İzmir'de İlk Sinema Gösterileri
Rauf Beyru - Makale 01 Ekim 2016

İlk sinema gösterisi­nin 1897 yılı başlarında İstanbul'da ger­çekleştirilmiş olduğu kaydedilmiştir. Buna karşın, kamuya açık ilk sinema gösterilerinin İstanbul’da değil de İz­mir’de başlatılmış olduğuna ilişkin bazı belgelerle karşılaşıyoruz.

Antrakt, sayı 53, 1996

 

Batı kültürüne, sanatına ve genel­de yaşam biçimine dönüklük söz konusu edildiğinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli kentleri arasın­da, akla ilk gelenlerden biri, kuşkusuz İz­mir olmuştur. Özellikle yeni teknolojile­rin uygulanması konusunda İzmir’in, çok öncelikli bir konumda olduğunu görüyo­ruz. Örneğin ulaşım alanında, imparator­luk sınırları içinde ilk demiryolu hattı (1856) İzmir ve çevresinde kurulmuş ve kentin banliyö yerleşmeleriyle bütünleş­mesine yol açan özel banliyö bağlantıla­rı, ilk olarak bu kentle (Bornova ve Kar­şıyaka l865, Buca ve Seydiköy 1866) sağlanmıştır. Aynı şekilde, buharlı gemi­lerle sağlanan ilk bağlantıların da, İz­mir’le Bornova iskelesi arasında, 1846 gi­bi erken bir dönemde kurulmuş olduğu­nu biliyoruz. Kentsel kamu hizmetleri­nin, örneğin, önce havagazı ve ardından elektrik aydınlatımı ve içme suyu şebe­kesi de, İzmir’in ülke içinde ilkleri arasın­da yer almıştır.

 

Ancak kentin ve kentlilerin, yalnızca batı teknolojisine değil, batı sanatına ve kültürüne de çok erken dönemlerden beri aşina olduğu anlaşılmaktadır. Tiyat­ro, konser gibi etkinliklerle çok eski tarihlerde tanışmış olan kentin, 19 yüzyılın sonlarında, yeni bir sanat türüyle karşı­laştığını görüyoruz. Bu yeni sanat türü si­nema olmuştur.

 

1896 yılında İzmir kenti, imparatorlu­ğun başkenti İstanbul da dahil olmak üzere, tüm diğer kentler gibi, henüz elektrikle aydınlatılmamaktadır. Ancak gerek İstanbul’da, gerekse İzmir’de,  bazı gazino ve kahvehane sahiplerinin, bele­diyelerin önüne geçerek kendi tesislerini aydınlatmak üzere bu yeni enerji türün­den yararlanmaya başladıklarını görüyo­ruz.

 

Türk sinema tarihi araştırmalarında, ülkede, kamuya açık ilk sinema gösterisi­nin 1897 yılı başlarında İstanbul'da ger­çekleştirilmiş olduğu kaydedilmiştir. Araştırmalara göre, bu ilk gösterinin ya­pıldığı yer, Galatasaray eski dönemecinin olduğu yerde bulunan, dönemin ünlü birahanesi ‘Sponeck’tir[1]

 

Ercüment Ekrem Talu’nun anılarında bu ilk gösteride, bir trenin ‘La Ciotat’ garına girişinin temsil edildiği ve seyircile­rin bu sıradışı olayı, hayret ve biraz da dehşetle izledikleri[2] anlatılmaktadır.

 

 Buna karşın, kamuya açık ilk sinema gösterilerinin İstanbul’da değil de İz­mir’de başlatılmış olduğuna ilişkin bazı belgelerle karşılaşıyoruz. İçinde bulun­duğumuz yıl, 100. yıldönümü kutlanmış olan sinemanın, ortaya çıkışından yalnız­ca bir yıl sonra, İzmir'de, halka sunuldu­ğunu açıklayan 1896 yılının son günleri­ne ait bir İzmir gazetesinde yayınlanan haberleri ve bu yeniliği konu alan yazı­ları, ilginç olduğu için aşağıya aynen aktarıyoruz:

 

İlk haber şöyledir:

 

"Frenk mahallesinde bulunan ‘Apol­lon’ salonunda, her akşam, saat 5.00’ten 6.OO’ya kadar, Edison’un buluşu olan kinematograf adlı bir alet vasıtası ile, hay­ret verici bir ustalıkla, hareket halinde bulunan cisimlerin resimlerinin alınması gibi, çok eğlenceli ve seyre değer oyunlar icra edilmektedir. Duhuliye, büyükler için çeyrek mecidiye, çocuklara ise 10 meteliktir. [3]

 

Bu gösteriler hakkında daha ayrıntılı bilgileri ise, bir hafta sonra gazete sayı­sında bulabiliyoruz. Bunda özetle, aşağı­daki bilgiler verilmektedir:

 

