Türk Sinemasının Yaklaştıkça Uzaklaşan Aktörü: Yadigar Ejder
Erhan Tuncer - İnceleme 07 Ekim 2016

Yadigar Ejder hamallıktan  kazandığı parayı eve vermeyi düşünse de bu çoğu kez mümkün olmazdı. Çünkü onun parası çoğu zaman birileri tarafından  kandırılarak elinden alınırdı.

Yalnızlığı tercih etmiş, bu uğurda yeri geldiğinde tüm akrabalarına sırt çevirmiş bir insan var karşımızda. 70’li yıllarda başlayıp 90’ların başında son bulan oyunculuk hayatına 300’e yakın film sığdıran, tanındıkça kalabalıklaşması gereken dünyasında hep yeteri kadar insan barındıran... Sivaslı Adnan Koyun’un yaşantısından kesitler sunmak istiyorum size, ‘Gözel’ lakaplı Yadigar Ejder’in hayatından…     

 

Bir Yadigar Ejder Kitabı’nı yazdığım süreçte başta kız kardeşi ve yeğenleriyle yaptığım görüşmeler, Yadigar Ejder ile ilgili bilinmeyen -ya da yanlış bilinen- birçok hikâyeyi gün yüzüne çıkardı. Oyuncu arkadaşları ile yaptığım röportajlar ile onu çok daha yakından tanıma/tanıtma fırsatı buldum. Kitap basıldı ve onun bilinmezlerle dolu dünyasına bir kapı açıldı. Bu, aynı zamanda Türk sinemasının 70’li yıllarına da açılan bir kapıydı.

Yadigar Ejder ile ilgili bellek tazelemek ve onu bir kez daha anmak için sözü, onunla vakit geçiren akrabalarına ve dostlarına bırakıyorum.

 

Hasan Erdoğan, Yadigar Ejder’in kız kardeşinin eşi. Onunla çocukluk ve gençlik yıllarında en çok vakit geçiren akrabalarından biri ve Ejder ile ilgili birçok önemli bilginin de kaynağı.          

 

“Gözel’in (Yadigar Ejder’in) babası bir zamanlar, Beyoğlu’nda bitirimlik yapmış. Babasının bir lakabı varmış hatta; Kürt Mahmut sanırım… Oradaki gazinoların yüzde doksanı onu tanıyormuş. Almanya’ya gitmeden, İstanbul’un Avrupa yakasında tanınmış bir adammış Mahmut Köylüoğlu… Gazinolarda fedailik yapıyormuş. Hatta ilk olarak çöpçülükle başlıyor. Çöpçü olmak için İstanbul’a geliyor, sonra gazinolara takılıyor. Tam namını oturtmuşken Almanya kâğıdı geliyor, Almanya’ya gidiyor. İlk Almanya’ya gidenlerden… 59’da gitmiş.”

 

Gülseren Erdoğan, Yadigar Ejder’in kız kardeşi. Erken yaşta evden kaçan Yadigar Ejder’le ilgili çok anısı var ama hepsi çocukluk yıllarına ve ev içi yaşantıya ait. Çünkü evden kaçtıktan sonra onunla bir daha uzun soluklu görüşme fırsatı olmamış.  

 

Siz onunla konuşsanız, karşınızda avukat var sanırdınız. Okumuş halt etmiş. Öylesine güzel konuşurdu, öylesine ikna kabiliyeti vardı ki… Herhangi bir takım tutmazdı… Annem evlenmesi için çok uğraştı. ‘Ne yapacağım evlenip de?’ diyordu… Beyoğlu’nda, Manolya Sokak’ta bir kıraathanede takılıyordu. Karakolun arkasında, bodrum katında bir kahvehane… Cihangir tarafında otellerde kalıyordu. Halk müziğini, türküleri çok severdi. Hatta sanat müziğini daha çok seviyordu.”

 

İbrahim Erdoğan, Yadigar Ejder’in çocukluk arkadaşlarından. Çocukluk yıllarında sürekli evden kaçtığı için o yılları yakın arkadaşlarından başka kimseden öğrenme şansı yok.

 

“Birlikte sebze halinde kamyon yıkardık (boşaltırdık, odun-kömür taşırdık. Biz onun iri cüssesinden, o da bizim (kendisine göre) daha zeki ve çevik olmamızdan yararlanırdı. Lakabı ‘Deli Gözel’di. Çocuk gibiydi. Aklını pek kullanamazdı ya da bize öyle görünürdü. Sürekli kandırırdık.

Ailenin geçim kaynağı, iki katlı olan evlerinin 1. katının kirası ve köyden gelen un, bulgur gibi yiyeceklerdi. Ejder hamallıktan  kazandığı parayı eve vermeyi düşünse de bu çoğu kez mümkün olmazdı. Ejder’in parası çoğu zaman birileri tarafından  kandırılarak elinden alınırdı.

