Müslüman Mahallesinde Film Göstermek: Fevziye Kıraathanesi
Burçak Evren - İnceleme 28 Eylül 2016

Fevziye Kıraathanesi’nin müzik, edebiyat dallarında olduğu kadar Türk sinema tarihi açısından da önemli bir yeri vardır. Bu önemi, canlı görüntüler olarak tanımlanan sinematografın ilk gösterildiği mekânlardan biri olmasından kaynaklanır.

Damat İbrahim Paşa Sebili’nin karşısında, Meczup Osman Baba Türbesi’nin arkasında, Şehzadebaşı Caddesi ile Fevziye Caddesi’nin bitiştiği köşede yer alan Fevziye Kıraathanesi; döneminin bir çeşit kültür-sanat merkezi işlevini üstlenen, edebi metinlerde adından söz ettiren ve saygın sanatçıları ağırlayan  popüler bir mekân olmuştur. 1880’lerde faaliyete geçen, en parlak devrini 1855 ile 1900 yılları arasında yaşamış olan kıraathane, 1930’lara kadar varlığını sürdürmüş, sonrasında yıkılarak bir arsaya dönüştürülmüştür.

Kıraathanenin Sinema Açısından Önemi

Fevziye Kıraathanesi’nin müzik, edebiyat dallarında olduğu kadar Türk sinema tarihi açısından da önemli bir yeri vardır. Bu önemi, canlı görüntüler olarak tanımlanan sinematografın ilk gösterildiği mekânlardan biri olmasından kaynaklanır. Bilindiği gibi Türkiye’de halka açık ilk gösteri, Pera’da (Beyoğlu) Cadde-i Kebir’de  (günümüz İstiklal Caddesi), Galatasaray dönemecinde Avrupa Pasajı’nın tam karşısındaki Sponek Birahanesi’nde olmuştu. Bu ilk gösteri birkaç hafta sonra Concordia Tiyatrosu'nda (günümüz Saint Antuan Kilisesi’nin bulunduğu yer) yinelenmiş, sonrasında Ramazan ayında İstanbul’un karşı yakası olarak tanımlanan, muhafazakar kesimin yoğun yaşadığı Şehzadebaşı’ındaki Fevziye Kıraathanesi’nde yapılmıştı.

Yeni icat sinemanın Şehzadebaşı’ında Fevziye Kıraathanesi’nde yer bulması bir çok açıdan önemlidir. Şehzadebaşı ya da daha geniş bir tanımlamasıyla İstanbul’un Müslüman kesiminin yoğun olduğu karşı yakada, ilk dönemlerde, kimilerinin “günah” ve de “ayıp” olarak karşı çıktığı canlı görüntülerin, özellikle geleneksel Osmanlı dramatik sanatlarının (ortaoyunu, karagöz, tuluat vs.) icra edildiği bir ortamda gösterilmesi ve ilgi görmesi oldukça önemlidir. Özellikle bu gösterinin Ramazan ayında olup,  geleneksel Ramazan eğlencelerinin içinde yer bulması, sanıldığı gibi her yeni icada karşı olma yanılgısını geçersiz kılıp, kimi ön yargıları kırması açısından da düşündürücüdür.

Ünlü İtalyan ozan-yazar Edmondo De Amicis, Pera ile bir köprünün ayırdığı İstanbul’un karşı yakasıdan söz ederken “Her iki sahil de Avrupa’dadır, fakat köprünün Avrupa’yı Asya’ya bağladığı söylenebilir, zira İstanbul’da Avrupalı olan sadece topraktır. Etrafını çeviren küçük Hristiyan mahallerinde bile Asyalı hali ve karakteri vardır. Bir nehre benzeyen Altınboynuz (Haliç) iki dünyayı, okyanus gibi birbirinden ayırır.” der ve iki yaka arasındaki yaşam biçimi ve kültürel farklılığın altını çizmek için de “Bu kısacık köprü, aslında birbirinden asırlar kadar uzak olan iki toplumu birbirine bağlar.” der.

