Antalya Film Festivali İzlenimleri 2
Barış Saydam - Yorum 22 Ekim 2016

Festivalin esas iddialı filmleri ise Tereddüt, Albüm, Rüya ve Babamın Kanatları. Muhtemelen festivalin önemli ödülleri bu dörtlü arasından çıkacak.

 

53. Antalya Film Festivali’nde Ulusal Yarışma’nın son filmleri de seyirciyle buluştu. Geçtiğimiz yazıda yarışmanın ilk sekiz filmine değinmiştik. Şimdi de yarışmanın kalan dört filmine bakalım.

Rüya

Derviş Zaim belki Türk sinemasının en iyi filmlerini çekmiyor. Herkesin aklında kalan, yurt içinde ve yurt dışında ödüller kazanan filmlere imza atmıyor; ancak kimsenin yapmaya cesaret edemeyeceği şekilde Türkiye’de film yapma pratiği üzerine filmleriyle yeni denemeler, arayışlar içerisine giriyor. Yönetmenin son filmi Rüya da bu arayışın yeni bir halkası. Filmlerinde geleneksel sanatlarla uğraşan karakterlerin içsel ya da dışsal çatışması üzerinden bir arayış hikâyesi anlatan yönetmen, Rüya'da da mimariyi konu alıyor. Devlet arazilerine büyük konutlar yapan bir inşaat şirketinde çalışanların yaşadıkları etrafında, sinemasındaki temel mesele olan çatışma unsurunu öne çıkartıyor. Bu sefer diğer filmlerinden farklı olarak karakterlerin hayatları ve çatışmaları iç içe geçiyor, birbirleri içinde eriyor, seçimler sonuçları değiştirmiyor ve karakterler sistemi değiştirme konusunda büyük bir çaresizlik yaşıyor. Rüya’yı fazlaca anlatmak anlamsız aslında. Derviş Zaim’in en sürprizli, seyirciyi en çok zorlayan ve hikâye anlatma biçimi anlamında ülke sınırlarının dışarısına taşan filmi olduğunu söylemekle yetinelim. Muhtemelen film vizyona girdiğinde seyircileri ikiye bölecek, sevecek olanlar kadar filmden nefret edenler de çok çıkacak. Kendi adıma söylemem gerekirse, Türk sinemasında mitleri, menkıbeleri, efsaneleri kullanan ve biçimsel anlamda her filminde farklı bir şey deneyerek ezber bozan bir yönetmenimizin varlığından ötürü şanslı olduğumuzu düşünüyorum. İyi/kötü diye bir değerlendirme yapmadan, Zaim’in cesaretini ve arayışını önemsiyorum. Yarışmada En İyi Yönetmen ödülü için şansının olduğunu düşünüyorum.

Rüzgarda Salınan Nilüfer

Çoğunluk filminden sonra Türk sinemasının en başarılı genç yönetmenlerinden biri kabul edilen Seren Yüce, ikinci filmi Rüzgârda Salınan Nilüfer’de de ilk filmindeki anlatım üslubunu koruyor. İstanbul’da lüks bir hayat süren iki ailenin yaşadıkları üzerinden yönetmen yeni orta sınıfların ikiyüzlülüğünü, bireylerin yalnızlığını, yabancılaşmayı ve gündelik hayata sinen faşizmi aktarıyor. Çoğunluk’ta olduğu gibi yönetmenin yeni filminde de pek çok detay ana temaları ortaya çıkaran yapbozlar gibi filmin yüzeyinde birleştirilmeyi bekliyor. Çiftlerin eşleriyle, çocuklarıyla ve hizmetçiyle kurdukları iletişimdeki efendi-köle ilişkisine dair gözlemler filmin esas meselesini de su yüzüne çıkarıyor. Seren Yüce’nin sineması detayların, anların ve küçük değişimlerin büyük resme göndermede bulunduğu, somut şeyler üzerinden soyut bir gerçekliğin oluştuğu bir sinema… Yüzeyde kalan pek çok detay, karakterlerin jestleri, mimikleri ve dilleri yeni orta sınıfların bilinçaltını açığa çıkarıyor. Filmdeki hikâye ve çizilen karakterler toplumsal ve ekonomik bir bağlam üzerinden değerlendirildiğinde, Türkiye’nin seksen sonrası dönemde hızlı yükselen ve gittikçe toplumun geniş bir kesimine yayılmaya başlayan yeni orta sınıfların marazları kadar Türkiye’nin modernleşme sürecinde geçirdiği dönüşümün sıkıntıları olarak da okunabilir.

Eşik

Dünya prömiyerini Karlovy Vary’de yapan Eşik, Hatay’da yaşayan bir kadının yaşadıklarına odaklanıyor. Tır şoförlüğü yaparak sık sık ülke dışına çıkan kocasını bekleyen kadının evdeki bekleyişleri üzerine kurulan hikâye, daha sonra aynı kadının büyükannesinin benzer hikâyesiyle örtüşüyor ve bir yerden sonra kadınların hikâyeleri de yazgıları da birleşiyor. Eşik, bu anlamda filmin geçtiği Hatay’ı düşündüğümüzde ülkenin eşiğini temsil ediyor. Kadınların hikâyesi üzerinden ise yaşamla/ölümün, akıl sağlığı ile deliliğin eşiğinin sembolü haline geliyor. Ancak bütün bunlar demode, sıkıcı, hiçbir derinliği olmayan, dümdüz bir sinemayla beyazperdeye aktarılıyor. Bekleyiş içindeki kadınların pencerelerden yola bakışları ile evde duvarların detaylarını içselleştirmemizi sağlayan erkeklerin uzun uzun bakışları filmdeki karakterlerin psikolojilerini hissettirmekten ziyade seyirciyi sadece filme değil, sinemaya da soğutuyor. Kâğıt üzerinde filmin sinopsisi etkileyici gözükse de, yazılı metin görsel dilin hiçbir özelliğini kullanmadan resmedilince filmin seyri de bir eziyete dönüşüyor. Karlovy Vary’nin film seçen kişileri ne düşünüyor bilemiyorum, ancak böyle filmlerin Türkiye’de değil de ait oldukları Karlovy Vary, Montreal ve Sundance gibi festivallerde gösterilmesinin yeterli olduğunu düşünüyorum.