 

İstanbul’a gittikten sonra 4–5 defa Sivas’a geldi. Her gelmesinde görüştük. Bana sinema çevresi ile tanışmadan önce basketbol ve güreşle ilgili bazı çabalar gösterdiğini ama istenilen düzeyde başarı sağlayamadığı için sinema çevresinde bir şeyler yapmaya çalıştığından bahsederdi. Ama biz -kendisinden birkaç yaş küçük olan arkadaş çevresi olarak- onu yeterince ciddiye almaz ve hep dalga geçip gırgıra alırdık. Çocukluk işte… Ama bir kez dahi kalbini kırmışlığımız yoktur. Hiçbir zaman birbirimize darılmadık, alınıp gücenmedik. Diyorum ya, çocuktuk…

 

70’li yılların başında, -yanılmıyorsam 1971- radyolardan her gün Deniz Gezmiş, Mahir Çayan haberleri veriliyordu. Siyasi olayların en hızlı geçtiği dönemlerde, Yadigar Sivas’a gelmişti. Kafası dazlak, sırtında yeşil bir parka ile dolaşıyordu.

 

O sıralarda, yine mahalleden komşumuz olan Cemal Özer, cezaevinden çıktıktan sonra üniversite ile ilişkisi kesildiğinden memleketi Sivas’a dönüyor. Bu sırada tesadüfen Sivas’ta olan, mahalleden arkadaşı  Yadigar’la görülüyor. Polis tarafından takip edilen Özer’in yanındaki Yadigar’ı polisler o günün deyimi ile ‘anarşist’ zannederek gözaltına alıyorlar. O tarihte ailesi Sivas’ta olmadığından, Yadigar kendini ispatlayana kadar, yanılmıyorsam bir ay kadar  cezaevinde kaldı.”

 

Ali Gençli, 70’li yılların Beyoğlu’nda figüran kahvelerinde dirsek çürütmüş ve yıllar içinde Türk sinemasına oyuncu olarak emek vermiş, Yadigar Ejder’in yakın arkadaşlarından biri. Şimdi onun anlatımıyla, kanlı 1 Mayıs günü, Yadigar Ejder’le yaşadığı unutulmaz anlar:

 

“Onunla olaylı 1 Mayıs günü Taksim’de birlikteydik. Olağanüstü uzun ve ağır kalaslara tutturulmuş “Sinema Emekçileri Derneği” pankartını yorgunluktan düşürmek üzereyken elimden alıp beni rahatlatmıştı. O günden sonra ona hep minnettarlık duymuştum. Oldukça çok filmin çekildiği yetmişli yıllarda onunla; İnsan Avcısı, Ben bir Garip Keloğlanım, Nereye Bakıyor Bu Adamlar ve Yıkılmayan Adam filmlerinin setinde de bir araya gelmiştik.

1 Mayıs sabahı, figürasyonda toplandığımızda hiç bir olağanüstülük yoktu. İş bekliyorduk. Sinema emekçileri örgütlenmelerinin yeni başladığı günlerdi. Bir grup ikinci, üçüncü adam ve isimsiz figüranı oturduğumuz yerin penceresinden görünce işe gidiliyor diye dışarı fırladım. Aralarındaki Cesur Barut, İşçi Bayramı yürüyüşüne gidildiğini söyledi. Grup çoğalarak Taksim alanına çıktı. Gümüşsuyu’ndan Dolmabahçe Sarayı önüne kadar yürüdük. Kalabalık Beşiktaş yönünde uzayıp gidiyordu ve her bir yönden akın akın insanlar konvoya katılıyordu. Önümüzdeki başka gruplar slogan atarak Dolmabahçe stadının yanından Taksim alanına doğru yürümeye başladılar. Biz de peşlerine takıldık, uçsuz bucaksız kalabalık ardımızdan bizi takip ediyordu. Sloganlar yeri göğü inletiyordu. Bizim grup da kalabalıklaşmıştı. Sinema çalışanları dışında meraklı gençler de bizim konvoya katılıyordu. Gümüşsuyu’ndan Taksim’e ulaşmak üzereydik. Semra Özdamar, Hakan Balamir de aramıza katıldı. Tam bu sırada pankartın sapını elime tutuşturdular. AKM önlerine geldiğimizde Yadigar ağabey de hemen ardımdaydı, artık kollarımda derman kalmamıştı, alana girerken sendeledim. Bunu fark eden Ejder elimdeki kalası kavradı. İşte ben, sinemanın iyi kalpli, kötü adamını o gün çok yakından tanımıştım. Alana girdiğimizde ortalık inliyordu. Kürsüde konuşanın ne dediği anlaşılmıyordu. Alanın ortalarına yaklaştığımız bir anda anlayamadığımız bir karmaşa oluştu. Kalabalık dalgalanmaya başladı, silah sesleri, derken insanlar sürüler halinde kaçabildikleri yöne doğru koşuyorlardı. Biz de önce Gezi Parkı’na doğru yöneldik. Çarpışanlar, düşenler birbirlerini ezenler, çığlıklar, ne yöne gideceğini şaşıranlar... Yadigar ağabeyle çarpıştık o kargaşada, ”Bu tarafa Keşanlı!” diye kolumdan çekiştirdi. Tam ters yöne döndük bu kez, Kazancı Yokuşu’na koşmaya başladık. Yerlere düşenler, çarpışanlar… Her yer ana baba günüydü. Arka yollardan bizim sokağa geldik.”

 

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.