 

Sinema İstanbul’un Karşı Yakasında

Sinema ya da dönemindeki adıyla canlı görüntüler, 28 Aralık 1895 yılında Paris’te’ Grand Cafe’deki ilk gösterisinden sonra Türkiye’de tanınmaya başlanmış ve Türkiye’deki halka açık ilk gösterisi 12 Aralık 1896’da Pera’nın Cadde-i Kebir’inin orta yeri olan Galatasaray dönemecindeki Sponek Birahanesi’nde D. Henri tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu gösteri yine aynı mekânda 22 Aralık 1896’da bir kez daha yinelendikten sonra, biraz uzağındaki Concordia Tiyatrosu’na taşınmış orada da birkaç gösteri yapılmıştır.

Canlı görüntülerin, yabancıların, levantenlerin ve de azınlıkların başını çektiği gayrımüslim ağırlıklı Pera’dan karşı yakaya, yani Türk ve Müslüman kesimin yoğun olduğu İstanbul’un diğer yakasına geçmesi, 9 Şubat 1897’de Şehzadebaşı’ındaki Fevziye Kıraathanesi’nde yapılan gösteriyle olmuştur. Bu gösteri de, diğerleri gibi hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz D. Henri tarafından gerçekleştirilmiştir. Tüm sinema tarihleriyle akademik çalışmalarda bu gösterilerin Sigmund Weinberg tarafından gerçekleştirildiği iddia edilse de,  bu doğru değildir. Bu gösterilerle ilgili yayınlanan haber ve ilanların hiçbirinde Weinberg’in adı geçmemekte, gösterileri yapan kişinin  D. Henri olduğu belirtilmektedir.

D.Henri’nin sinema gösterilerini Pera’dan karşı yakaya, Şehzadebaşı’na kaydırmasının nedeni, sinemayı İstanbul’un her tarafına yayma isteğinden daha çok, Ramazan ayındaki Şehzadebaşı’nın konumu olmuştur. Pera’daki alafranga eğlence-kültür-sanat etkinliklerine karşın, içine kapanık geleneksel yaşam biçimi ile alaturka eğlence etkinliklerini bir gelenek halinde sürdüren Şehzadebaşı; özellikle Ramazan aylarının kendine özgü özel gösterileriyle (yalnızca Ramazan aylarında programlı çalışan semavi kahvehaneleri, tuluat kumpanyaları, meddah, ortaoyunu, karagöz gibi geleneksel sanatların icrası ile musiki ağırlıklı programlarıyla) büyük kitlelerin buraya gelmesiyle, hareketli bir eğlence-kültür potansiyeline sahiptir. D. Henri, hem tecimsel olarak bu potansiyelden yararlanma hem de bir iş edindiği yeni icat sinemayı tanıtma isteği ile bu bölgeyi (Şehzadebaşı), mekânı (Fevziye Kıraathanesi)  ve zamanı (Ramazan ayını) doğru seçmiştir.

Çalışma yöntemleriyle başarılı bir iş adamı kimliğini ortaya koyan D. Henri, Sponek ve Concordia salonlarında yaptığı canlı görüntülerin ilanlarını, kitlesi gayrımüslimler olan The Levant Herald and Eastern Express’e vermesine karşın, Şehzadebaşı’ndaki Fevziye Kıraathanesi’ndeki gösteriyi bu kez Müslüman Türk kesimin okuduğu Sabah Gazetesi'ne (28 Kanunusani 1312) vererek duyurmuştur.

 “CANLI FOTOĞRAF

Salon Fotoğrafı

Şehzadebaşı’nda Fevziye Kıraathanesi’nde

Vâki Mahal-i Mahsusada Kâin

Sinevitograf  Yahud Canlı Fotoğraf”

D. Henri Sabah gazetesine verdiği ilanda ayrıca bu gösteriyi Şehzadebaşı’ındaki Fevziye Kıraathanesi’ne taşıma nedenini de açıklama gereği duyarak şöyle özetlemiştir: 

“Şimdiye kadar Beyoğlu’nda İsponek [Sponeck] salonunda mevki-i teşhire vaz etmiş olduğumuz (canlı fotoğrafı), ahali-i kiramdan gördüğümüz rağbet fevkaladeye müsteniden Ramazan-ı Şerife mahsus olmak üzere Şehzadebaşı’nda kâin Fevziye Kıraathanesi bahçesindeki mahal-i mahsusa nakletmeye karar verdik. Binaen aleyh şehr-i mübarek mezkûrdaki ahali-i kiramın canlı fotoğrafımızı temaşa ile memnun kalacaklarını ve iş bu harikayı Avrupa ve Amerika’da görmüş olan zevatın Mösyö Lumiyer [Lumière] fotoğrafından daha mükemmel bulacaklarını memul ederiz.”