“Söz konusu oyunların ne derece şa­şırtıcı bir ustalıkla yapıldığını anlamak ve ünlü bilgin Edison’un bilim alanındaki bu harikulade ustalığını görmek için ve de günümüzde, fen alanında karşılaşılan ilerleme konusunda bir fikir edinebilmek için, bu salonu ziyaret etmek şarttır. Pazar gecesi, saat 6.00 sıralarında biz de ­adı geçen salonda hazır bulunduk. Önce, sahne­nin önünde yanmakta olan iki lamba aniden söndürüldü. Ve salon karanlıklar içinde kaldı. Seyirciler sırtlarını sah­neye doğru çevirerek, karşısında asılmakta olan beyaz bir perdeyi dikkatle izlemeye koyul­dular. Biraz sonra, bilinmeyen bir nokta­dan verilen bir elektrik ışığı ile perde ay­dınlandı. Daha sonra, perde üzerinde bir yemek masası etrafında oturup yemek yemekte olan bir aile belirdi. Yemek yi­yen aile fertlerinden her birinin bu yemek sırasındaki hareketleri, ayrı ayrı görül­mekte... Seyirciler, fevkalade bir hayret ve heyecan içinde, bu garip ve inanılmaz manzarayı seyrediyor ve bu aile ile ade­ta bir arada olmak istiyorlardı. Daha son­ra aile, karanlık içinde kayboldu. Bunun hemen arkasından, çar hazretlerini Pa­ris'e götüren tren perde üzerinde yürü­meye başladı. Bu katar daha sonra dur­du, kapıları açıldı ve yolcular dışarıya çıkmaya başladılar. Trenin ortadan yok olmasının ardından beyaz fistanlar giymiş bir aktrist, fevkalade bir ustalıkla dans etmeye başlayarak seyircilerin şaşkınlığına neden oldu. Aktristin perde üzerinde görünümü ve dans etme biçimi, gerçekten, şaşkınlık verici ve tarif edile­meyecek bir güzellikte idi. Bu aktristin ardından, birtakım çamaşırcı kadınlar ortaya çıkarak yıkanmaya başladılar. Daha sonra da seyirciler, kendilerini Paris’in ‘Republique’ meydanında buldular. Ber­rak mavi bir gök altında adı geçen mey­danın aldığı manzara tasvir edilemez. Et­rafındaki muhteşem yapılar, caddenin or­tasından geçen tramvaylar ve yolcular net olarak görülebiliyor. İnsan ise, bu ga­rip manzara karşısında, hayretler içinde kalıyor. Bundan sonra, perde üzerinde birtakım çocukların nakşetmeye başladı­ğını görüyoruz. Seyircilerin bunu da bir süre seyretmelerinden sonra, oyun bitmiş oluyor [4]”.

 

Görüldüğü üzere, İzmir’de ilk defa olarak seyredilen sinema gösterisinde, o sıralarda her yerde olduğu gibi, konulu bir film yerine çeşitli olay ve durumları gösteren ve daha çok, sinemanın özellik­lerini tanıtmaya ve yansıtmaya yönelik birbirleriyle bağlantılı olmayan kısa olay­lar yer almaktadır. Bu arada, daha ilk gösterilerde de banyo almakta olan bir kadının, çıplak vücudunun görüntüsü­nün yer almasının ihmal edilmediğini an­lıyoruz. Ancak gazete yazısında, bununla ilgili herhangi bir yoruma ya da tepkiye rastlanmamıştır.

 

İzmir'de, sinema gösterilerinin kısa bir süre sonra. Apollon salonundan alı­narak daha gözde bir yere, birinci kor­don üzerinde bulunan, döneminin ünlü ‘Luka’ kahvehanesine aktarıldığı ve orada sürdürüldüğünü[5] görmekteyiz. Bu ara­da, giriş fiyatları da biraz ucuzlatılmıştır. Bu kahvehanede, sinemaya giriş ücreti­nin, büyükler için 10, çocuklar içinse 6 meteliğe düşürüldüğü[6] gazete yazısın­da belirtilmiştir.

 

Bu ilk deneyimlerin ardından, İz­mir’de sinema gösterimlerinin daha sonra­ki yıllarda da sürdürüldüğünden herhan­gi bir kuşku yoktur. Ancak her nedense, bunu izleyen yıllarda, İzmir kahvehane-sinemalarında oynatılan filmlerin nitelikleri konusunda, gazetelerde ayrıntılı bil­gilerle artık karşılaşamıyoruz. Bu olguyu, gösterilerin olağanlaştığı gerçeğine bağ­lamak da olasıdır.

 

Öte yandan, zaman zaman dönemin tutucu görüşlerine aykırı kaçabilen film­lere  karşı, yönetimin tutumu konusunda da, 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl baş­larında fazlaca bir bilgiye sahip değiliz. Ama bunlara bazı yasaklamalar getirilebildiği de sanılmaktadır. Öyle ki çok daha geç tarihli 1912 yılına ait bir gazete yazısında bu tahmini doğ­rulayacak bir teşekkür mektubuyla kar­şılaşılmaktadır. Bu teşekkürnamede. “Muhadderatı İslamiyenin (Müslüman kadınların) sinematografhanelere gitmesini men buyurduklarından dolayı vali-i vilayet Celal beyefendiye İkiçeşmelik ahalisi tarafından, 600’den ziyade imzayı havi bir teşekkürmame takdim kılındığı[7]” işitilmiştir denilmektedir.

 

Not: Yazıdaki imla ve yazım hataları orijinal halindeki gibi bırakılmıştır.

 

 

[1] Türk Sinema Tarihi. Niiat Ozon. İs­tanbul 1962, sy 21.

 

[2] Türk Sinema Tarihi, Giovanni Scognamlllo. İstanbul 1987, sy 12.

 

[3] Ahenk Gazetesi, 10 Aralık 1896.

 

[4] Ahenk Gazetesi, 17 Aralık 1896.

 

[5] Ahenk Gazetesi. 24 Aralık 1896

 

[6] Ahenk Gazetesi. 12 Ocak  1897

 

[7] Ahenk Gazetesi. 18 Şubat 1912

 

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.