Asghar Farhadi: Gündelik Hayattaki İşaretleri Harmoni İçinde Vermek İstiyorum
Barış Saydam - Yorum 22 Ekim 2016

"Yazarken her zaman kafamda bir başlangıç ve son vardır. Bu bir askıya benzer. Çamaşırları asmak için iki duvarın arasına bir askı asmanız gerekir. Başlangıç ve son askıyı asacağınız duvarlar gibidir."

Üç yıl önce de Antalya’ya konuk olan İranlı yönetmen Asghar Farhadi, 53. Antalya Film Festivali’nde bir masterclass düzenledi. Alin Taşçıyan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşide, Farhadi sinemasının temel unsurları üzerine konuştu.

Seyircilerden soru almadan önce, yönetmen kendi sinemasının en önemli unsuru olarak gördüğü gündelik hayatın gerçekliğinin sinemaya aktarılması meselesini nasıl algıladığını ve filmlerinde bunun niçin önemli olduğunu açıkladı.

“Ben drama ve hikâye anlatma üzerine kurulan filmlerde gündelik hayatı merak ediyorum. Belgeselde ise drama olsun istiyorum. Yani benim istediğim, aradığım sinema ikisinin de varolduğu bir sinema. Bu, benim için yeni bir tecrübe. Bu ikisini bir araya getirmek bana çekici geldi.

Gündelik hayat, tekrarlar üzerine kuruludur. Niye peki buna önem veriyoruz? Bunu açıklamak için size bir örnek vermek istiyorum. Bir arkadaşınızla çay içmek için dışarıya çıkıyorsunuz. Siz geç, o erken gidiyor. Siz geldiğinizde, o başka bir yere gitmek istiyor. Susadığını, bir yolculuğa çıkmak istediğini söylüyor. Gündelik hayattaki sıradan konuşmalar bunlar. Peki neden bunlar önemli? Bütün bunlar bizim gerçekliklerimiz. Düşünün ki, ertesi gün arkadaşınız ölmüş. O zaman işte, hep arkadaşınızla son gün yaptıklarınız, onun size söyledikleri aklınıza gelir. Hayatta her şey sürekli değişiyor, ama bunları önemsemiyoruz. Ben karakterlerimi öyle bir duruma getirmek istiyorum ki, dönüp geçmişlerine baksınlar istiyorum. Bu sayede değersiz gözüken ufacık şeyler anlamlı hale geliyor. Şimdi size iki kelime söylemek istiyorum: Sembol ve imge. Sembol, kültürel yapı gereği bir anlama sahip olan bir şeydir. Örneğin beyaz güvercin, pek çok kültürde ve toplumda özgürlüğü sembolize eder. Sarı rengi, İran’da şüpheyi anımsatır. Bunun için bizim geleneğimizde olan taziye tiyatrosunda karakterler sarı giyer. Benim filmlerimde de sarı kıyafetler ve evler görürsünüz. Çin’de ise sarı farklı bir anlama sahiptir. Semboller, sınırlamalardan ve sansürlerden çıkar. İmkânsızlıklardan çıkar. Günümüzde ise işaretler vardır. Kendi kendilerine herhangi bir anlam taşımazlar. Tekil olduklarında anlamsızdırlar, ama peşi sıra geldiklerinde bir anlam yaratırlar. Gerçeklikler işaretlerle doludur. Örneğe dönersek, arkadaşının konuştukları tek başına anlamsızdır ama yaşanan ölüm olayıyla birlikte anlam kazanırlar. Yolculuk yapacak olması, susaması onun ölümünün göstergeleri olur. Ben filmlerimde gündelik hayattaki bu işaretleri organik bir harmoni içinde vermek istedim.”

Farhadi sinemasının alameti farikaları olan ve senaryodaki temel meselesine ve temalara bizi götüren işaretlere/göstergelere yönetmenin bütün filmlerinde rastlamak mümkündür. Senaryo ilmik ilmik örülür, bütün detaylar bizi finale doğru hazırlar. Ancak Farhadi sinemasını diğer yönetmenlerden ayıran en önemli özelliklerden biri, yönetmenin senaryosunun doğallığı ve sahiciliğidir. Matematiği bu kadar kuvvetli bir senaryonun gerçeklikle bu kadar yakın bir ilişki kurması şaşırtıcıdır. Filmlerinde gündelik hayatın içerisindeki işaretleri nasıl bulduğunu ve filmlerinin senaryosunu yazarken işaretleri nasıl metnine yerleştirdiğini Farhadi şu şekilde özetledi:

“İlk başta işaretleri yerleştirmiyorum. Gerçekliği oluşturduğumda yan yana işaretleri koyuyorum. Bunların gerçeklikle ilişkisinin uzak olmaması gerekiyor. Senaryoyu yazdığımda, onun ilk izleyicisi kendim oluyorum. Evrensel bir şekilde ona bakmıyorum. Kimler onu izleyecek, ne düşünecek diye bakmıyorum. Sonra yazmış olduğum gerçekliğin içerisine işaretleri ekliyorum. İşaretler bizi bilinçaltında olaylara hazırlıyor. Bunların bazıları daha net bazılarıysa daha gizli oluyor.”