D. Henri, Ramazan-ı Şerif kış ortasına geldiği halde söz konusu sinematograf gösterisini kıraathanenin içinde değil de bahçesinde yapacağını duyurmuştur. Çünkü, Fevziye Kıraathanesi, oldukça nezih ve saygın olan müdavimleri için Ramazan aylarında, diğer günler ve aylardan farklı olarak değişik bir program uygulamasıyla tanınıyor ve büyük bir ilgi görüyordu. Henri’nin kıraathanenin içini değil de, kış aylarına rastlamasına rağmen bahçesini kullanması bir tercih değil, bir  zorunluluk sonucu olmuştur. Ama iyi bir organizatör olan Henri, seyircilerin üşümemesi için her türlü önlemi almış, ilanlarında “Ahali-i kiramın teveccühat-ı âlilerine karşı celbi memnuniyetlerine ve soğuktan muhafazalarına sarf-ı mesaiden geri durulmayacaktır.” uyarısında da bulunmuştur.

Fevziye Kıraathanesi’ndeki sinematograf gösterileri Ramazan ayından sonra Odeon Tiyatrosu’nda (eski Verdi tiyatrosu, sonrasında 1914’de Ekler, 1933’de Şark ve daha sonra Lüks Sineması olan yer) devam etti. Ardından Beyazıt, Sultanahmet, Bakırköy ve Kadıköy gibi İstanbul’un diğer semtlerine yayılmaya başladı. Ne var ki bu semtlerdeki sinema gösterilerinin ilk kez, hangi tarihte gösterildiğine ilişkin kesin bilgilere sahip değiliz.

 Fevziye Kıraathanesi'nin Kısa Tarihi 

100-150 kişiyi alabilecek büyüklükte olan kıraathanenin girişi, Direklerarası da denilen Şehzadebaşı Caddesi'ne açılırdı. Ayrıca Fevziye Caddesi üzerinde oldukça büyük bir bahçeye sahipti. Bahçesinin yanı başında ise yüksek riyaziye (matematik) hocası olan Vidinli Tevfik Paşa’nın konağı bulunurdu.

Kıraathanede, özellikle Ramazan ayında, Kadir Gecesi dışında her gece İstanbul’un en seçkin sazende ve hanendelerinin katıldığı musiki ziyafeti verilirdi. Fasılı ya Kemençeci Vasilaki ya da Kemâni Memduh Efendi yönetirdi. Bu kıraathanede çalan ve söyleyenler arasında Kanuni Selanikli Berber Kemal, Udi Astikzade, Kirkor, Lavtacı Övrik Efendiler, hanendeleri ise; Ahmed Bey, Ortaköylü Musevi Karakaş Efendi, Kara Bogos Ağa idi.

Kıraathanenin sazende ve hanendeleri kadar onları dinleyenler de musikiye aşina olan dönemin üstatları olurdu. Tamburi Cemil Bey, Ali Rıfat Bey, Rauf Yekta Bey, Şekerci Cemil Bey, Lem’i Bey başta olmak üzere birçok önemli kişi bu kıraathanenin müdavimleri arasında bulunurdu. Fevziye Kıraathanesi ayrıca, Tatyos Efendi ile Şekerci Udi Cemil Efendi tarafından kurulan Türkiye’nin ilk konservatuvarı olma özelliğine de sahip bir mekândı. Kıraathanedeki musiki ziyafeti yalnızca iki makam üzerine olur ve dört saat sürerdi. İçki içmek yasaktı. Müşterilere ancak çay, kahve ve şurup sunulurdu.