Rauf

Dünya prömiyerini Berlin’de yapan Rauf, üç çocuğun gözünden Kars’ın bir köyünde yaşananları aktarıyor. Geçtiğimiz yılın başarılı filmlerinden Kar Korsanları’na benzer biçimde hayatı çocukların algıladığı şekilde yansıtmaya çalışan filmde, yanı başlarında bir savaş süren köyde gündelik hayatta yaşananlar yansıtılıyor. Savaş tüm acımasızlığıyla bölgede hüküm sürüyor. Sürekli yeni ölümler, yetiştirilmeye çalışılan tabutlar, mezarlara gömülen genç bedenler, akılları ve yürekleri dağda kalan anneleri görüyoruz. Diğer yandan ise gündelik hayatın ve iklim şartlarının ağırlığına karşın kendi dünyalarında dışarının katı gerçekliğine karşı koyan çocukların masum hayatlarına ortak oluyoruz. Rauf’un en büyük başarısı, iki yetişkin yönetmenin gözünden bölgenin durumuyla ilgili bir söz söyleme kaygısından uzak, sadece çocukların dünyasından köyde yaşananlara odaklanması. Film, yetişkinlerin siyah-beyaz dünyasını da çocukların yaşadıkları gri dünyayı da aynı incelikle ekrana taşıyor. Finalinde seyirciyi ezen abartılı bölüm filmi zayıflatırken, yönetmenlerin çocuk oyuncuları fazlasıyla serbest bırakması da bir yönetmenlik zaafı olarak ortaya çıkıyor. Bu eksikliklerine karşın, Rauf seyirciyle ilişki kurabilecek, seyirci ödülüne ulaşabilecek potansiyele de sahip.

Ödül Tahminleri

Semih Kaplanoğlu’nun başkanlığını yaptığı, Beste Bereket ve Mehmet Özgür gibi oyuncuların da bulunduğu jüriden hangi kararlar çıkar, tahmin etmek zor. Jüri kararlarıyla sinema eleştirmenlerinin kararları genelde farklılık gösterir. Sinema eleştirmenleri SİYAD ödüllerinde de görüldüğü gibi, gerek içerik gerekse biçimsel olarak iyi olduğuna inandıkları filmlere karar verirken, işin içine para ödülü de girdiği için, ödüller genelde paylaştırılmaya çalışılır. O yüzden en son düzenlenen Adana Altın Koza Film Festivali’ndeki gibi En İyi Yönetmen ve Senaryo ödüllerini alan film, En İyi Film ödülünü kazanamaz. Bunların hiçbirini alamayan bir film ise, En İyi Film ödülü alıp festivali kapatabilir. Jürilerin verdiği ödüllere ve kararlara çok da takılmadan, isterseniz genel görünüm üzerine konuşalım.

Bu yıl Antalya Film Festivali’nde merak edilen üç film vardı. Yeşim Ustaoğlu’nun Toronto’da gösterilen son filmi Tereddüt, Montreal’de açılışını yapan Toz ve Karlovy Vary’de prömiyerini gerçekleştiren Eşik. Albüm, Babamın Kanatları ve Rüya filmleri daha önce Adana’da gösterilmiş, Genç Pehlivanlar, Mavi Bisiklet, Rauf, Rüzgarda Salınan Nilüfer ve Siyah Karga ise geçtiğimiz İstanbul Film Festivali’nde yer almıştı. Kimsenin kâğıt üzerinde çok bir şey beklemediği Rıza Sönmez’in Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var ise festivalin en güzel sürprizi oldu.

Genç Pehlivanlar, Mavi Bisiklet, Toz ve Eşik’in festivalde önemli bir ödül alma şansının olmadığını düşünüyorum. Toz’un başrolü Öykü Karayel belki bu filmler içerisinden ödüle uzanabilir, ancak diğer filmlere bir ödülün çıkması zor gözüküyor. Bu dörtlünün bir kademe üstünde ise Rauf, Siyah Karga ve Rüzgarda Salınan Nilüfer filmlerini sayabiliriz. Rauf filmi En İyi İlk Film ödülüne uzanma potansiyeline sahip. Siyah Karga, Jüri Özel Ödülü’nü kazanabilir. Rüzgarda Salınan Nilüfer ise bir sürpriz yapabilir. Önemli ödüllerden birkaçını kazanabilir. En İyi İlk Film ve Seyirci Ödülü için bir diğer aday da Rıza Sönmez’in filmi.

Festivalin esas iddialı filmleri ise Tereddüt, Albüm, Rüya ve Babamın Kanatları. Muhtemelen festivalin önemli ödülleri bu dörtlü arasından çıkacak. Babamın Kanatları En İyi İlk Film ve Jüri Özel Ödülü için önemli adaylardan biri. Rüya En İyi Yönetmen dalında, Albüm ise En İyi Senaryo ve En İyi Film kategorilerinde öne çıkıyor. Tereddüt’ün başrolünde oynayan iki kadın oyuncusuna birden En İyi Kadın Oyuncu ödülü bölüştürülebilir. Ayrıca En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Kurgu gibi dallarda da filmin şansının yüksek olduğunu düşünüyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.