Farhadi filmlerinin en çok konuşulan noktalarından biri de filmlerinin sonları olur. Klasik bir biçimde Aristocu üç perde anlatımından uzakta, her finalin aslında bir başlangıca evrildiği bir sinemadan söz etmek mümkündür. Yönetmen bunun nedenini şu şekilde açıkladı:

“Filmler bize ne yapar? Bizi üzerler, bizi sevindirirler ya da ikisini birden yaparlar. Ancak film bu düzeyde kalırsa unutulur. Düşünceye dönüşünler ise kalır. Hangi düşünce olduğu önemli değildir. Benim yöntemim filmden sonra bir soru işareti oluşturmaktır. Bu sorular bizi düşünmeye teşvik eder. Benim filmlerimde iki başlangıç, bir son vardır. Son, alınyazısının belirlendiği yerdir. Başlangıçlardan ilki filmin başladığı bölümdür. Diğeri ise filmin sonundaki başlangıçtır. Satıcı’da son bir başka başlangıcın hikâyesidir. Yazarken her zaman kafamda bir başlangıç ve son vardır. Bu bir askıya benzer. Çamaşırları asmak için iki duvarın arasına bir askı asmanız gerekir. Başlangıç ve son askıyı asacağınız duvarlar gibidir. Sonlar ilk yazdığınız şekilde kalmayabilir ama hikâyeyi düşünürken hep sonunu da düşünün. Yazdığınız hikâyeyi üç satırda annenize anlatabilmeniz gerekir. Başı, ortası ve sonunu o üç satırın içerisinde anlatabiliyorsanız, iyidir.”

Türk sinemasının son dönemde yaşadığı festival odaklı üretimi ve kendi seyircine yabancı filmlerin festivalleri sarmasını düşündüğümüzde, Farhadi’nin sinemasının kendi kültürü ile kurduğu ilişkiyi aktardığı bölümler söyleşide öne çıktı:

“Benim memleketimin en büyük zenginliği şiirdir. Filmlerimde doğrudan şiir olmasa da edebiyat ve şiirle içli dışlıyım. En sevdiğim isimler de Sadi, Hafız ve Mevlana’dır. Bunlar çok katmanlıdır. Okuryazar olmayan biri bile bunları okuduğunda ilk katmanını dahi anlasa bu isimlerden büyük keyif alır. Uluslararası ve evrensel olmak için daha yerel olmamız lazım. Bir Ayrılık’tan sonra Geçmiş’i Fransa’da çekmemim nedeni uluslararası bir film çekmek değildi. Bir Ayrılık’la aldığım ödüllerin beni kandırmasını istemedim. Çağrıldığım festivallerde kaldığım otellerde Geçmiş’in senaryosunu yazıyordum. Bu, bana yeni bir film çekmek için yardım etti. Hiçbir zaman hayatımda Fransa’da film çekeceğimi düşünmemiştim. Özellikle orada çekmek için yazmadım. Ama Bir Ayrılık’tan sonra farklı bir şey yapmak, yeni filmler çekmek istedim. İran’da kalsaydım, o başarı benim yeni filmimi bu kadar kısa sürede çekmemi engelleyebilirdi.”

Elly Hakkında, Bir Ayrılık, Geçmiş ve Satıcı filmlerini düşündüğümüzde, seyirci olarak belki de bizi en çok zorlayan şeylerden biri Farhadi’nin yarattığı karakterlerin hemen hepsine hak vermemiz olur. İyi/kötü çatışması Farhadi filmlerinde yerini iyiyle iyinin çatışmasına bırakır. Her karakter kendi alanı  içinde haklıdır ve seyirci olarak biz hepsiyle empati kurabiliriz. Farhadi bunun önemini şöyle ifade etti:

“Yazdığım bütün karakterlere aynı mesafeyi korumaya çalışıyorum. Her insan iyidir demiyorum, böyle bir şey mümkün değil. Ancak benim mesafe ile bahsettiğim şey, karakterlere kendilerini müdafaa şansı veriyorum. Karakterlere yaptıklarını anlatma, kendilerini savunma fırsatı veriyorum. Sadece sözel olarak değil, duygusal olarak da kendilerini ifade etmelerini sağlıyorum. Bunun için sadece sözel tarif yetmiyor, onlara duygusal bir alan gerekiyor. Onlarla bizim aramızda empati gerekiyor. Bugüne kadarki tüm filmlerimde buna dikkat ettim. Empati benim için çok önemli. Filmlerimde niçin iyi/kötü çatışması yok? Bir yönetmen olarak bunu yaparsanız, seyirci sadece izlemekle yetinir. Ama bunu yapmazsanız, iyi ile iyinin savaşını yaparsanız, seyirci karar vermekte zorlanır. Bir Ayrılık’taki iki aile de iyi aileler. O yüzden biz ikisinin arasında karar veremiyoruz. Kendimi yönetmen olarak dışarıda bırakmak için bunu yapmıyorum. Seyirciye bu seçimi kendi yapması için yapıyorum. Bu yüzden de Bir Ayrılık’ın ilk planında kamera yargıcın gözünden başlar. Seyirci, filmde bir yargıç konumundadır.”

 

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.