Ünlü yazar Ahmet Rasim de Fevziye Kıraathanesi’nin müdavimlerinden biriydi. Kimi eserlerinde bu kıraathaneye yer veren yazar, mekândan şöyle söz eder:  

“Sonraları üstün bir şöhret kazanmış olan Fevziye Kıraathanesi bir zaman İstanbul'un Darülelhanı olmuştu. Kâzım Efendi adında sarışın, nâzik, halûk bir zâtın kiracısı bulunduğu zamanlarda devam etmeye başlamıştım. Burada Kemençeci Vasil'in düğün savanlarından Yahudi Kema'lin, kemani usta Mike'nin saz heyeti çaldılarsa da en ziyade ve en sürekli olanı Tatyos'un takımı idi. Tatyos musikimize pek çok hizmet etmiş, o zamanlar makbûl olan peşrev, semaî, aranağmeleri ve seçkin şarkıları vücuda getirmiş bir üstad idi. Takımında meşhur ustalardan Hanende Boğos Efendi'nin babası meşhur bestekârlardan Asdik ile Kanunî Şemsi, Tamburi Yuvakim, sonraları Karakaş, hacı Karabet, Kuzguncuklu Artin, Seatik… bulunurdu. Fevziye Kıraathanesi git gide bir konser yeri önemini taşır bâzan Zekâî Dede, hünkâr imamı Medeni Aziz Efendi, Hacı Arif Bey, Hacı Faik Bey, Başmüezzin Rıfat Bey, Behlül, Kirami efendiler gibi üstadlar ile Kel Ali, Nedim, Kör Hüsamettin beyler zamanın diğer bestekârları, meşhur sâzende ve hanendeleri gelirler, bilhassa Ramazan gecelerinde her taraftan yüzlerce meraklı toplanırlar; oturulacak yer, sandalye bulunmadığı pek çok defa olurdu.”

İstanbul’un Pera’ya göre karşı yakası sayılan ve Müslüman kesimin yoğun olduğu bölgede yer alan Fevziye Kıraathanesi, yalnızca fasıllarıyla değil, bilim adamlarıyla üst düzey yetkililerin katıldığı bilimsel konferanslar ve sanat sohbetleri gibi etkinlikleriyle de döneminin İstanbul yakasında yer alan en önemli sanat-kültür kurumu işlevini üstlenen yeriydi. Ahmet Midhat Efendi de Fevziye Kıraathanesi’nde konferans veren ünlü isimler arasında yer almıştır. Midhat Efendi,  1905 İhtilali’nden sonra oluşturulan Rusyalı İslam Talebesi Cemiyeti’nin Ocak 1909’da bu mekânda düzenlediği konferansta Türklüğe ilişkin düşüncelerini seçkin bir topluğa aktarmıştır.  

Fevziye Kıraathanesi’nin müdavimleri arasında; dönemin ünlü edebiyatçılarından Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Rasim, Mehmet Celal, Sermet Muhtar Alus, Ahmet İhsan Tokgöz olmuş, ayrıca eserlerinde bu mekândan  söz etmişlerdir. 

1880’lerde faaliyete geçip, Birinci Dünya Savaşı sırasında kapanan Fevziye Kıraathanesi’nin yerine 1914’de Cevat Bey’in işletmeciliğini üstlendiği Emperyal Sineması yapılmış, sinema aynı yıl adını değiştirerek Murat ve Cevat Bey’lerin işletmesinde Milli Sinema olmuş, ardından da 1919’da Güneş, 1924’te Felek, 1930’da Fatma Muazzez Hanım'ın sahipliğinde Türk Sineması adlarını almıştır. 30’lu yılların sonlarına doğru yıkılarak boş arsa haline getirilmiş, 1958’de ise belediye tarafından yola katılmıştır.

 

KAYNAKÇA:

Ayvazoğlu, Beşir. "Türklüğe Dair Konferans". Popüler Tarih 29 (2003)

Evren, Burçak. Galata Köprüleri Tarihi. İstanbul: Milliyet Yayınları, 1994.

Evren, Burçak. Türkiye’ye Sinemayı Getiren Adam: Sigmund Weinberg. İstanbul: Milliyet Yayınları,

Gökmen, Mustafa. Eski İstanbul Sinemaları. İstanbul: İstanbul Kitaplığı Yayınları, 1991.

Mimaroğlu Reşad, İstanbul Ansiklopedisi. Cilt 10.

Fevziye Kıraathanesi. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. Cilt.3.    

 

Not: Bu yazı ilk defa CineBelge dergisinin ilk sayısında yayımlanmıştır. Yazarın izniyle siteye eklenmiştir.

Burçak Evren - YAZILARI

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.