Yeşilçam İstanbul’u Anlatıyor
Ayşe Adlı - İnceleme 27 Ekim 2016

1950’lerin başlarından 80’lere kadar süren bu 30 yıllık dönemde İstanbul, çekilen hemen her filmin doğal platosudur. Ahşap konakları, bâkir Boğaz kıyıları, imparatorluk bakiyesi halkıyla nezih bir şehir yansır kameralara. Anadolu henüz şehre akın etmemiş, boğaz köprüleri inşa edilmemiştir.

Türk sinemasının Yeşilçam dönemi, baştan sona bir İstanbul güzellemesidir. 1950’lerin başlarından 80’lere kadar süren bu 30 yıllık dönemde İstanbul, çekilen hemen her filmin doğal platosudur. Ahşap konakları, bâkir Boğaz kıyıları, imparatorluk bakiyesi halkıyla nezih bir şehir yansır kameralara. Anadolu henüz şehre akın etmemiş, boğaz köprüleri inşa edilmemiştir. Vapur yolcuları birbirini tanımakta, Beyoğlu’na takım elbiseyle çıkılmaktadır. Bugün ancak şehrin o zamanlarına şahitlik edenlerin hafızalarındaki bu manzaralar, hemen hepsi mutlu sonla biten Türk filmlerinin arka planından usulca akar.

 

Doç. Dr. Barış Bulunmaz ve Ömer Osmanoğlu’nun birlikte hazırladığı Yeşilçam Sineması’nda İstanbul kitabı, işte tam da bu dönemde çekilen 50 film üzerinden o günlerin İstanbul’unu anlatıyor bize. 50’ler sadece şehrin değil, toplumun dönüşümünün de başladığı tarihe tekabül ediyor. Ve sinema, merkezinde insan olduğu için, merkezden başlayıp tüm Anadolu’ya yayılan bu değişimi, kimi zaman kasıtlı olarak, kimi zaman ise tüm doğallığıyla kayıt altına alıyor. Kitabın yazarları giriş yazısında; ele aldıkları filmlerin, “İstanbul 1950’lerden 1980’lere kadar neyi kaybetti ya da kazandı?” sorusunun cevabı niteliğini taşıdığı kanaatini paylaşıyor. Ancak bize sorarsanız 50 filmlik seyir, şehrin kayıplarını son derece net bir şekilde ortaya koyuyor. Anadolu ve İstanbul’un hazırlıksız karşılaşması, taşranın masumiyetini, şehrinse nezahat ve nezaketini bir daha geri dönmeyecek şekilde ortadan kaldırıyor.

 

Kitap, 1950 yapımı İstanbul Geceleri ile başlıyor. Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Suzan Güven, Mustafa Çağlar, Abdullah Yüce ve dönemin diğer meşhurlarının da yer aldığı film, dönemin eğlence hayatı hakkında da fikir veriyor. Başrol oyuncuları Recep ve Şaban’ın şehre bakışı, İstanbul’un taşradan nasıl göründüğünü anlamak bakımından manidar. İki kafadara göre büyük şehirle irtibat, sınıf atlamaya kâfi. Ancak o yıllarda henüz homojen bir kültüre sahip olan şehrin ‘köylü’leri ve onların ‘görgüsüzlüklerini’ sindirmesi kolay olmaz. Birer ikişer yıl arayla çekilen filmlerde dikkat çekilen problemlerin vahameti giderek artar. 1952 yapımı Kanun Namına’da kültürel yozlaşma bir problem olarak sunulur izleyiciye. Gelenek kutsanmakta, ancak hızla yitirildiği de gözler önüne serilmektedir.

 

Senaryoda kendine yer bulamasa da yitip gitmesi yakın başka en oyuncuları da vardır bu filmlerin. 1957 yapımı Berduş’ta ekrana yansıyan Karaköy Camii bunlardan biridir mesela. Bir yıl kadar sonra meydan genişletme çalışmalarında yerinden kaldırılan caminin son şahitlerinden biri olur Berduş.

 

Yeşilçam için yazılan senaryolar çatışma üzerine inşa edilmektedir. İyiyle kötü, güzelle çirkin, eskiyle yeni net şekilde konulur karşı karşıya. Geleneksel ve modern çatışması da bu listeye dâhil edilebilir. 1960’ta çekilen Cumba’dan Rumbaya’nın Cemile’si, tıpkı bir yandan Batılılaşmak isterken diğer yandan kendi değerlerinden uzaklaşmaktan çekinen ülke gibi ne Karagümrük’ten vazgeçebilmekte, ne de Şişli’ye arkasını dönebilmektedir.

 

Yıllar geçer! 60’larda iyice görünür olan başkalaşma, 70’lerde zirve yapar. Sinema, Yeşilçam gibi İstanbul’un güzel günlerinin de sonuna gelindiğini haber vermektedir. Göç ve gecekondulaşma içinden çıkılmaz bir hal almış, suç oranları yükselmeye devam etmiş, kültürel yozlaşma kalıcı hale gelmiştir. 50’lerde yaşananlara şehirlinin gözünden bakan Ah Güzel İstanbul’un dönemi bitmiştir artık. Lütfi Akad’ın 1973 – 75 arasında çektiği Gelin, Düğün, Diyet üçlemesi, yaşananları taşralının gözünden anlatır. İstanbullu kaybetmiş ancak köylü de mutlu olamamıştır. Çift taraflı bir kayıptır yaşanan. Dönemin sonlarında gelindikçe bir yandan 12 Eylül 1980’in yolunu açan toplumsal karmaşanın, diğer yandan her şeye rağmen korunması gereken umudun filmleri yapılır. Yazarlar, 1979 tarihli Yusuf ile Kenan’ı dönem filmlerinin son örneği olarak ele alır. Türkiye’de 1980’den sonra da film çekilecektir elbette. Ancak artık bambaşka bir fonda, başka hikâyeler anlatılacaktır.

 

Yeşilçam Sineması’nda İstanbul

Doç. Dr. Barış Bulunmaz / Ömer Osmanoğlu

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları

İstanbul 2016

309 sayfa

 

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.