleri olarak vücuda getirdikleri “Karagöz” sönmek üzere bulunan bir sanattır. Biz bu makale ile eski Karagözcülük hakkında kariîlerimize[1] bir fikir vermek istiyoruz.

Karagöz… Bu kelimecik kadar üzerimizde tesirini yapan ne vardır? Karagöz, bize eski pek eski bir eğlenceyi hatırlatıyor. Eski Ramazanlarda, kış günlerinde mahalle aralarında büyükçe kahvelerin köşesine kurulan büyük, beyaz bir perdenin üzerinde muhtelif[2] hareketlerle, gülünçlü sözlerle çocukları, işten bunalmış olan insanları eğlendiren, onlara birkaç saatlik zevk veren bu eğlence saraylarda, paşa konaklarında, en muʻtenâ[3] yerlerde rakipsiz olarak uzun müddet hâkimiyetini muhafaza etti. Yine maziye ait olan eğlencelerden “Orta Oyunu” ve “Tulûat” da ondan ilham alarak vücut bulmuştur.                   

Karagözün kendine mahsus bir programı, eşhâsı,[4] çalgısı vardı. Onun repertuarı da malumdu. Eski zaman kadınları, Karagözün (Leyla ile Mecnun) (Kanlı Kavak) (Kerem ile Aslı) (Tahir ile Zühre)si oynanırken az gözyaşları mı dökmüşlerdir? Eski zaman çocukları derse çalışmanın, uslu oturmanın yegâne[5] mükâfatı olarak bu eğlenceyi bulurlardı. Fakat o devirlerde oynanan “Karagöz” sanatın bir şubesi addedilebilirdi.[6] Karagözcülük alelade insanların yapabileceği bir eğlence şubesi değildi. Bir Karagözcünün evvelâ iyi bir mukallit[7] sonra da gayet çevik olması icâb ederdi.[8] Karagöz, cansız mukavva veyahut deve derileri ile oynatılan bir “Orta Oyunu”dur. Orta Oyunundaki Piş[e]kâr vazifesini bu eğlencede “Hacivat”, “Kavuklu”yu “Karagöz” ifâ eder.[9] Diğer eşhâs aynıdır. Aralarındaki fark, Orta Oyununda taklitler hep ayrı ayrı adamlar tarafından yapıldığı halde, Karagözde yalnız bir adam tarafından idare edilmesidir.

Bu sanat için çeviklik hakikaten mühimdir. Karagözcü iki eliyle değnekleri tutarak perdenin üzerindeki birçok eşhâsın muhtelif harekâtını[10] idare etmeye mecburdur. Gerçi bu harekât pek basit ise de, iki elle idare edebilmek oldukça müşkil[11] bir meseledir.

Eski Karagözlerde istifade edilebilecek cihetler[12] mevcuttu. Karagözün sarf ettiği nükteler, Hacivatın bu nüktelere latif[13] mukabelesi[14] bu sanatı faydalı bir şekle koymuştu. Hatta eski Karagözcülerin temsil[15] esnasında dîvân[16] parçalarından okudukları, bu eğlencede âşık vazifesini ifâ eden “Razâkizade Tarçın” Bey’e[17] edebiyat parçalarından tiratlar söylettikleri vâkidir.[18] Karagöz diğer medeni eğlenceler gibi, nezahet[19] ve edep dairesinde halkı güldüren ve eğlendiren bir vasıta idi.

“Karagöz”ün birinci meziyeti, Garbtan[20] taklit edilmiş bir eğlence olmamasıydı. Karagöz denildiği zaman hatıra Türkler gelir, bu eğlence düşünüldüğü zaman Türk sanatı hatırlanır.

Karagözü ilk defa meydana getiren ve senelerce İstanbul’da hâkim bir vaziyette bulunduran eski Karagözcüler çoktular. Bunlar bu sanatta fıtri[21] bir istidâd[22] neticesinde muvaffak oluyordular;[23] yerlerini dolduracak adamlar çıkmadı ve yerini sinemalara terk etti. Fakat halk, Karagözde tiyatroda bulduğu zevki, sinemada elde ettiği heyecanı göremiyor ve bulamıyordu. Zavallı Karagöz İstanbul’dan elini ayağını çekti. Şimdi yazları Gebze, Yakacık, Soğanlık gibi köylerde dolaşıyor, sinema bulunmayan, tiyatro binası olmayan bu köylerde karagöz rakipsiz olarak rağbet gören bir eğlence şeklini muhafaza ediyor[.]

Makalenin devamını okumak için tıklayın.

[Latinize: Ayşe Yılmaz, Samime İnceoğlu]

         

 

[1] Kariî: Okur.

[2] Muhtelif: Çeşitli.

[3] Mu‘tenâ: Seçkin.

[4] Eşhâs: Şahıslar, kişiler.

[5] Yegâne: Tek.

[6] Addedilmek: Sayılmak.

[7] Mukallit: Taklit eden.

[8] İcâb etmek: Gerekmek.

[9] İfâ etmek: Yerine getirmek.

[10] Harekât: Hareketler.

[11] Müşkil: Zor.

[12] Cihet: Taraf.

[13] Latif: Hoş, yerinde.

[14] Mukabele: Karşılık.

[15] Temsil: Oyun.

[16] Dîvân: Belli bir kalıpla yazılan ve besteyle okunan şiir türü, divan edebiyatı şairlerinin şiirlerini topladıkları eser.

[17] Razâkizade Tarçın Bey: Genellikle kadınların aklını çelen yakışıklı, kibar, genç erkek tiplemesi olan çelebi karakterine verilen isimlerden biridir.

[18] Vâki: Olmuş.

[19] Nezahet: Ahlak.

[20] Garb: Batı.

[21] Fıtri: Doğuştan.

[22] İstidâd: Kabiliyet.

[23] Muvaffak olmak: Başarılı olmak.

 

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.